Makale

TÜKETİM KÜLTÜRÜ VE SIĞLAŞAN ATEİZM

TÜKETİM KÜLTÜRÜ VE SIĞLAŞAN ATEİZM

Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU

İngiliz siyaset felsefecisi John Gray yedi çeşit ateizm sıralar: yeni ateizm; seküler hümanizm; bilime tapan ateizm; evrimci hümanizm; komünizm, Nazizm, evanjelik liberalizm gibi modern siyasi dinler; Dostoyevski’nin romanlarındaki tanrı düşmanlığı; yaratıcı tanrı fikrini reddeden ateizm; Schopenhauer’ın mistik ateizmi… (John Gray, Ateizmin Yedi Türü, Çev. Nurettin Elhüseyni, İstanbul: Yapı Kredi Yay., 2020, s. 13.) Ateizmin türleri bunlarla sınırlı değil elbette. Mesela, dinî ibadetleri bir tür Çin ilacı veya akupunktur mesabesinde gören ritüelci ateistler var. Mesela arayış hâlinde olan ama inkâr tarafı ağır basan agnostikler var. Bu tipler için dine bulaşmayan spritüellik bir mahzur teşkil etmiyor. (Andrew Brown, “The Six Types of Atheism”, www.theguardian.com). Hatırlarsanız, Sam Harris’in de insanın spritüel yanını reddetmediğini, herhangi bir tanrıya ve dine gönderme yapmayan bir çeşit meditasyon ve yoga uyguladığını bir önceki yazımda belirtmiştim.

Burada yeri gelmişken bir hususa temas etmeden geçersem içime dert olur. Din, ahlak ve vicdandan yoksun kapitalist, seküler, liberal bir insanlık projesini “ideal” sıfatıyla küresel ölçekte dayatan sömürgeci zihniyet için “spritüellik” farklı bir anlam taşır. Sizin iman, ibadet, abdest, namaz, niyaz, oruç, dua, huşu, maneviyat dediğiniz, önem ve kıymet atfettiğiniz şeyler bu kapsama girmez. Çünkü bunlar modern, çağdaş, ilerici (!) dünyanın değerleriyle uzlaşmaz. Sizin din, diyanet, ilahiyat, maneviyat kapsamına giren ilke, kural, kavram, uygulama ve pratikleriniz “modern/çağdaş” insana yakışmaz. İlla spritüellik arıyorsanız pekâlâ yoga, meditasyon, yantra, mantra, reiki, zihin dinlendirme, ruhsal arınma vs. ile meşgul olabilirsiniz. “Ruhsal rehberiniz” ile “meditasyon” yoluyla bağlantı kurabilir ve “ruhsal, cinsel enerji blokajlarınızı” açabilir, “ruhsal enerjinizi dengeleme” imkânı (!) elde edebilirsiniz. Stres ve dertlerinizden, “şifalandırma”, “aydınlanma”, “enerji alma”, “sinerji yaratma” teknikleriyle kurtulabilir, “ruhsal doyum” yakalayabilirsiniz. İçine Hinduizm, Budizm gibi Doğu dinlerinden esintiler serpiştirilmiş mistik Yeni Çağ teknik ve söylemlerine pek itiraz yoktur. Gerçek mahiyetini ve amacını maalesef pek bilmediğiniz bu tür yarı mistik tekniklerle bir parça ruhsal arınma tecrübe etmenizde bir sakınca görülmez. Kapitalizmin popüler kültürüne Uzak Doğu dinleri nedense daha bir şirin, daha bir sempatik geliyor. Siz sebebini düşünedurun. Bunu da ayrı bir yazının konusu yapalım inşallah.

“Tanrılı ya da tanrısız bir dünyada yaşamak benim için fark etmez.” diyen ateist Gray’e göre Yeni Ateizmde, “yeni” ya da “ilginç” namına çok az şey var. Vitrinde “yeni” etiketiyle teşhir edilen ateizmin yenilik adına bir şey barındırmadığını üstüne basa basa ben de söylemiştim. Gerçekte olup biten bir aldatmaca, bir göz boyama, daha doğrusu bir taktik ve strateji değişikliğiydi. Akıllarda kalması için buna “makyaj tazeleme” demiştim. İletişim teknolojisinin son sistem ürünleriyle kendisini mahirane bir biçimde pazarlayan “makyajlı” bir ateizm. Gray, çağımızın bu örgütlü ateizmini bir “medya olgusu”, bir “eğlence” olarak niteler. Birer medya fenomeni olarak gördüğü Sam Harris ve Richard Dawkins’in ateist düşünceye katkı sunmadıklarını düşünür. Onların bilimle dini sürekli kıyaslarken yaptıkları şeyin esasen “Viktorya” tarzı sıkıcı bir ağız dalaşı olduğunu söyler.

Gray’e bakarsak ben insaflı bile davranmışım.

Minder dışına kaçmak

Ateist mantık, Allah’ın varlığını konuşmayı, kabullenmeyi anlamsız ve saçma bulur. Çünkü bu konu, ispatlanması gereken bir hipotezdir ve ispatlamak da inanan kişiye aittir. Duyuların tecrübesini esas alan bu mantık için, eğer Allah varsa görünmeli ve duyular yoluyla bizi varlığına kesin olarak ikna etmelidir. Evrenin yaratıldığını ve başlangıcı olduğunu iddia eden de bu iddiasını ispat etmelidir. İspat edilene kadar evrenin hep var ve öncesiz olduğu, bir yaratıcı tarafından yaratılmadığı fikri geçerlidir. (P. Bysshe Shelley, Ateizmin Gerekliliği, Çev. Deniz Kurt, İstanbul: Sub Yay., 2019, s. 4.)

Bu kolaycı, ucuzcu tavır şunu diyor: “Ben inanmıyorum, inanmadığım bir şeyi niye ben ispatlayayım. Allah kavramı benim için boş ve anlamsız. Allah var diyen ve inanan sensin, sen ispatla!” Bu minderden kaçma siyaseti özellikle popüler kültürün sığ sularında yüzen ateistler için bir can simididir. O hâlde sorarlar adama: “İnanmadığın bir şey seni neden rahatsız ediyor, niçin Allah inancına, dine ve inananlara saldırıyorsun kardeşim?” Sosyal medyadan aldığı güçle, oluşturduğu “sanal” dayanışmalarla kendi içinde sessiz bir inkâr tavrı olmayı artık terk eden ateizm bugün misyonerliğe soyunmuştur, artık yayılmacı karakterlidir. Bilhassa “yeni” ve “militan” sıfatlı ateizm dine, dindara ve Allah’a pervasızca saldırmakta, bağnaz bir inkârcılığı yaymaktadır. O zaman biz de şunu söyleriz: “Niye ben ispatlıyorum, sen ispatla, söyle Allah neden yok? Zira yok diyen sensin, ben değil.” Bunu söylerken uyarmış olalım. “Ben değil, sen ispatla! Yok, niye ben? Sen ispatla?” şeklinde bir kör dövüşüne girmek açıkçası havanda su dövmektir. Büyük bir ihtimalle muhatabınız tarafından tiye alınıyor olabilirsiniz. Zira taşlaşmış inkârcılık yumuşama ve gevşeme tehlikesine gedik bırakmamak adına kapıyı, pencereyi, bacayı sıkıca kapatmıştır. Büyük bir ihtimalle sizi dinliyor-muş gibi yapacaktır.

Eski bildik ajandası ve klişe sloganları ile tanrıya ve dinlere kendince “yeni” bir savaş cephesi açan Yeni Ateizm, “militan” inkârcılığın merkeze oturtulduğu bir “cazibe endüstrisi” inşa ediyor. Dawkins’in “Belki de tanrı yok! Öyleyse üzülmeyi bırak, haz almaya bak!” ifadesiyle Londra sokaklarını arşınlattığı otobüsler bu tanrısız endüstrinin kurucu babalarının hem fırsatçılığını hem maddi gücünü hem de inkârcılığının haşinlik, militanlık düzeyini yansıtıyor hiç şüphesiz. Otobüse reklam giydirme fikri bile tek başına günümüz evrensel dinsizlik projesinin aygıt ve araçlarının sınırı hakkında yeterince ipucu sunar. Örgütlü manipülasyonun ustalarıyla başa çıkmak çok zor. İmaj, gösteri, slogan ve meta kültürü ile dönüştürmede kimse ellerine su dökemez. Fikirlerin tartışılıp inançların içselleştirilip somut gerçekliklere dönüştürülmesinden huylanırlar. Tabiatıyla Dawkins’in bu bel altına vuran parlak icadına aynı metotla tepki gecikmez: “Kim bilir, belki de Dawkins yok!”

Dinin hayatı ve kültürü şekillendirmesi, davranış ve değerleri belirlemesi, bir varlık ve evren tasavvuru sunması Yeni Ateistleri fevkalâde rahatsız ediyor. Yegâne arzuları, dinin kamusal, ekonomik, siyasi, hukuki, tarihi alanlardan izlerinin silindiğini ve kendi kabuğuna kapatıldığını görmektir. Seküler liberal kapitalist üst akıl bu anlamda ciddi biçimde çaba sarf ediyor. Tahakküm altına aldığı sömürge coğrafyalarını ilelebet elinde tutmak için akılları ve bilinçleri parçalıyor. Dinî, siyasi yapıları çözüyor, ekonomileri istikrarsızlaştırıyor, kültürleri yozlaştırıyor, toplumları nevi şahsına münhasır özelliklerinden soyarak tektipli, tek boyutlu hâle getiriyor. Kapitalist konformizmin kucağında mayıştırdığı genç dimağlara kendini yepyeni bir anlam ve hedef olarak pazarlıyor. Bencil, rekabetçi, birbirinin omzuna basan hırçın ve çıkarcı bireyler olmaları için insani-ahlaki hedeflerinden uzaklaştırıyor. Bu kaotik tabloda işini epey kolaylaştırdığı için sadece etnik ve din kisveli aşırılıklara ve silahlı örgütlere değil, aynı zamanda ateizm, deizm, nihilizm, agnostisizm gibi seküler meydan okumalara da kol kanat geriyor, sırtlarını sıvazlıyor.

Tanrının gölgesindeki ateizm

Ateistlerin Allah’ı duyu organlarıyla algılanabilen herhangi bir nesne konumuna indirgemeleri derin bir yanılgıdır, fakat bunu kabullenmezler. Onlar için Allah’ın kendisi de tıpkı evrendeki sayısız nesneler gibi gözle görülebilecek, elle dokunulabilecek sıradan bir nesne olmalıdır, tabi şayet varsa. Yer kaplayan, hacim tutan, özgül ağırlığı, rengi, tadı, kokusu olan alelâde bir nesne! Tabiatıyla onların nesneler listesine Allah dâhil değilse de “İnadım inat!” diyerek bu basit, çocukça tavırlarını sürdüreceklerdir. Huylu huyundan vazgeçmez, tarihin geçmiş inatçı inkârcıları da aynıydı: “Allah bizimle konuşsa ya da mucize gösterse ya!” (Bakara, 2/118.) Evet, inkârcılığın aklı ve kalbi tarihin hiçbir döneminde değişmedi, hep aynı katılıktaydı. İnkârcılık basit bir düz mantık üzerinden yürüyor: Duyular yoluyla tecrübe edilemeyen, algılanamayan bir varlık veya şey yok hükmündedir, dolayısıyla Allah da yoktur! Yok deyince sorun çözülüyor, oh ne âlâ!

Ateizm kâğıt üzerinde bir din değilse de Auguste Comte’un pozitif felsefeden ürettiği “İnsanlık Dini” denemesi aslında ateizmden bir çeşit din üretme çabasıydı. Bunun dışında ateizmin adını değilse de ruhunu taşıyan, ondan ilham alan seküler ideolojiler, Gray’in tabiriyle “seküler akideler” hep var oldu. Seküler ideolojiler için ateizm, akıl çağında aklın dinidir.

Aslında ateizmin de yok saydığı bir tanrısı var. “Ateizmin kendisi,” der Fransız Kardinal Robert Coffy, “kendi biçiminde, hakiki tanrıya bir saygı değil midir? Mutlak sadece daha iyi mutlak adına reddediliyor. (…) Tanrının şöyle ya da böyle temsili reddediliyor. (…) Tanrıyı bulmak daima onu bulunan şeyin ötesinde aramaktan ibaret olacaktır.” (R. Coffy, Ateistlerin Tanrısı, Çev. Murtaza Korlaelçi, Ankara: AÜİF Yay., 2003, s. 3.) Ateistler inkâr etseler de kafalarında bir tanrı temsili var. Bu tanrı, zamanın, mekânın, varlığın ve kâinatın yegâne sahibi olan Allah değildir. Çünkü Allah onların bir “nesne” olarak görmek istedikleri temsilî tanrılarından münezzehtir. Ateizm tanrıyı öldürdüğünü söylese de Allah’ın gölgesinden kurtulması imkânsız. Yaptıkları şey, olsa olsa Allah’ın gölgesinde ve arzında kuru bir inkârcılıktır ancak.

Yeni Ateizm: Sığlığın markalaşması

Çağdaş kapitalizm bir yandan üretirken bir yanda da dönüştürür, yabancılaştırır, sığlaştırır, buharlaştırır ve yıkar. Hızlı üretim, hızlı tüketim mantığına dayalı kapitalist kültür, hep söylüyoruz, böyle bir şey. Kapitalizmin hedef tahtasına koyduğu hiçbir şey söz konusu tehlikelerden müstağni değil. Bu riskler inkârcı inanç ve ideolojiler için de aynıyla geçerlidir. Bu çerçevede kapitalizm ateizmi de kendi içinde amip misali üretip çoğaltırken aynı zamanda da dönüştürmüştür. Yeni Ateizm de tüketim tarzlarının, markalarının, imajlarının, hayallerinin, hazlarının üretildiği ve hızla tüketildiği çağımızda tüketilme kaderinden kurtulamayacaktır. Zira bu olgunun internet ve sosyal medya sunumlarındaki manzarası ve klişe söylemleri hâlihazırda kronik bir sığlığı afişe etmektedir. Bu sığlığa rağmen inkârcılığın “çağdaş” sunumu olarak kapitalizm onu markalaştırmak için çabalıyor. Şayet biz de maymun iştahlı kapitalizmi tanıyorsak, gün gelecek yerine ondan türettiği bir başka tipi allayıp pullayıp piyasaya arz edecektir.

Sığlaşmanın kaderi hızla buharlaşmak ve nihayette tükenmektir.