Makale

ŞEYTAN NİÇİN YARATILDI?

ŞEYTAN NİÇİN YARATILDI?

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Allah kötülük saçan şeytanı niçin yarattı? Allah kendisine isyan edeceğini bile bile neden şeytanı var etti? Yaratmasaydı şeytan diye bir derdimiz de olmayacaktı.

Ne güzel dünya! Özellikle son cümlenizi temenni olarak söylediğinizi düşünüyorum. Benim için de güzel olurdu, hatta herkes için. Ama öyle değil dünya, öyle kurulmamış. Biz dünyada bir yönüyle etkin diğer yönüyle edilgen varlıklarız. Ne dünyayı, ne de içinde bulunduğumuz çevreyi biz kurduk. Mesela anne babamızı biz mi seçtik? Dayı, amca, teyze, hala… hangisini biz belirledik? Irkımızı, milletimizi, yaşayacağımız yeri ve cinsiyetimizi belirlemedeki rolümüz nedir? Bu sorular insanın kendini, çevresini, kısaca bütün gerçekleri, doğal ve kurulu hâliyle dünyayı anlamak için güzeldir ve faydalıdır.

Hocam biz bunu sormadık ki! Bugün iyimserliğiniz üzerinizde.

Ona da geliyorum. Tabii ki bu sorularda bir de sizin kastettiğiniz taraf var. “Bütün bunları Allah yaratmasa da istediğimiz gibi yaşasaydık, hayatta keyfimizi kaçıran hiçbir şey olmasaydı.” demek istiyorsunuz.

Tam da bu.

İyi de güzel kardeşim! Bu tür düşünceler gerçeklerden kaçmak, onları halının artına süpürmek, hatta kafayı kuma gömmek anlamına gelmez mi? Dünyada sadece şeytan mıdır, insana zarar veren ve kötülük yapan? O kadar çok şey var ki şeytan bunlardan sadece biri. Deprem, sel, heyelan, yangın, daha niceleri... Hele insanın insana verdiği zarar!

İyi de insanın insana zarar vermesinin sebebi de şeytan değil mi?

İşte burada yanılıyoruz. Şeytan kimseye doğrudan zarar veremez. Yüce Allah “şeytanın iman eden ve Allah’a dayananlar üzerinde hiçbir otoritesinin olmadığını” beyan etmiştir. (Nahl, 16/99.) Onun yaptığı, insana sadece kötülük fısıldamak. Buna vesvese diyoruz. İnsan eğer aklını ve iradesini doğru kullansa emin olun şeytanın insan üzerinde hiçbir etkisi olamaz. Bunu tecrübelerimiz de bize göstermekte. Mesela kararlılık sahibi başarılı insanlarını düşünün! Zaten Yüce Allah şeytanın varlığından veya vesvesesinden değil, kendi aklı ve iradesiyle yaptığından sorumlu tutmakta insanı.

Bir de kötülüğe zorla bulaştırılanlar var.

Bunlar kötülüğü yapanlar değil, mağdurlarıdır. Bunu ayrı bir kategoride değerlendirmek lazım. Ancak kötülüğe bir şekilde bulaştırılan kişi, mağdur olmakla birlikte kötülüğü benimser veya kendi iradesiyle kötülük içinde kalmaya devam ederse artık mağdur olmaktan çıkar, kötülüğün parçası hâline dönüşür. Ancak o hâlde kalmasında baskı söz konusuysa yine sorumlu olmaz. Zaten dinimize göre baskı (ikrah) altında yapılanlardan kişi sorumlu tutulamaz. (Nahl, 15/106.) Burada bir şeyin iradeli yapılıp yapılmaması dikkate alınır. Şeytanın baskı altına alması söz konusu olmadığına göre, kişi kendi isteğiyle onun etkisine girmektedir. Sorumluluk da buradan doğmaktadır.

Hocam, şeytan niçin var? demiştik.

Ona geliyorum da! Mikroplar, virüsler, zehirli maddeler, aklı yok eden yiyecek ve içecekler niçin varsa şeytan onun için vardır. Bütün mikropları ve virüsleri yok edebilir miyiz? Zehirli ve uyuşturucu maddeleri ortadan kaldırabilir miyiz? Bunun hiç birini yapamayız. Bunların varoluş nedeni neyse şeytanınki de odur. Bu noktadan şeytana manevi ve psikolojik tarafımızın mikrobu veya virüsü dememiz bile mümkündür.

Peki, biz nasıl mutlu ve başarılı olacağız?

Hayatta mutluluk ve başarı sadece iyi şeyleri elde etmekte değildir. Kötülükten, zarardan ve kaybetmekten kurtulmak da insanı mutlu eder. Bu da bir başarıdır. Maçta gol atan ne kadar başarılıysa golü kurtaran da o kadar başarılıdır. Bu noktadan bakıldığında kötülük ve kaybetmenin olmaması, mutluluğun bir tarafının eksik kalması anlamına gelir. Söz gelimi maçta sadece gol atmak olsa; savunma, kaleci ve rakip takım olmasa; atılan her top filelerle buluşsa... Seyirciler bu maçtan keyif alır mı sizce?

Demek ki bizi iyi ve başarılı yapan şeyler biraz da kötüler ve kötülükler.

Tam da öyle. Baktığımızda tıpkı sporda olduğu gibi dünya hayatı da bir yarıştan ibaret. Mesela Off-road veya çöl safarisi gibi yarışları düşünün. İnsanlar bir sürü zorluklara katlanıyorlar; çamurlar, dik yamaçlar, çöl kumları içinde mücadele veriyorlar. Bakıyorsunuz, katılanlar da seyredenler de çok mutlu. Demek ki mutluluk, keyif, sevinç sadece iyi, güzel, rahat denilen şeylerle olmuyor. Zorlukla mücadele, kötülükle baş etme, bir zararı giderme, bir kaybı önleme de aynı şekilde insanı mutlu ediyor ve toplum nezdinde başarılı kılıyor. İnsan böyle yaratılmış ve yaratılışın gereğini yapıyor. Örneğin refah içinde olan bazı insanların ucunda ölüm ihtimali bulunan maceralara kalkıştığını görüyoruz. Bunları zorlayan hiçbir şey yok. Bilakis kendi istekleriyle katılıyorlar ve bundan mutluluk duyuyorlar.

Böyle bakıldığında şeytan dâhil kötüler ve kötülükler anlamlı görünüyor.

İşte Yüce Allah böyle bir dünya kurmuş. İnsanların başarılı olması için de başta akıl, irade ve güç olmak üzere her türlü imkânı vermiş. İmkânı olmayanı da sorumlu tutmamış. İbadetlerde bile insan, imkânı kadar sorumludur. Örneğin mali ve bedenî gücü yeterli olmayana hac yükümlülüğü yoktur.

Kafama takılan son bir nokta: Şeytan mutlak kötü olarak mı yaratıldı?

Dünya nasıl çift kutupluysa, dünyada var olan her şey de iyilik kötülük bakımından çift kutupludur. Hiçbir şeye mutlak iyi veya mutlak kötü denilemez. Kötü denilen şeyin iyi tarafı olabileceği gibi, iyi denilen şeyin kötü tarafı olabilir. Yüce Allah ilk şeytan olan İblis’i akıllı ve iradeli bir cin olarak yaratmıştır. İyi ve doğru olduğu sürece de onu âdeta melekler seviyesinde tutmuştur. Ne zaman ki aklını ve iradesini yanlış kullanmış, gurur ve kibre kapılmış, o zaman ilahi rahmetten kovulmuştur. Ama cinlerin hepsi böyle değildir. Nitekim Hz. Peygamber’in okuduğu Kur’an’ı dinleyen bir grup cin akıllarını ve iradelerini doğru kullanarak Müslüman olmuşlar, hidayete ve kurtuluşa ermişlerdir. (Cin, 72/1-2.) İblis’in mutlak kötü yaratılmadığı Hz. Âdem’in yaratılışının anlatıldığı ayetlerden kolayca anlaşılır. Ancak dünyadaki her şeyin iç yüzünü ve hakikatini bilme imkânımız yoktur. Bunların bir kısmını kendi tecrübelerimizle bir kısmını ise öncekilerin haber vermesiyle biliyoruz ancak. Nitekim Yüce Allah “Sevdiğimiz şeylerde şer, sevmediğimiz şeylerde de hayır olabilir.” (Bakara, 2/216.) buyurmakta “Yarattığı her şeyin şer tarafından aydınlığın Rabbine sığınırım.” (Felak, 113/1-2.) diye dua etmemizi emretmektedir.

Bu durumda iyi ile kötüyü nasıl ayırt edeceğiz?

Aklı ve iradeyi doğru kullanmakla. Doğru kullanmak da ancak doğru tecrübe ve bilgi altyapısıyla olabilir. Öncekilerin tecrübeleri ve ilahi mesajlar bu konuda aklın ve iradenin yardımcılarıdır. Bir de şeytanın vesveselerine, kötülüklere ve zararlılara karşı dikkatli olmak ve mücadele etmek söz konusudur. Bütün bunları yaptıktan sonra bir zarar veya hata oluşmuşsa kişi bundan sorumlu değildir.

Öyleyse bizler şeytanın gerçekliğini kabul edip ona göre yaşayacağız.

Başka yol yok zaten. Gerçeklerden kaçarak yaşanmaz. Başarılı olmak ve mutlu olmak istiyorsak gerçekleri kabul ederek ve onları dikkate alarak yaşamak zorundayız. Böyle yaşayan insanlar zorluk ve sıkıntı karşısında bile mutlu olabilmektedirler. Söz gelimi kanser gibi hastalıklara yakalananlar bile kararlılıkla tedaviye yöneldiklerinde başarı elde ediyorlar veya en azından psikolojilerini koruyorlar ve bir şeklide mutlu oluyorlar. Çünkü her tür kötülük ve zorlukla mücadele azmi, insanın mutluluğunun başlangıç noktasıdır.