Makale

OKUL SIRALARINDAN VATAN SAVUNMASINA

OKUL SIRALARINDAN VATAN SAVUNMASINA

Umut Güner

Anne ve babaların büyük emek, sevgi ve özenle büyüttükleri evlatları önce ailelerinin sonra da devlet ve milletlerin geleceğe dair güvenceleri, umutlarıdır. Bu nedenle çocuklarımız ve genç nesillerimiz geleceğimizin en önemli teminatı olmuşlardır. Devletler, ekseriyetle genç nüfusa ilk olarak okullarda eğitim vererek onları geleceğe hazırlar, devletine ve milletine faydalı birer genç olmaları için emek verir. Dolayısıyla devletlerin ayakta kalabilmesi, gelişebilmesi ve güçlü birer ülke olabilmeleri için en hayati kaynakları genç nüfusun varlığı olmuştur.

Tarihin erken dönemlerinde devletler savaş ve askerî mücadeleler ile var oldukları için savaşlarda kullanabilecekleri en yetenekli ve güçlü kişiler, genç nüfustan oluşmaktaydı. Özellikle de erken dönem devletlerde ülkenin esas zenginliği ve kazanımı savaşlarda elde edilen ganimetler olduğu için savaşan genç nüfusun varlığı elzemdi. Devletlerin ekonomik gelişimi için savaşçı gençlere ihtiyacı olduğu gibi birçok genç ve maiyetinde bulunan eşi ve çocukları için de savaşlarda elde edilen ganimetler önemli birer geçim kaynağıydı. Bu tür devletler, hem savaşlarda başarı sağlamak hem de ekonomik kazançlar için genç nüfusa ihtiyaç duyarlarken bilhassa 18. yüzyıldan itibaren eğitim ve öğretim ile sanayi alanındaki gelişmelerle birlikte genç nüfusa farklı alanlarda daha çok ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı. Özellikle de hızlı bir şekilde sanayileşmek isteyen modern devletler, hem ekonomik alanda üstünlüğü sağlamak hem de bilimsel ilerleme ve gelişmeleri tekellerinde tutabilmek için genç nüfusa çok daha fazla önem vermiştir. Bu sebeple de genç nüfusun eğitilmesi için önemli yatırımlar yapmış ve eğitim kurumlarını geliştirmişlerdir. Sanayi Devrimi’nden sonra genç nüfusun önemi savaşlardan ziyade sanayi alanlarında çalışılması ve bilimsel ilerlemeyi devam ettirmek için de okullarda eğitim görülmesi fikri üzerinden değer kazanmıştır. Bu sebeple de Sanayi Devrimi’nden sonra meydana gelen savaşlarda devletlerin en temel korkuları, genç nüfusun azalması ve cephelerde yitirilmesi olmuştur. Fakat sömürgecilik yarışının hızlanması ile birlikte savaşlar durmamış, devletler büyük emekler ile yetiştirdiği genç nüfusunu savaşlarda kaybetmeye devam etmiştir. En başta ailelerinin ve ardından da devlet ve milletlerinin hayata ve geleceğe dair umutlarla yetiştirdiği gençlerin kaybı maalesef onarılamaz yaralar açmıştır.

Türk tarihi de ekseriyetle savaşların tarihi olarak bilinir. Bu sebeple de genç nüfus erken dönem Türk devletleri için oldukça önemli olmuştur. Fakat dünya siyasetindeki mevcut gelişmelerden hareketle Osmanlı Devleti de genç nüfusu gerekli eğitimden geçirerek savaşlardan ziyade ülkenin başta sanayi alanında olmak üzere muhtelif alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere yetiştirmeye başlamış ve bu hususta gerekli adımları atmıştır. Özellikle de 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı ülkesinde eğitim ve öğretim alanında önemli atılımlar gerçekleşmiştir. Devletin hayati derecede ihtiyacı olan eğitimli genç nüfus için eğitim ve öğretim seferberliği ilan edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu yüzyıldaki mevcut şartları içerisinde ilk ve ortaöğretimden başlayarak yüksekokullara kadar eğitim kurumları hem çağın ihtiyaçlarına göre yenilenmeye çalışılmış hem de modern eğitim kurumları açılmaya başlanmıştır. Osmanlı’nın eğitim ve öğretim alanında başlattığı seferberliğe devrin önemli aydınları tarafından eleştiri ve tavsiyelerle büyük katkılar yapılmıştır. Aynı zamanda da Osmanlı sultanları bu dönemde hem sanayi hem de eğitim ve öğretim hususunda ileri bir noktaya ulaşmış olan Avrupa ülkelerinden birçok yeniliği almaya çalışmış, önemli aydın ve eğitimcileri Osmanlı ülkesine getirterek eğitim alanında bu isimlerden yararlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılda büyük emekler ve maddi desteklerle başlattığı devlet ve millet uğruna daha donanımlı ve eğitimli gençler yetiştirme politikası maalesef devletin son yıllarında yaşadığı savaş ve yıkımlar neticesinde zafiyete uğramıştır. Bilhassa 93 Harbi, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve ardından Millî Mücadele başta olmak üzere Osmanlı Devleti’nin son 35-40 senesi savaşlar içerisinde geçmiştir. Herhangi bir yaş grubu fark etmeksizin devletin ihtiyacı için sadece üniversite değil ilk ve ortaöğretimden dahi birçok gencimiz vatan müdafaası için savaşlara katılmak durumunda kalmıştır. Devlet, vatan savunması uğruna yetişmiş donanımlı nesillerini savaşlarda kaybetmiştir. Bu sebeple birçok okul ve sınıfta çok fazla şehit verdiği için mezun edilecek öğrenci dahi kalmadığı durumlar olmuştur. Aynı zamanda devletin savaş dışında yaşamını sürdürmesi için gerekli olan muhtelif alanlarda çalışacak donanımlı ve eğitimli kişilerin yokluğu, hem devlet hem de halkın yaşantısında büyük sorunlara yol açmıştır. Devletin büyük emekler ile yetiştirmeye uğraştığı gençlerin kaybının devletin bekası için ağır sonuçları olmuştur.

Osmanlı’da kurulmuş ilk tıp eğitimi veren okul olan Darülfünun-ı Osmani, savaşa asker olmak üzere öğrenci gönderen önemli eğitim kurumlarının başında gelmektedir. Fakülte, cepheye hocalarla birlikte çok fazla öğrenci göndermesi nedeniyle uzun bir süre kapalı kalmıştır. Darülfünun talebesi tıbbiyeli öğrenciler başta Çanakkale Savaşı olmak üzere cepheye gönderilmiştir. Cepheye gönderilen bu öğrencilerin birçoğu şehit olmuş ve fakülte sonraki yıllarda siyaha boyanmıştır. Tıbbiye ile birlikte muhtelif alanlarda eğitim veren kurumlardan da savaşa katılan birçok talebe olmuştur. Sadece başkent İstanbul’dan değil Anadolu’nun farklı coğrafya ve şehirlerinde de eğitim öğretim faaliyeti yürüten okullardan öğrenciler savaşmak üzere cepheye gönderilmiştir. Sadece Darülfünun öğrencileri değil medrese öğrencileri de vatan müdafaası için cepheye gitmiştir. Cepheye giden öğrencilerin çoğunluğu da şehit veya gazi olmuştur.

Üniversite ve medreseler dışında ilk, orta ve liselerden de çok sayıda öğrencinin gönüllü veya devlet tarafından vatan savunması için cepheye gönderildiği bilinmektedir. Özellikle cephede asker ihtiyacını karşılamak için Osmanlı Sultanı Beşinci Mehmed Reşad, 27 Mayıs 1915’te bir emir yayımlayarak lise talebelerini de cepheye çağırmak durumunda kalmıştır. Lise talebeleri, kollarında öğrenci olduklarını gösteren sarı kurdeleler ile savaşa katılmıştır. Özellikle liseliler arasında İstanbul Lisesi öğrencilerinin tamamı Arıburnu’na sevk edildikten kısa bir süre sonra şehit olmuşlardır. Tamamının şehit olduğu İstanbul Lisesi öğrencilerinin kollarındaki sarı kurdelelerde yazan “İstanbul Lisesi Öğrencileri Vatan Sağ Olsun!” ifadesi acı birer hatıra olarak kalmıştır.

Trablusgarp, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’na gönüllü katılımla birçok öğrenci gönderen dönemin meşhur eğitim kurumu Mekteb-i Sultani yani Galatasaray Lisesi de çok sayıda öğrencisini savaşta kaybetmiştir. Savaşlara gönüllü katılımın yüksek olduğu Galatasaray Lisesi 1913’te 34, 1914’te 21, 1915’te 18, 1916’da 4, 1917 yılında ise sadece 5 mezun verebilmiştir. Öğrencilerinin çoğu savaşlarda şehit olmuştur. Başkent İstanbul’da sadece İstanbul ve Galatasaray Lisesi değil Vefa Lisesi, Erkek Öğretmen Okulu ve Çapa Öğretmen Okulu öğrencileri de savaşa katılarak çok sayıda şehit vermişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki savaşlarda bütün bir ülke, gencinden yaşlısına kadar vatan müdafaası adına birlik ve beraberlik içerisindeydi. Sadece başkent İstanbul’da değil, başta Anadolu olmak üzere imparatorluk coğrafyasının muhtelif yerlerinde de okullardan cephelere öğrencilerin gönderildiği bilinmektedir. Anadolu’da Balıkesir Lisesi, 94 öğrencisini Çanakkale’de şehit vermişti. Aynı şekilde Balıkesir Erkek Muallim Mektebi de çok sayıda şehit vermiş, 1914 ile 1918 arası dört yıllık dönemde sadece 2 mezun verebilmişti. Edirne Lisesinden de birçok öğrenci ve öğretmen savaşa katılmış ve maalesef geri dönen olmamıştı. Kastamonu Abdurrahmanpaşa Sultanisi de birçok öğrencisini cephede şehit vermiş ve ilerleyen yıllarda hiç mezun verememiştir. Trabzon Lisesi de öğrencilerinin çoğunu şehit olarak vermiş ve üç yıl üst üste hiç mezun verememiştir. Trabzon Lisesi gibi Konya Lisesi de öğrencilerinin büyük çoğunluğunu şehit vermiş ve hiç mezun verememiştir. Anadolu’da savaşa katılım gösteren bir diğer okul da Sivas Lisesi olmuştur. Sivas Lisesi öğrencilerinin cepheye giderken tahtaya "Hocam biz Çanakkale’ye gidiyoruz. Hakkınızı helal edin" diye yazdıkları bilinmektedir. Sivas Lisesi de cepheye giden öğrencilerinin tamamını kaybetmiş ve hiç mezun verememiştir. İzmir ve Kayseri Liseleri de diğer okullar gibi birçok öğrencisini cepheye göndermiş ve şehit vermiştir.

19. yüzyıldan itibaren devlet ve millet olarak maalesef birçok savaşa girmek mecburiyetinde kaldık ve vatan müdafaası uğruna büyük emeklerle yetiştirdiğimiz yüzbinlerce gencimizi şehit verdik. Milletimizin bekası için savaşlarda yitirdiğimiz eğitimli nesillerimizin yeri uzun yıllar doldurulamamıştır. Donanımlı gençlerimizin kaybı, devlet ve millet adına siyasi, sosyal ve ekonomik olarak büyük zararlara yol açmıştır. Birleşik Krallık devlet başkanı Winston Churchill’in "Biz onların çiçeklerini kopardık." sözü, yaşadığımız kaybın ne kadar önemli olduğunun âdeta veciz bir ifadesidir. Mustafa Kemal de "Biz Çanakkale’ye bir Darülfünun gömdük.” sözüyle kaybolan nesillerimizin devlet ve millet adına değerini açık bir şekilde ifade etmiştir.