Makale

KAFKASYA’NIN ÖZGÜRLÜK MEŞALESİ: ŞEYH ŞAMİL

KAFKASYA’NIN ÖZGÜRLÜK MEŞALESİ:
ŞEYH ŞAMİL
Koray ŞERBETÇİ

Kafkasya tarih boyunca orduların doğudan batıya, batıdan doğuya geçtikleri önemli bir geçit olmuştu. Takvim yapraklarının birer birer düşmesi, zaman bir rüzgâr edasıyla devletleri kumdan kaleler misali eritmiş ama Kafkasya’nın bir mücadele sahası olması gerçeğini değiştirememişti. Bizans ve Sasani çekişmesinden tutun da Osmanlı ve İran mücadelesine kadar yalçın dağlarla bezeli bu topraklar hep elde tutulmak istenmişti. Zaman miladi takvimde XVIII. asrı gösterdiğinde kuzeyde güçlenen bir devlet de Kafkasya için verilen bu tarihî mücadeleye dâhil olmuştu. Ama bu kez tablo bambaşka bir renge bürünecekti.

Rusya önce 1801 yılında Gürcistan’ı ilhak etmiş, ardından 1804’te Gence Hanlığı’nı, sonra da 1807’de de Bakü’yü hâkimiyeti altına almıştır. Şimdi Rusya, bölge üzerindeki emellerini gerçekleştirme yolundaki politikalarına daha da pervasızca ve acımasızca devam etmek için kendisinde büyük bir cesaret bulmuştu. Fakat Kafkasya o kadar kolay teslim olmaya niyetli değildi. İşgalci Rus orduları çizmelerini sağlam bir şekilde yere vururken birden Kafkas kartalının gölgesinin, üzerine çöktüğünü gördü. İşte Rusya’ya bu cüretine karşılık büyük bir bedel ödetecek olan tarihî önder Şeyh Şamil idi.

Şeyh Şamil kimliğinin

oluşumu

Tarih 1797 senesini gösterdiğinde Dağıstan’ın Gimri köyünde bir çocuk dünyaya geldi. Babası Avarlardan Muhammed, annesi Avar beylerinden Pir Budak’ın kızı Bahu Mesedu, çocuklarına dedesi Ali’nin adını verdiler. Ama bir tuhaflık vardı. Çünkü Ali sürekli hastaydı. Çevresi çocuğun sıhhat bulması için adının değiştirilmesini teklif ettiler ve bir de bu yol denendi. Bu geleneksel inancın etkisiyle ailesi Ali’nin adını Şamil (Şâmûîl, Şemûîl) olarak değiştirdi. Gerçekten de kısa bir süre sonra Şamil sağlığına kavuştu.

Hayata tutunan Şamil, ilk eğitimini dayısından aldı. Eğitim hayatının ileri aşamasında Nakşibendi şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’den dinî ilimleri tahsil ederek ileri bir seviyeye ulaştı.

Bu sıralarda ilim sahasında parlayan bir isim olan Şamil’in aslında hayatına yön verecek gelişmeler de bütün hızla şekillenmekteydi. Rusya’nın Kafkasya’yı işgal politikası tüm hızıyla sürerken Kuzey Kafkasya Müslümanlarının Ruslara karşı “Gazavat” adı verilen direniş hareketi başlamıştı. Fakat hareketin lideri İmam Mansur’un ölümünden sonra direniş uzun yıllar bir liderden mahrum kalmıştı. İşte tam bu noktada Şamil de bu sahaya doğru ilahi bir sevk ile âdeta çekilmekteydi. Çünkü Nakşibendi-Halidi şeyhi İsmail Şirvani’den birlikte ders aldıkları arkadaşı Molla Muhammed 1829’da Gazavat hareketinin liderliğine seçilmişti. Molla Muhammed, bütün Kafkasya’yı Ruslara karşı cihada davet eden bir bildiri yayımlayıp hareketi tekrar canlandırınca Şeyh Şamil’in de yönü belli oldu. Şamil, harekete katıldı. Böylece imam ve gazi unvanıyla anılan Molla Muhammed’in en önemli yardımcısı oldu.

Şeyh Şamil direnişin

lideri oluyor

Gazavat hareketinin lideri Molla Muhammed direniş sırasında Ruslarla girilen şiddetli bir mücadelede şehit oldu. Şeyh Şamil de bu şiddetli çatışmadan ağır yaralı olarak kurtulmuştu. Ruslar, Müslüman direnişçilere vurdukları ağır darbeden sonra artık Dağıstan’da direniş hareketinin sona erdiğini düşünmüşlerdi. Ama Gazavat hareketi elbette pes etmedi ve hemen şehit liderin yerine Hamza Bey’i lider seçerek mücadeleyi sürdürdü. Ama çok değil iki yıl sonra Hamza Bey de bir suikast sonucunda şehit edildi. Tam bu noktada tarih, kendi levhasına adını altın harflerle yazdıracak büyük bir liderin ortaya çıkışına tanıklık ediyordu. Çünkü Avar uleması ve ileri gelenleri tarafından Şeyh Şamil, Gazavat hareketinin lideri olarak seçildi.

Şeyh Şamil’in direnişin lideri olmasıyla mücadelenin tonu ve rengi değişti. Şeyh Şamil’in liderliği Kafkasya’daki halkların düzenli bir orduya kavuşmasını sağladı. Böylece Şeyh Şamil’in önderliğinde verilen mücadelede Rusya, işgalci askerî gücünün çokluğu ve ellerindeki silahların üstünlüğüne rağmen Müslüman direnişçilerin sırtını yere getiremedi. Şeyh Şamil’in kurduğu düzenli ordu, Kafkasya’yı Rusların kâbusu hâline getiren uzun bir destansı mücadele sürdürdü. Tam otuz beş yıl süren bu destansı mücadelede “Kafkas Kartalı” olarak ünlenen Şeyh Şamil, Kafkasya’yı işgal ve ilhak etmek isteyen Ruslara büyük kayıplar verdirdi.

Şeyh Şamil’in yol haritası

Şeyh Şamil, önce kendi mücadele sahası Dağıstan’da güçlenmeyi hedefledi. Bunun yanında bir sonraki adım olarak direnişi bütün Kafkasya’ya yaymayı amaçladı. Bu doğrultuda Çeçenistan’da yeni bir güç hâline gelen Hacı Taşov ve Kibid Muhammed ile bir anlaşma yaparak Dağıstan ve Çeçenistan’da hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Böylece Gazavat hareketi Çeçenistan ve Dağıstan’da etkin bir güç hâline geldi. Şeyh Şamil’in önderliğindeki Gazavat hareketinin günden güne güçlenmesi Çar I. Nikola’yı çileden çıkardı. 1843’te General Neidhardt’a gönderdiği bir emirle derhal Şeyh Şamil’in bütün ordularının dağıtılmasını istedi. Bu doğrultuda yeniden saldırıya geçen işgalci Rus kuvvetleri Şeyh Şamil’in mücahitlerinin güçlü savunması karşısında başarılı olamadı.

Çar Nikola tüm hamlelerine karşın Şeyh Şamil’i sarsamadığını anlayınca bu kez doğrudan ona bir teklif götürmeye karar verdi. Çar, Şeyh Şamil’e eğer Kafkasya’daki Müslümanları tek bayrak altında toplama sevdasından vazgeçerse kendisine en büyük makamların, rütbelerin verileceğini, başına krallık tacı giydirileceğini, Çarlık hazinelerinin ayakları altına serileceğini söyleyerek Şamil’i sarayına davet etti. Bu teklifi alan Şeyh Şamil Çar’a derhal yanıt verdi. Büyük Müslüman lider cevabında şöyle diyordu: “Ben, Kafkas Müslümanlarının hürriyetlerine kavuşması için silaha sarılan gazilerin en aşağısı Şamil, Allah Teâlâ’nın himayesini, Çar’ın efendiliğine feda etmemeye yemin eden, özü sözü doğru bir Müslümanım. Çar ile görüşmek üzere, beni hâlâ Tiflis’e çağırıp duruyorsunuz. Davete icabet etmeyeceğimi bildiriyorum. Bu yüzden fani vücudumun parça parça kıyılacağını ve hayatımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem kararımı asla değiştirmeyeceğim. Savaşacağım. Cevabım bundan ibarettir. Nikola ve köleleri böyle bilsin.”

İşte bu karşılıklı hamleler sürerken Kırım Savaşı’nın patlak verdiği haberi geldi.

Şeyh Şamil ve Osmanlı

Osmanlı Devleti yükselen uluslararası tansiyonun bir savaşa dönüşmesinin arifesindeydi. Fakat Batılı devletlerin Rusya ile el ele vererek Osmanlı Devleti’ne darbe vurma senaryosu bu kez değişmişti. İngiltere ve Fransa, Rus saldırganlığına karşı Osmanlı Devleti’nin yanında konumlanmışlardı. Tam bu politik atmosfer içinde Şeyh Şamil, 1853’te Sultan Abdülmecid’e bir mektup yazarak Kafkasya’daki durumu aktardı. Ardından henüz resmen savaş başlamadan, Kafkasya’da ve özellikle Dağıstan’da Rus askerî yığınağını sekteye uğratacak ve Osmanlı Devleti’ni askerî anlamda rahatlatacak bir harekâta girişti. Şeyh Şamil’in Güney Kafkasya’daki bu eylemlerinin amacı, başlamak üzere olan Osmanlı-Rus savaşına karşı Rusların bölgede askerî yığınak yapmasını önlemekti.

Osmanlı Devleti de bu durumda işbirliği için adım attı. Abdülkerim Paşa’ya, Şeyh Şamil’in Osmanlı yanında yer alması için girişimde bulunmasını emretti. Bu sırada beklenen oldu ve Kırım Savaşı başladı. Şimdi Osmanlı Devleti için Kafkasya daha önemli bir hâle gelmişti. Sultan Abdülmecid bu doğrultuda Şeyh Şamil’e bir ferman yollayarak onu Ruslara karşı cihada çağırdı. Bu çağrıya olumlu cevap veren Şeyh Şamil, Osmanlı yönetimine bir alternatif plan sundu. Plana göre Tiflis üzerine bir askerî harekâta girişilirse Rusların Kafkaslar’dan çıkarılabileceğini bildirdi fakat bu teklif Osmanlı Devletince kabul görmedi.

Osmanlı Devleti bu planı kabul etmese de Şeyh Şamil’e Dağıstan Serdar-ı Ekremi unvanı verdi. Ama Şeyh Şamil planında ısrarcıydı. Ona göre Rusların Kafkasya’daki askerî varlığını sonlandırmanın en kısa ve etkin yolu Tiflis’e karşı askerî bir harekât yapılmasıydı. Osmanlı yönetimini ikna etme umuduyla harekâta kendi başladı ve Gürcistan’ın Kaheti bölgesine girdi. Ama yine de Osmanlı ordusunun Tiflis’e doğru hareket etmesini sağlayamadı ve karargâhı Dargiye’ye çekildi.

Her ne kadar istenen olmadıysa da Şeyh Şamil’in askerî hareketi, Rusların Osmanlı sınırlarında savunmada kalmasında önemli rol oynadı. Fakat sebepler ne olursa olsun Rus yayılmacılığına karşı tarihî bir fırsatın değerlendirilemediği de apaçık bir gerçek olarak kaldı.

Direniş kırılıyor

Kırım Savaşı’nın bitişiyle Rusya tüm gücünü Kafkasya’ya yöneltti. Âdeta Kırım Harbi’nde aldığı yenilginin hıncını Kafkasya’daki Müslüman direnişçilerden çıkarmak istercesine bir tutuma girdi. 1857 yılında Ruslar Kafkasya’daki direnişe karşı büyük saldırıya başlamışlardı.

Kırım Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Rusya’nın bütün kuvvetlerini Kafkasya’da toplaması, Osmanlı Devleti ile İran’dan gelen bütün ikmal ve silah yollarını kesmesi direniş için olumsuz bir durum oldu. Bunun yanında Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Eflak-Boğdan ve Karadağ’da çıkan isyanlar gibi birçok iç ve dış mesele ile uğraşan Osmanlı Devleti, Kafkasya’daki Müslümanlara yardım edemedi.

Bütün bu olumsuz şartlar Şeyh Şamil’i çok zor bir durumda bıraktı. Şeyh Şamil, başlayan Rus saldırısıyla birlikte uzun süren kanlı çarpışmalardan sonra zor durumda kalarak Gunup Dağı’na çekilmek zorunda kaldı. Şimdi bir yandan işgalcilere karşı savaşırken bir yandan da açlıkla ve susuzlukla mücadele başlamıştı. Fakat bütün bu imkânsızlıklara rağmen Şeyh Şamil ve Müslüman direnişçiler Rus kuvvetleriyle mücadeleye devam ettiler. Şeyh Şamil, adamlarının çoğunun şehit olması ile birlikte artık yapılacak bir şey kalmadığını gördü ve anlaşmaya razı geldi.

Sürgün seneleri

Şeyh Şamil Ruslarla anlaşmaya; Kafkasya Müslümanlarının dinlerini serbestçe yaşayabilmesi, asker ve vergi alınmaması, Dağıstan’ın iç işlerinde serbest bir devlet olup idarecisini kendisi seçmesi, kendisinin, ailesinin ve yanındaki kırk kadar askerinin silahlarına el konulmadan Osmanlı Devleti’ne gidebilmesi şartıyla razı olmuştu.

Ruslar bu şartları başta kabul etmişler ama Şeyh Şamil teslim olunca anlaşmayı geçersiz sayarak Rusya’nın esiri olduğunu söylemişlerdi. Böylece esir edilerek Prens Baryatinsky’nin karargâhına getirilen Şeyh Şamil, ertesi gün Temirhanşura’ya, oradan Saint Petersburg’a, ardından Kaluga’ya götürülmüştü.

Rusya’da on yıl süren esaret hayatından sonra Çar II. Aleksander’a Osmanlı Devleti’ne ve oradan da hacca gitme isteğini dile getiren Şeyh Şamil’e, Çar, “Bize karşı silah kullanmayacağınızı vaat ederseniz âlâ, dediğiniz gibi olsun.” demiş ve isteğini kabul etmiştir. Şeyh Şamil, Rusların müsaade etmesi üzerine İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’a gelen Şeyh Şamil Sultan Abdülaziz tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda kabul edilmiştir. Padişah tarafından özel bir itina gösterilerek ağırlanan Şeyh Şamil ve ailesi için gereken her şey yapılmış, kendisine ve aile fertlerine maaş bağlanmıştır.

Bir sene İstanbul’da kalan Şeyh Şamil, bu misafirliğin ardından Sultan Abdülaziz’e bir veda ziyaretinde bulunmuş ve daha sonra mukaddes topraklara doğru hac farizasını yerine getirmek için yola çıkmıştır. Hac görevini ifa etmesinin ardından bir sene sonra yani 1871 senesinde Medine’de vefat etmiş ve Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedilmiştir.

Örnek bir Müslüman önder ve mücadele insanı olan Şeyh Şamil, kendisinden önce işgale karşı yakılan direniş ateşini devralmış ve onu tarihin unutmayacağı bir destana dönüştürmüştü. Yine bu direniş onun zorlayıcı sebepler yüzünden bırakmasıyla da sönmüş değildi. Elbette Şeyh Şamil’den sonra hızı kesilip zayıfladığı bir gerçekti. Ama gerek fiilî sahada gerekse de yüreklerde Kafkasya her daim onun adını andıkça direniş iradesini de hatırlıyor olacaktı.