Makale

BAŞKANLIĞIN İLK KUR’AN MEALİ “KUR’AN-I KERİM VE TÜRKÇE ANLAMI (MEAL)”

BAŞKANLIĞIN İLK KUR’AN MEALİ
“KUR’AN-I KERİM VE TÜRKÇE ANLAMI (MEAL)”
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri

1961 yılında yayınlanan “Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı (Meal)” adlı eser için “Başkanlığın ilk Kur’an meali” derken, 1935-1938 yılları arasında 9 cilt olarak basılan “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsirimizde merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın, ayet veya ayetlerin tefsirine geçmeden önce bu ayet veya ayetler için yazdığı mealleri unutuyor değilim. Burada kastedilen Başkanlığın yayımladığı müstakil ilk mealdir.

Başkanlığın bu ilk meali, Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem ve Müşavere ve Dini Eserler İnceleme Kurulundan Yusuf Ziyaeddin Ersal’ın gözetiminde Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Dr. Hüseyin Atay ve Dr. Yaşar Kutluay tarafından hazırlanmış, ayrıca İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü öğretim üyesi Mahir İz’in başkanlığında Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu üyesi Osman Keskioğlu, Ödemiş Müftüsü M. Ziya Bilgin ve Ankara Müftüsü Mahmut Öğütçü’den oluşan redaksiyon komisyonunun tetkikinden geçmiştir.

Kâğıt ve baskı kalitesi için dönemin imkânları muvacehesinde hususi bir itina gösterilmişti. Dizgi ve baskıya hazırlık işlemleri Türk Tarih Kurumunca yapılmış ve Harita Genel Müdürlüğü Basımevinde üç cilt hâlinde basılmıştır. Jenerikte yayın numarasına yer verilmemiştir; ancak Başkanlığın 90 numaralı yayını olduğu 1973’te yapılan yeni baskısından anlaşılmaktadır. Mushaf’a da yer verildiği için normal Mushaflar gibi bu meal de Mushaflar İnceleme Kurulu’nun tetkikinden geçirilerek mühürlenmiştir.

Kitap, bir sayfada metin karşı sayfada meal şeklinde dizayn edilmiştir. Eser için hattat Hafız Osman tarafından Hicri 1097 (Miladi 1686) yılında istinsah edilmiş olan Mushaf seçilmiştir. Bu Mushaf 11 satırlıdır; yani “ber-kenar/sayfa tutar” bir Mushaf değildir. Dolayısıyla günümüzdeki meallerden farklı olarak toplamda 604 sayfa değil de metin ve meal ayrı ayrı 814 sayfadır. Mushaf tertibine uyularak meal sağdan sola doğru numaralandırılmıştır. Az sayıda da olsa dipnot şeklinde açıklamalara da yer verilmiştir. Üçüncü cilde bir indeks ve fihrist ilave edilmiştir. Her üç cilt de 1961 yılında basılmıştır. Bu formatıyla meal, bir defa basılmıştır.

Diyanet İşleri Başkanı H. Hüsnü Erdem imzasıyla esere yazılan ön sözde, bir Kur’an mealine duyulan ihtiyaç dile getirilmiştir. Burada, Başbakanlıkça bir meal yayımlanmasının zorunlu hâle geldiği ifade edilirken vatandaşların sıkça Reisliğe müracaat ederek bir meal tavsiyesi talebinde bulunmaları, piyasada mevcut tercümelerin itimada şayan olup olmadıklarını sormaları da gerekçeler arasında gösterilmiştir. Yazıda Başkanlığın, bazı kişi ve yayınevlerinin neşrettiği tercümeleri tavsiyede çekingen kalması, “Mesleki kudret ve ihtisasları müsellem zatlar tarafından vücuda getirilmiş de olsalar Kur’an-ı Kerim ile ilgili bir eseri iyice incelemeden tavsiye etmek, onun bütün ilmî ve dinî vebalini yüklenmek demek olacağından Başkanlık -haklı olarak- bu hususta azami derecede çekingen davranmıştır.” sözleriyle açıklanmıştır. Başkan Hasan Hüsnü Erdem ön sözünde ayrıca, Başkanlığın yayınladığı bu mealin mevcutları içerisinde belki en az hatalısı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak bu hâl, daha iyisinin yapılamayacağı anlamına gelmemektedir.

“Kur’an-ı Kerim gibi ilahi belâgat ve icazı haiz” bir kitabın, Türkçe de dâhil hiçbir dile layıkıyla çevrilemeyeceğinden hareketle hazırlanan bu esere “tercüme” değil “meal” demeyi uygun bulduklarını belirtirken Başkan şöyle diyordu: “Kur’an’ın yalnız manasını ifade eden sözleri Kur’an hükmünde tutmak, namazda okumak ve aslına hakkiyle vâkıf olmadan ahkâm çıkarmak caiz değildir. Her dilin kendine göre güzellikleri ve birtakım özellikleri vardır. Hiçbir terceme aslının yerini tutamaz. Elfâz-ı Kur’aniyye’den herhangi birinin başka bir dilde uygun bir karşılığı bulunabileceği kabul edilse bile bu, bütün Kur’an için ve hele muhtelif manalara delaletleri ve yerine göre hepsine de şümulleri muhtemel bulunan lâfızlar için hiç mümkün olamaz. Çünkü bu lafızları terceme etmek, müteaddid manaları bire inhisar ettirmek demek olur ki tercih ve tahsis edilen mananın murad-ı ilahi olduğu katiyetle bilinmeden buna Kur’an tercemesi demeğe nasıl cesaret edilebilir? Bundan, Kur’an-ı Kerim’in anlaşılmaz bir kitap olduğu manası da çıkarılmamalıdır. Kur’an-ı Kerim’den faydalanmak için terceme etmek başka, tercemeyi Kur’an yerine ikame etmeğe kalkışmak başkadır.” (s. VI.)

Ön sözden sonra meali hazırlayanlar tarafından kaleme alınmış kısa bir “Açıklama” yer almaktadır. (s. IX-XI.) Daha sonra meal ile birlikte eserde yer verilen Mushaf nüshası ve hattatı Hafız Osman Efendi hakkında geniş ve önemli bilgileri içeren bir yazıya yer verilmiştir (s. XIII-XVIII.); bu yazı, Topkapı Sarayı Müzesi Müdür Muavini Kemal Çığ tarafından yazılmıştır.

Osman Keskioğlu tarafından kaleme alınan ve “Kur’an-ı Kerim ve Başka Dillere Çevrilmesi Konusunda Açıklamalar” başlığını taşıyan 14 sayfalık makale de ayrı bir önem taşımaktadır. Keskioğlu burada Kur’an’ın insanlığa kazandırdıklarından söz ettikten sonra bu Kitab-ı Kerim’in bir Mushaf hâline getirilip çoğaltılması konusunda bilgi vermiştir. Yazıda Müslümanların Kur’an’a son derece önem verdikleri, milyonlarca insanın onu ezberlediği, hattatlar tarafından yazıldığı, matbaalarda basılıp çoğaltıldığı, anlaşılması için tefsirler telif edildiği hatırlatılmıştır. Kur’an’ın anlaşılmasının önemini ortaya koyan ayet meallerine yer verdikten sonra Keskioğlu şöyle diyor: “Beyan ve tebliğ için tercemeye lüzum vardır. Kur’an-ı Kerim bir hazinedir; mana hazinesi. Bunun anahtarı tercemedir. Zira Kur’an-ı Kerim anlaşılmak için indirilmiştir.” (s. XXII.)

Kur’an’ı anlamak ve anlatmak, tebliğ edip yaymak için öteden beri tercüme edildiğini hatırlatan Keskioğlu, bununla birlikte “Aslındaki icaz ve belagati muhafaza ederek bütün kuvvet ve heyecanıyla tercüme etmek mümkün değildir, fakat meal olarak tercümesi mümkündür.” demektedir. (s. XXII-XXIII.) Keskioğlu yazının devamında Batı’da ve İslam dünyasında Kur’an tercümesi faaliyetlerine özetle değinmiştir; bilhassa Batı’da yapılan tercümelerin bir kısmının maksatlı olduğunu belirtmeyi de ihmal etmemiştir. Keskioğlu ayrıca, 1936’da Mısır Ezher Üniversitesinde tercüme konusunda yapılan çalışmalara genişçe yer vermiştir. (s. XXIV-XXVI.)

Tercümenin cevazı hususunda İslam âlimlerinin görüşlerine de yer veren Keskioğlu, ana dili Arapça olmayan bazı İslam ülkelerinde Kur’an tercüme teşebbüslerine değinmiştir. (s. XXVIII-XXIX.) Yazının devamında Kur’an’ın Türkçe tercümeleri üzerinde durmuştur. (s. XXIX- XXXI.) Elde bulunan ilk Türkçe tercümenin Uygur Türkçesiyle yazıldığını ve eserin V. yüzyıla ait olduğunun tahmin edildiğini belirtmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında tercüme faaliyetlerinin çoğaldığını belirten Keskioğlu, Müjgân Cumbur’un 1961 yılında yıllık olarak neşredilen Diyanet Dergisi’nde “Kur’an-ı Kerim’in Türk Dilinde Basılmış Terceme ve Tefsirlerine Bir Bakış” başlığıyla yayınlanmış makalesine dayanarak, 1924-1927 ve 1953-1959 yılları arasında altışar Kur’an tercümesinin basıldığını ileri sürmüştür. 1934’te yayınlanan Tanrı Buyruğu adlı tercümeye özellikle değinmiştir. Bu süreçte yayımlanan meallerin arzu edilen nitelikte olmadığının da altını çizmiştir.

Yazısında, Fatih dersiam ve vaizlerinden Osman Raşid Efendi’nin başkanlığında ilmî bir heyete yazdırılıp 1927’de Maarif Kütüphanesince yayınlanan “Tercemeli Kur’an-ı Kerim” adlı eser için ayrı bir paragraf açan Keskioğlu, bu tercümeye bir takdim yazısı yazmış olan Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ın anlaşılması için iyi bir Türkçe meale olan ihtiyacı dile getiren görüşlerine de yer vermiştir. (s. XXX.)

Bu bilgilerden sonra Başkanlığın makalemize konu olan mealinin ortaya çıkış sürecine kısaca yer vermiştir. (s. XXXI-XXXII.) 1925 yılında Büyük Millet Meclisinin aldığı bir karar üzerine Diyanet İşleri Reisliğince M. Hamdi Yazır’a hazırlatılıp 1935-1938 yıllarında basılan Hak Dini Kur’an Dili Yeni Mealli Türkçe Tefsir adlı 9 ciltlik tefsiri hatırlatmıştır. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Başkanlığın bir Kur’an meali hazırlama teşebbüsünün ancak 1956 yılında olabildiğini, bu amaçla bir heyet oluşturulduğunu, ilk başlarda bu heyette Şehid Oral, Yusuf Ziya Ersal, Mustafa Runyun, Ali Sami Yücesoy, Âsım Güven, M. Âsım Köksal, Kemal Edip Kürkçüoğlu ve M. Şevki Özmen’in bulunduğunu; sonraları Şehid Oral, Yusuf Ziya Ersal, M. Âsım Köksal ve M. Şevki Özmen’in heyette kaldığını ve bu heyetin Âl-i İmran suresine kadar tercümeyi yaptığını anlatmıştır. 1 Kasım 1960’da yapılan görevlendirme üzerine Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Dr. Hüseyin Atay ile Dr. Yaşar Kutluay, meal çalışmasına başlamış ve nihayet hazırlanan eser, oluşturulmuş özel kurullarca yapılan tetkiklerden sonra 1961 yılında üç cilt hâlinde yayımlanmıştır.

Görüldüğü gibi meal yanında eser için yazılan ön söz ve açıklamalarda konuya ilişkin önemli bilgiler de verilmiştir. Keza tercih edilen Mushaf hakkında verilen malumat da önemlidir. Bu tetkikler, kanaatimce günümüzde konuyla ilgilenenler için de büyük bir önemi haizdir.

12 yıl aradan sonra Başkanlık 1973’te Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı (Meal) adlı bu eseri yeniden bastı. 1961’de basılan meal, bu defa Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Hüseyin Atay ile Doç. Dr. Mehmet Hatipoğlu ve Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Osman Keskioğlu’ndan oluşan bir komisyonca gözden geçirilmiştir. Bu yeni baskı tek cilt hâlinde, her sayfada bir Mushaf sayfası ve sayfa kenar ve altlarına meali yazılarak dizayn edilmiştir. Bu baskıda bu defa hattat Hasan Rıza’ya ait berkenar (15 satırlı) bir Mushaf esas alınmıştır/kullanılmıştır.

Tabii, burada bu ilk mealimizin içeriğinin değerlendirilmesine yer veremedik; o işi erbabına bırakmak en isabetli yol olacaktır. Şu kadarını söylemek gerekir ki Başkanlığın ilk müstakil meali olması yönüyle bile bu eser değerlidir ve Başkanlık yayınları arasında ayrı bir yeri vardır.

Başkanlığın, kuruluşundan ancak 37 yıl sonra bir meal basabilmiş olması kuşkusuz üzerinde teemmülü gerektiren bir husustur. Ancak unutmamak gerekir ki 1950’ye kadar olan dönemde Reisliğin gerçekleştirdiği önemli yayın faaliyetleri Devletin ekstra özel ödenek ayırmasıyla mümkün olabilmiştir. Hak Dini Kur’an Dili, Tecrid-i Sarih Tercümesi, Türkçe Hutbe, Askere Din Dersleri gibi eserler bu kabildendir. Bu yıllarda Reisliğin sınırlı bütçesi geniş bir yayın faaliyetine imkân vermemiştir. Ancak 1951 yılında Başkanlığın Döner Sermayesinin oluşturulmasıyladır ki bu alanda yeni bir hamle başlatılabilmiştir. Makalemize konu olan ve 1961’de yayınlanabilen Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı (Meal) de bu cümleden sayılmalıdır.