Makale

KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI

KIBRIS
BARIŞ HAREKÂTI

Nermin TAYLAN

Kıbrıs’ta tarih boyunca Hitit, Mısır, Bizans, Roma gibi pek çok uygarlık hüküm sürmüştür. Kim Akdeniz’de rahat hareket etmek istiyorsa gözünü Kıbrıs’a dikmiş ve oldukça stratejik bir bölgede olmasından dolayı da Kıbrıs sürekli el değiştirmiştir. Yüzyıllar boyunca çeşitli milletlerin egemenliği altına giren Kıbrıs, XVI. yüzyılda Venediklilerin elindeydi ve Venedikliler Ada’da 82 yıldır hüküm sürüyorlardı. Ada o yıllarda âdeta İstanbul, Suriye ve Mısır arasında işleyen Türk ticaret gemilerine karşı bir saldırı üssü gibiydi. Ancak diplomatik alanda Venedikliler yaptıkları saldırıları kabul etmiyor, bu saldırıların kendilerinden habersiz bir şekilde korsanlar tarafından gerçekleştirildiğini iddia ediyordu.

Nihayet şehzadelik yıllarından itibaren Kıbrıs’ı almak isteyen Sultan II. Selim’in atları Ada korsanları tarafından alıkonulunca padişah artık vaktin geldiğini düşünür ve Kıbrıs’ı almaya karar verir. Fetih hazırlıklarını tamamlayan Lala Mustafa Paşa komutanlığında 50 bin piyade, 6 bin yeniçeri ve süvariden oluşan 200 gemilik bir Osmanlı donanması, 15 Mayıs 1570’te Kıbrıs’ı fethetmek için yola çıkar. Temmuz ayı başında Kıbrıs’a ulaşan Osmanlı donanması ilk olarak Lefteri Kalesi’ni, 9 Temmuz’da da kuzeydeki Girne Kalesi’ni alır. Ardından Lefkoşe, 50 gün süren kuşatmayla ele geçirilir. Sonra Limasol, Larnaka ve Baf Osmanlı hâkimiyetine girer. Magosa kuşatması ise tam 11 ay sürer ve kalenin 1 Ağustos 1571’de düşmesiyle Kıbrıs seferi tamamlanır.

Osmanlı hâkimiyeti altına giren halk Venedikliler zamanındaki ağır vergilerden ve baskılardan kurtuldu. Toprağa bağlı kölelik sistemi kaldırılarak din hürriyeti tanındı. Ada’nın Türkleşmesi için Konya-Karaman ve İçel bölgelerinden Kıbrıs’a göçmenler yerleştirildi. Zaman içerisinde Rumlar ve çeşitli milletlerden insanlar birlikte yaşamaya devam ederken Kıbrıs, 1832 yılında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından ele geçirildi ancak Sultan Abdülmecid döneminde tekrar Osmanlı hâkimiyetine girdi.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından kısa süreli ele geçirilmesi sayılmazsa şayet, Kıbrıs tam 307 yıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalır lâkin Osmanlı Devleti’nin gücünü kaybetmeye yüz tuttuğu XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yaşanan 93 Harbi’nde (1877-1878) Osmanlı büyük bir yenilgiye uğrar. Bu savaşta âdeta devletin bel kemiği kırılmıştır fakat yine de Ruslara ödün vermek istenmemektedir. Birleşik Krallığın baskısı üzerine Osmanlı Kıbrıs’ı geçici süreliğine onlara kiralar. Mülkiyet Osmanlı’da olsa da yönetim tümüyle İngilizlerin eline geçmiştir. Aradan yıllar geçer ve Birinci Dünya Savaşı patlak verir. Osmanlı ile İngiltere düşman saflarındadır ve özellikle İngiltere hemen her cephede Osmanlı’yla savaş hâlindedir. Bu hengâmede ise İngiltere Kıbrıs’ı artık tamamen aldığını bildirir yani Ada artık tamamen İngilizlerin olacaktır. Osmanlı kendi toprağını öyle hemen bırakmak istemese de Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkar. Mondros Ateşkes Antlaşması, Millî Mücadele ve nihayet yapılan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye Kıbrıs’taki tüm haklarından vazgeçmek zorunda kalır.

Rumların ENOSİS hayali

Rumların ve Türklerin yaşadığı Ada 1925 yılında Kraliyet Kolonisi ilan edilir. Rumlar tarihi soykırımlarla dolu olan İngiliz hâkimiyetini Ada’da istemez ve ayaklanma başlatırlar. Kiliselerin duvarlarına ENOSİS yazarlar. ENOSİS yani Kıbrıslı Rumların Yunanistan’la birleşmesi. Takip eden yıllarda birkaç ayaklanma ile geçiştirilse de 1950’li yıllara gelindiğinde Ada Rumlarının ENOSİS hayali git gide artar. Aslında ENOSİS Kıbrıslı Rumların İngilizlerin Kolonisi olmayı kabul etmemeleri ile ortaya çıkmış ve bağımsızlık hayaliyle yeşermiştir. Fakat tüm bunların yanında Ada’da yaşayan Türkleri kimse hesaba katmamış ve onların düşüncesini önemsememiştir.

15 Ocak 1950’de Kıbrıs Rum Kilisesi, Türk toplumundan habersiz, gizlice bir oylama yapar ve yüzde 96 oyla ENOSİS/BİRLEŞME kabul edilir. Bu isteğe Türkiye karşı çıkar çünkü orada kendi vatandaşları da vardır ve o topraklar esasında ecdat yadigârıdır. 1954 yılına gelindiğinde Yunanistan birleşme isteğini Birleşmiş Milletlere taşır fakat Ada’daki Türk nüfusu sebebiyle istek geri çevrilir. Rumlar için bu defa hedef Türkler olmuştur çünkü birleşmemeye sebep, onlar için Türklerden başkası değildir.

Hedefleri Türkleri Ada’dan kaçırmak olduğundan yıldırma politikalarına başlarlar. Türkleri doğdukları, büyüdükleri, hayat buldukları topraklardan atmak için uğraşan Rumlara karşı Türklerin topraklarından gitme niyetleri söz konusu bile değildir. Kıbrıslı Rumlar, Yeoryos Grivas önderliğinde EOKA isimli silahlı örgütü kurarlar. Grivas Ada’da yaşayan gönüllü Rumları Yunanistan’a götürerek askerî kamplarda eğitir ve tekrar Kıbrıs’a savaşmaya getirir. EOKA Ada’ya iner inmez İngilizlerle savaşır ve sonrasında hedeflerine Ada’da ENOSİS’e karşı olan Müslüman Türkleri koyarlar. Silahsız Türklere karşı saldırılar her geçen gün artar; Yunanistan’dan silahlar getirilir, Türkler topraklarından kanlı bir şekilde atılmak istenir. “Ya Ada’yı terk edeceksiniz ya da Ada’ya gömüleceksiniz.” zihniyetiyle Türk köylerine saldıran EOKA mensupları sebebiyle 33 köyün boşaltılması zorunluluğu doğar. İnsanlar kendi topraklarında güvende değildir; can ve namus emniyetlerinden endişe etmektedirler.

Türk Mukavemeti Teşkilatı

Türkler Ada’nın taksim olmasını ister ancak silahsız olmaları sebebiyle çatışmalar gün geçtikçe acı bilançolar doğurur. Evler, camiler, iş yerleri basılıyor; sivil halk kadın, çoluk çocuk demeden acımasızca öldürülüyordu. İngiltere, Yunanistan ve Türkiye Kıbrıs’ın geleceği ve Ada’daki sorunların giderilmesi için 29 Ağustos 1955’te Birinci Londra Konferansında bir araya gelir. Toplantıda Yunanistan bağımsızlık ister, Türkiye ise Kıbrıs’ın Kuzey kesiminin bir il olarak Türkiye’ye bağlanmasını önerir. Yunanistan bu teklifi toptan reddedip Türkiye’yi taraf olarak dahi görmediğini belirtince Konferans daha tamamlanmadan dağılır. Ada’da ise baskılar git gide artar. Şiddetin ve öldürmenin EOKA mensuplarının gözünde sınırı yoktur. Kıbrıslı direnişçilerin öncüleri olan Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş Ankara’ya ulaşıp Türkiye Cumhuriyeti’nden yardım isterler. İçişleri Bakanlığı’nda Fatin Zorlu ile görüşüp olayın vahameti ortaya konulduktan sonra TMT yani Kıbrıs Türk Mukavemeti Teşkilatı kurulur. Kıbrıslı Türk mücahitler artık EOKA’nın karşısında kendilerini savunabileceklerdir.

Nihayet sahte İş Bankası Müfettişi kimliği ile Ali Conan isimli bir kişi Türkiye’den Ada’ya gider ancak esasında bu kişi Kıbrıs’a giden ilk TMT komutanı Piyade Albay Ali Rıza Vuruşkan’dır. Kıbrıs’ta halkı örgütleyip ilk silah sevkiyatını sağlar. Ada’nın suyu artık neredeyse kaynamaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler devreye girer, Türkiye-Yunanistan toplantısı yapılır. İki ülkenin dışişleri bakanları günlerce tartışır toplantılarda. Yunanlılar, kendilerinin Ada’ya 650 asker, Türklerin ise 150 asker göndermesi konusunda ısrarlıdır. Ankara sayıyı az bulup kabul etmez. Başbakan Adnan Menderes sayının eşitlenmesini söyler. Nihayet dengeler kurulur ve ülkenin güvenliğini sağlamak için 650 Türk, 950 Yunan askeri garanti edilir. 11 Şubat 1956 tarihde taraflar arasında Londra ve Zürih Antlaşmaları imzalanır. O vakte kadar bir sömürge toprağı olan Kıbrıs 16 Ağustos 1960 tarihde, iki toplum lideri arasında imzalanan anayasayla bağımsız hâle gelir.

Kıbrıs’ta cumhuriyet ilan edilmiş, İngilizler Ada’dan çekilmişlerdir. Antlaşmaya göre Rum cumhurbaşkanı Rum toplumu, Türk cumhurbaşkanı yardımcısı ise Türk toplumu tarafından seçilecektir. Başpiskopos Makarios Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı’dır. Kıbrıs’ta artık Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere üç garantör devlet vardır. Taraflardan biri anayasaya aykırı hareket ederse diğer devletler müdahale edeceklerdir.

Köyler basıldı, Müslümanlar katledildi

Bir müddet her şey olumlu sürse de Makarios bir anda vaziyete aykırı hareket etmeye başlar. Garantörlerden anayasadaki maddelerin değiştirilmesini isteyip reddedilince yeniden silaha sarılırlar. “Türkleri bu topraklarda istemiyoruz.” diyerek yeniden zulme başlarlar. Köyler basılır, mahalleler yakılır, Müslümanlar acımasızca öldürülür. Ada’ya 20 bin Yunan askeri çıkarılması söz konusu olunca Türkiye 1964 yılında müdahale kararı alır. Ancak Amerika başkanının İsmet İnönü’ye gönderdiği mektup nedeniyle donanma geri döner. Kıbrıs’a çıkartma yapmak için donanmanın hazır olmadığı gerekçesi öne sürülür. Bu defa Makarios, Rauf Denktaş’ı istenmeyen adam ilan eder ve İngiltere toplantısı sonucu Kıbrıs’a girmesi yasaklanır. Gizlice ülkesine girmek isterken yakalanıp tutuklanır ancak Yunanistan’daki darbe üzerine serbest bırakılır.

Yeni Yunanistan hükümetinin ilk işi Kıbrıs meselesi olur ve Ada’ya asker gönderir. Fakat bu defa Makarios ile yeni hükümetin çıkarları uyuşmaz. Makarios “Eğer bir gün ENOSİS olacaksa askerî cunta zamanında olmamalıdır.” fikrini savunur. Bu kez yeni cunta Makarios’a darbe yapar ve 1974 yılında bir gece hükümet binasını basar. Makarios arka bahçeden bir İngiliz helikopteri ile Malta Adası’na kaçmayı başarır. Yeni cumhurbaşkanı EOKA’nın tetikçisi, yüzlerce masum insanın katili, acımasızlığı ile tanınan zalim Nikos Sampson olur. Sampson Kıbrıs’ta Helen Cumhuriyeti’nin ilan edildiğini ve Ada’nın Yunanistan’a bağlandığını açıklar. Kıbrıslı Türkler yıllardır yaşadıkları zulüm sebebiyle neredeyse sona gelmişlerdir.

Türkiye’de Başbakan Bülent Ecevit, yardımcısı ise Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. 1974’teki olaylar bardağı taşıran son damla olmuştur. Hükûmet İngiltere’den yardım istemiş ancak yine yalnız bırakılmıştır. Nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti kararını vermiş ve Yavru Vatan’a müdahale kararı almıştır.

Parola: Ayşe tatile çıksın!

Genelkurmay hazırlığını tamamlar ve 19 Temmuz’da donanma Mersin Limanı’ndan ayrılır. 20 Temmuz sabahı Rauf Denktaş’a sabah tam beşte Türk donanmasının Kıbrıs’a geleceği haber verilir. Artık Kıbrıs Harekâtı başlatılmıştır.

Sabah saat altıda denizden top sesleri gelmeye başlar ve Beş Parmak Dağları’nda paraşütle inen yüzlerce Türk askeri görünür. Çıkarma yapan gemiler karaya yanaşır, 8 bin asker Ada’ya ayak basar. Havadan inen birliklerle buluşmak kolay olmaz elbette. Askerler zorlu yolları aşar, çatışmaya girer. Her kayanın altı temizlenir, direniş gösteren Rumlar engellenir. Fakat birlikler bir türlü bir araya gelemez, zorlu geçen bir gecede Beş Parmak Dağları’nda askerlerimizden haber alınamaz ancak kahraman Türk askeri sabaha kadar direnir. Sabahın ilk ışıklarında Türk jetleri semada görülünce Kıbrıs artık derin bir nefes alır.

Bu sırada Türkiye tedirgindir ve Yunanistan’ın ülkeye saldırma tehdidi vardır. Ancak Türkiye’nin Kıbrıs Çıkarması ile Yunanistan’daki cunta rejimi de çökmüştür. 21 Temmuz Pazar sabahı Türk askerleri Beş Parmak Dağları’nı EOKA mensuplarından temizlemiş ve hep birlikte zeybek oynamaktadırlar. Kıbrıs halkının yanına ulaştıklarında ise halk onları gözyaşlarıyla karşılar.

İlk harekâttan sonra Birleşmiş Milletler devreye girer ve Türkiye yoğun bir diplomasi trafiğine sürüklenir. Amaç Türkiye’yi oyalamak ve o sırada Ada’daki Türk askerine karşılık Ada’ya Yunan ve İngiliz askerini yığarak Türk askerî harekâtını etkisizleştirip yaptıkları tüm teklifleri kabul ettirmektir. Cenevre’deki görüşmeler sürerken Kıbrıs’taki Türk köylerine saldırılar yapılır. Artık her geçen dakika hayat memat meselesidir. Ya harekâta devam edilmeli yahut bir anlaşma sağlanmalıdır. Yapılan konferanstan bir sonuç çıkmayacağını anlayan Turan Güneç Türkiye’yi arar ve o tarihî cümleyi sarf eder: “Ayşe tatile çıksın.”

Ayşe aslında Turan Güneş’in kızının ismi olsa da bu cümle ikinci harekâtın parolasıdır.

Nihayet ikinci harekât başlar: Köyler bir bir geri alınır, esir Türkler kurtarılır. Rumlar ve İngilizler karşılık dahi veremez. Ada’nın yüzde 35’i ele geçirilir ve Türk halkı güvene kavuşturulur. Türk askeri Rumlara karşı yeni bir zafer daha kazanmıştır. Türk bayrağı Ada’da gururla dalgalanmaktadır.