Makale

NSANOĞLUNUN İCAT ETTİĞİ DİJİTALLEŞMEDEN GELECEĞİ YÖNETECEK YAPAY ZEKÂYA

İNSANOĞLUNUN İCAT ETTİĞİ DİJİTALLEŞMEDEN GELECEĞİ YÖNETECEK
YAPAY ZEKÂYA

Dr. Murat DAĞITMAÇ
Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Dijitalleşme ulaşılabilir bilgilerin herhangi bir bilgisayar tarafından okunabilecek şekilde ortalama aktarılması sürecine verilen addır. Gartner’ın Information Technology’sine göre “Dijitalleşme (sayısallaştırma), analogdan dijital forma geçme sürecidir.”, “Dijitalleşme bir iş modelini değiştirmek ve yeni gelir ve değer üretme fırsatları sağlamak için dijital teknolojilerin kullanılmasıdır.” Bu bağlamda dijitalleşme yeni bir olgu değil onlarca yıldır var. Örneğin el yazısıyla veya daktiloyla yazılmış metni dijital forma dönüştürmek, müziği bir VHS kaseti, bir LP veya bir videodan MP3 gibi bir formata dönüştürmek birer dijitalleştirme örneğidir. XX. yüzyılın sonlarında başlayan 2000’li yıllarda hızlanan sayısallaştırma ve dijitalleştirme sürecinin hemen her alandaki kurumsal yapılarda ve iş yapma biçimlerinde köklü değişiklikler ortaya çıkardığı gözlemlenmektedir. (F. B. Yankın, (2019), “Dijital Dönüşüm Sürecinde Çalışma Yaşamı”, Trakya Üniversiesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi E-Dergi, 7, 1-38.)

Dijitalleşmenin gelişimindeki en önemli sacayağı Web 2.0 teknolojisidir diyebiliriz. İnternet ilk çıktığı zaman sadece televizyon gibi tek taraflı iletişimin olduğu bir platformdu. Sadece bilgisayar ve yazılımı iyi bilenlerin içerik ürettiği bir mecra olduğundan çok geniş kitlelere yayılmadı. Web 2.0 teknolojisiyle artık her bir kullanıcının içerik üretebilmesi, yorum yapabilmesi, kısaca diğer kullanıcılarla etkileşim kurabilmesinden sonra çok hızlı bir yayılımla dünya nüfusunun yüzde 60’ını geçen bir kullanıcı sayısına ulaştı. Dijital dünyadaki bu gelişimler sayesinde daha hızlı bir yukarı ivmeyle yeniliklerle karşılaşmaya başladık. Artırılmış gerçekçilik, yapay zekâ, drone, otonom arabalar, 5G teknolojisi gibi kavramlar hayatımızda yer edinmeye başladı. Bu yeni teknolojilerin gelişiminin bu teknolojilere daha sonradan dâhil olanları (genel olarak 35 yaş üstü) adaptasyon hususunda çok zorladığı görülmektedir. Ancak dijital dünyanın içerisinde doğan yeni neslin adaptasyonu çok daha hızlı ve kusursuz görülmektedir. Bu farklılık hâliyle yeni neslin beslenme kaynağını dijitalleşme yaptığından dolayı ciddi anlamda kültür çatışmaları görülmektedir.

Bu iki nesil arasındaki kopukluğu genel olarak “dijital yerli ve dijital göçmen” olarak tanımlayabiliriz. Dijital yerliler teknolojinin içerisinde doğduğu için dijital göçmenlerden çok daha fazla bilgi ve tecrübeye sahipler. Tabii bu durum, bizi kültürel yapısı oturmamış yeni nesille karşı karşıya bırakmaktadır. Diğer yanda da teknoloji dur durak bilmeksizin ilerlemeyi sürdürmektedir.

Yapay zekânın insan zekâsını geçeceğini iddia eden ve bunun için gece gündüz çalışanların olduğunu unutmamak lazım. Global Future 2045 isimli bir girişim kuruldu. 2045 tarihi önemli bir tarih. 2045 yılı yapay zekâlı sistemlerin insan zekâsını geçeceğine inanılan ve buna göre plan yapılan bir zamanı ifade ediyor.

Ahlak kelimesinin sözlük anlamını “insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü” olarak görürüz. Ahlaki ilkeler bugüne kadar hayatımıza ailemizden, öğretmenlerimizden ve dini öğrendiğimiz kurum ve kişilerden aldığımız bilgilerle yerleşiyordu. 2000’li yılların başından itibaren internetin hayatımıza girmesi ve gelişen teknolojiyle Web 2.0’ın bir ürünü olan sosyal medya platformlarıyla kuşaktan kuşağa aktarılan bu bilgilerde kesintiler olmaya başladı. Peki, yüzyıllardan beri kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam eden bu aktarım 2000 yılından sonra neden kesintiye uğradı? Bu kesintinin temel nedeni olarak atalarımızdan gelen gelenekleri aktaran kişilerin gelişen teknolojiye ayak uyduramamasını gösterebiliriz. Son zamanlarda birçok mecrada da duyduğumuz X Kuşağı, Y Kuşağı, Z Kuşağı gibi kavramlarla izah edilebilir ama biz bu kavramlardan dolayı kafa karışıklığına neden olmamak için meseleyi “dijital yerli” ve “dijital göçmen” diyerek ele alacağız.

Dijital göçmenler

Dijital göçmen, analog dünyada doğmuş, teknolojik kültür ile sonradan karşılaşmış ve ona ayak uydurmaya çalışan nesli ifade etmektedir. Başka bir deyişle “Dijital göçmenlik, yirmili yaş ve sonrasında teknoloji, internet ve web ile tanışan, teknolojik araçların kullanımı ve teknoloji tabanlı öğrenmede güçlükler veya çeşitli uyum sorunlarıyla karşılaşabilen teknoloji okuryazarlığı düşük bireyleri ifade eder.” (İ. B. Arabacı, ve M. Polat, (2013). “Dijital Yerliler, Dijital Göçmenler ve Sınıf Yönetimi, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi”, 12(47), 11-20.) Genel kabul olarak kişinin doğduğu tarih baz alınabilir fakat bu kavram bölgeye ve ülkeye göre değişkenlik gösterebilir. Anadolu’nun ücra köşelerinde on yedi yaşında olup dijital göçmen olan gençler de büyük kentlerde yirmi beş yaşında olup dijital yerli olanlar da vardır. Genel kabul olarak erken gençlik dönemlerinde bilgisayarla tanışmamış kişilere diyebiliriz.

XX. yüzyıla kadar gençler kendilerine öğretmenini, annesini/babasını veya toplumun kanaat önderleri tarafından önemli görülen meslek gruplarındaki çalışanları (doktor, mühendis, asker) rol model olarak alıyordu. XX. yüzyıldan sonra gençlerin rol modelleri değişmeye başladı. Son yıllarda ilköğretim veya ortaöğretim çağındaki gençlere “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda “youtuber (youtuber: Youtube içerik üreticisi), influencer (influencer: sosyal medyada çok takipçisi olan insanları etkileyen kişiler), gamer (gamer: bilgisayar/internet oyunlarını iyi oynayıp turnuvalara katılan kişiler)” gibi meslek grupları, cevaplar arasında oldukça yüksek oranda yer almaktadır.

Bu rol model değişimi sadece mesleki olarak değil, yaşantı biçiminin değişimi olarak da karşımıza çıkmaya başladı. Rol model aldığımız kişinin sadece akademik başarısını değil yaşantısını da örnek alırız. Hâliyle gençlerin kültürel olarak etkilendikleri kişiler artık ebeveyni veya öğretmeni değil de bu kişilerden daha çok vakit geçirdikleri youtuberlar oluyor. Peki, youtuberları örnek almak kötü bir şey mi? Genel olarak baktığınızda denetleyemediğimiz bilgi bizler için faydadan çok zarar verir. Bu youtuberların paylaştığı içerikler kaç ebeveyn veya eğitimci tarafından takip ediliyor?

Youtuberlardan öğrenilen ahlak kültürümüzdeki, aile yapımızdaki ve dinimizdeki ahlak anlayışından farklı olabiliyor. Eğer biz dijital göçmenler dijital dönüşüme ayak uydurup gençlerin rol modelliğini kaybetmeseydik şimdi çok daha bilinçli bir toplum ve dijital lider olan bir ülke konumunda olurduk.

Dijital yerliler

Dijital yerliler teknoloji ile doğar doğmaz tanışan, internetin kurdu olarak yetişen, bilgisayar ve teknolojilerini ana dili gibi bilen, yöneten ve kullanan bir sınıftır. Çevrim içi sosyal ağları hayatının merkezine oturtmuş, işlerini internetin ve teknolojinin getirdiği avantajları kullanarak basit yöntemlerle halleden, bazı insanların anlamakta güçlük çektiği terimler kullanan, yani çağımıza doğmuş neslin her bir bireyine denir. Dijital yerliler günümüz teknolojileri ile hayata başlamış, hayatının merkezinde çevrim içi ortamların ve yeni teknolojilerin yer aldığı tüm günlük işlerini teknoloji ile yürüten XXI. yüzyıl çocuklarından ve gençlerinden oluşmaktadır. (Hatice Gökçe Bilgiç, Duygu Duman, S. Sadi Seferoğlu, (2011). “Dijital Yerlilerin Özellikleri ve Çevrim İçi Ortamların Tasarlanmasındaki Etkileri”, Akademik Bilişim, İnönü Üniversitesi.)

Dijital yerliler aslında bu sürecin en çok mağdur olan bireyleridir diyebiliriz. Küçük yaşlarda, ailelerin bilinçsizce teknoloji tedarikinden sonra gençler bu mecralarda farkında olmadan mağdur durumuna düştüler. Dijital göçmenlerin bilinçsizce yönlendirmesiyle “dijital bağımlı” hâline geldiler. Sonra yine bu dijital göçmenler tarafından “Niye bağımlısın?” diye suçlanmaya başladılar. Ahlaki ve kültürel olarak kişiliği oluşmamış gençleri, hiç tanımadığınız kişilerin eline bıraktığınızda sonuçların iyi olacağını düşünmek fazla iyimserliktir.

Dijital dünyada kendi başına dolaşan gençlik maalesef iyi niyetli olmayan kişilerin yönlendirmesine maruz kalabiliyor. Hatta bilinen internetin haricinde genelde dijital göçmenlerin bilmediği Deep Web (derin internet) (Deep Web, internetin çıktığı ilk tarihlerden itibaren arama motorlarının indeksleyemediği verilerin bulunduğu bilgileri içeren binlerce linkten oluşan bir sistemdir. Arama linki verilmeyen veya arama motorları tarafından bulunamayan bütün siteler Deep Web’e dâhildir. (Jo., Steinberg, (2004). Deepweb. Books On Demand.)) ortamlarında dolaşmaya başladılar. Deep Web içerikleri için normal bir internet kullanıcısının giremeyeceği bir ortam diyebiliriz. Peki, orada ne var? Kısaca; ahlak kurallarının olmadığı bir dünya düşünün; işte orası Deep Web.

Sonuç

Genelde bahsettiğimiz durum analizinin pek olumlu bir hava yansıtmadığı görünen bir gerçek. Peki, kullanmayıp bilgisayarı evlerimizden kaldırsak ve mobil cihazları çöpe atsak kurtulabilir miyiz? Maalesef “Hayır.” Şu andan itibaren yapacağımız en önemli şeylerden birisi gençlerimize tekrar rol model olabilmektir. Dijital dünyayla barışık olup bu dünyadaki etik değerleri dijital yerlilere anlatmalıyız.

Çocuklar ve gençler evden dışarıya çıktıkları zaman ebeveynleri tarafından uyarılır. “Aman tanımadığın kişilerden bir şey alma, tanımadığın kişinin arabasına binme...” Çünkü çocuklarımızın sokakta karşılaşacağı tehlikeleri biliyoruz ve ona göre hareket ediyoruz. Peki, dijital dünyadaki tehlikelerin farkında mıyız? Ebeveynlerin ve eğitimcilerin dijital dünyayı tanıması, çocuklara bu mecraların tehlikelerini söylemesi ve avantajlarından faydalandırması gerekmektedir.

Savaş stratejileri, ekonomik gelişmeler, kültürel yapı, meslekler… Birçok mecra hızlı bir değişime girecek. Artık belki de savaşlarda askerler değil dronelar kullanılacak. Okullar artık yapay zekâlı uzaktan eğitimlerle sürecek. Bundan on beş sene önce kesinlikle yapmayacağımızı söylediklerimizin şu anda yaptıklarımız olduğunu düşünürsek on beş yirmi sene sonra yapılacakları hayal bile edemeyiz.

Dijital ahlak konusu sadece bizim ve diğer Müslüman toplumlar için sorun teşkil etmiyor. Ataerkil aile yapısına sahip ülkelerden birisi olan Japonya da aynı sıkıntılarla uğraşıyor. Japonya’da bu kültürel yozlaşmanın önüne geçebilmek için çeşitli çalışmalara başlandı: Toplum 5.0.

Şu anda bulunduğumuz teknolojik çağı Endsütri 4.0 olarak isimlendiriyoruz. Bu hızlı gelişen teknolojinin sosyolojik açıdan genelde zararını gördük. Etik kurallarının çiğnenmesi, kültürel yozlaşma gibi sıkıntıların farkına varan Japonya hükûmeti bir karar alıyor. “Biz bu Endüstri 4.0’ın sosyolojik açıdan sıkıntısını çekiyoruz, çünkü toplumumuzu buna hazırlamadık ve gençlerimizle iletişimimiz koptu. Yakın zamanda Endüstri 5.0 gelecek. Tekrar aynı sıkıntıyı yaşamamak için toplumumuzu hazırlamamız lazım.” dediler ve bu projeye de “Toplum 5.0” ismini verdiler. Aile yapısı, eğitim yapısı, sosyolojik yapı yönlerinden Japonya hazırlanmaya başladı. Umarım biz de ülkecek tüm kurumlarımızla bu hazırlığın içerisine gireriz.

Bilgisayar Etik Enstitüsünün bilgisayar kullanıcıları için hazırlamış olduğu “Dijital Etik İlkeleri” bu sürecin başlangıcında bizlere ufak bir yol haritası olur diye düşünüyorum.

a. Bilgisayar başka insanlara zarar vermek için kullanılamaz.

b. Başka insanların bilgisayar çalışmaları karıştırılamaz.

c. Bilgisayar ortamında başka insanların dosyaları karıştırılamaz.

d. Bilgisayar hırsızlık yapmak için kullanılamaz.

e. Bilgisayar yalan bilgiyi yaymak için kullanılamaz.

f. Bedeli ödenmeyen yazılım kopyalanamaz ve kullanılamaz.

g. Başka insanların bilgisayar kaynakları izin alınmadan kullanılamaz.

h. Başka insanların entelektüel bilgileri başkasına mal edilemez.

i. Kişi yazdığı programın sosyal hayata etkilerini dikkate almalıdır.

j. Kişi, bilgisayarı, diğer insanları dikkate alarak ve saygı göstererek kullanmalıdır.