Makale

MEDENİYETİN EŞİĞİNDEN GEÇERKEN: FRİGYA

MEDENİYETİN EŞİĞİNDEN GEÇERKEN:
FRİGYA
Aliye Nur AKARSEL
Kur’an Kursu Öğreticisi/ Konya

Kartal olsam süzülsem gökyüzünde,

Kanat çırpsam özgürce,

Türkmen Dağı’nın eteğinde,

Kim bilir kaç kez gezdim.

Kaç kez seyrettim Kırka’yı, Seyircek’te…

Oturmuşum Gerdekkaya’da bir çamın altında

Mitolojik Frig Vadisi ayaklarımın dibinde

Ne ayinler yapıldı bakalım Yazlıkkaya’da

Şairin sözlerini tamamlamak da çıktığım bu yolculuk gibi epey zamanımı aldı. Keşfedilmemiş yerler ilgimi çekerdi. Tarihin her kademesinden izler taşıyan bu şehre geç kalmamın telafisini bir haftalık zaman dilimine sığdıracaktım. Kendime ayırdığım bu zamanı en iyi şekilde değerlendirmek için işe, yaşadıklarımı kaleme alarak başladım. Öyle ya söz uçar yazı kalırdı.

Afyonkarahisar’ı şifalı suları ile tanıyoruz. Bu dönemlerde kaplıcalarına oldukça fazla ziyaretçi geliyor. Acaba bu ziyaretlerde İhsaniye ilçesine yolu düşenler var mıydı?

Şehir merkezine 36 km uzaklıkta olan ilçeye araba ile yarım saatte ulaştık. Fotoğraf çekmekten yol almak mümkün değildi. Giderken mutlaka güzergâhta bulunan peribacalarına bakmanızı tavsiye ederim. Hakkında yapılan incelemeleri anlamak için taşları sadece okumak yetmiyormuş. Onların oluşturduğu şekilleri anlamak için zihnimi zorluyordum. M.Ö. 9. yy.’dan beri birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu topraklar, sanki yeni terk edilmiş gibiydi. O kadar sıcak ve canlı bir görünüm sergiliyordu.

Yol ilerledikçe araba ile devam etme fikrini doğru bulmamaya başladım.Patika şeklinde ilerleyen bu dar yolda halkın genel olarak eşek ve atlarla yolculuk yaptığını görüyordum. Aslına bakılırsa bu çevrede yaşayan insanlar da buranın tarihi hakkında çok fazla bilgi sahibi değildi. Ayazini köyünün en yaşlılarından olan bir yaşlı çift, Frig Vadisi hakkında bildiklerini anlattı.

Frigya tabelasından hemen sonra köyün girişinde Bizans döneminden kalma bir kilise göreceksiniz. Bu kilise aynı zamanda bir zamanlar Roma devletine de ev sahipliği yapmış. Arşivleri yokladığımda buranın 1914 yılına ait bir fotoğrafı elime geçti. Galiba tam bulunduğum noktada Yunan askerî geçit töreni düzenlenmiş. Üstelik o dönemdeki zaferlerini taş duvarlarda işaretler ile belirtmişler. İçerisi çok ürkütücü gelebilir, bu yüzden bir el fenerine ihtiyacınız olacak. Kilisenin yukarısına çıktığımda karşıda bulunan peribacaları daha belirgin bir hâl alıyor. Bundan sonrasında kayaların birbirine olan bağlantısı ile Yazılıkaya kısmına doğru ilerliyorum.

Arazi yürümeye elverişli değil, hava şartlarından dolayı da bazı noktalardaki balçık yürümemi zorlaştırıyor. Her taraf oyulmuş, farklı şekillerde ve farklı amaçlarla kullanılmış. Yontulmuş taşların üzerinde zaman zaman eski dönemlere ait figürler ortaya çıkıyor.

Kilisenin az ilerisinde aslanlı bir kapı gördüm. Oraya ulaşmak mümkün değil çünkü ne taraftan çıkmaya çalışırsam çalışayım taşlar yarı yolda bitiyor. Bu nedenle ben uzaktan bakmayı tercih ettim. Belki de o kapıya ulaşabilseydim tarihe biraz daha yakından tanıklık edebilirdim. Sevimli bir sincap yavrusu eşliğinde Frig Vadisi’ne doğru ilerlemeye başladım.

Buraya yolunuz düşerse dikkatli bakınca taşların arasında bir aslan heykeli göreceksiniz. Heykelin çaprazında iç içe oluşmuş odalar var. Bir mağarayı anımsatan bu sütunlar bir yerden sonra basamaklar ile yukarıya doğru devam ediyor. Yaklaşık 20 m uzunluğunda olan taş yapıt, basamaklar ile çevrelenmiş. Basamakların günümüze kadar gelmiş olması ne kadar sağlam yapıldığını kanıtlıyor.

İçerisi çok karanlık, birkaç adım aralıklarla içleri oyulmuş bölmeler var. İlk bakışta bir kuyuyu andırıyor. İçleri su dolu. Peki, bu sular buraya nasıl ulaştı? Pek çok soru ile kalp şeklini andıran taşlara sırtımı verip güneşe biraz daha yakından el sallıyorum. Gezilecek yer daha çok fakat gün batmak üzere. Ben de buradaki ilerleyişimi sonlandırıyorum.

İkinci ve üçüncü günlerde mezar taşları üzerinde yoğunlaştım. Çevredeki arazide Matar tapınaklarını temsil eden mimari cepheler var. Bulunduğum nokta Aslankaya cephesinde Matar’ın yani kralı temsil eden şeklin yanında iki aslan figürü, iç kısmı çok küçük üç tane de boş mezar var. Kral ve ailesi burada yaşıyormuş. Muhtemelen bu mezarlar da onlara aittir diye düşünüyorum fakat şu ana kadar gördüğümüz tüm mezarlar boşaltılmış. Tarihe tanıklık eden bu yerlerin yeterince korunamamış olmasına üzülüyorum.

Hava çok nemli ve kapalı, gün içerisinde Kral Midas’ın şehri diye bilinen Frigya Vadisi’ne doğru yol almayı planlıyoruz. Öncesinde peribacalarında biraz vakit geçirdim. Çok fazla mağara ve gizli geçitler var. Kaybolma ihtimali çok yüksek, her yerden başka bir kapıya geçiş yapıldığını görüyorum. Kralın yaşadığı bu yapıtlardan en büyüğü, şehrin giriş ve çıkışlarını âdeta abluka altına almış. En ufak bir hareketlilik buradan çok net görünüyor. Oyulmuş taşların sıra sıra yukarıya çıktığı odalarda gezmek çok eğlenceli. Rastladığımız bir kaya içerisinde yine taşlardan oyulmuş bir köşe göze çarpıyor. Hemen yanlarında altı tane farklı simge var. Bize eşlik eden rehber onların Hz. İsa ve havarilerini temsil ettiğini söylüyor. Farklı dinleri barındıran bu sarp kayalar, kim bilir daha nelere şahitlik etmiştir.

Su kaynakları bol olduğu için birbirine yakın mesafelerde çeşmeler göreceksiniz. Çeşme taşlarındaki yosunlar yeşilin her tonu ile manzaraya ayrı bir güzellik katmış. Buradan sonra yol iki bölüme ayrılıyor. Bir ucu ile devam ederseniz sizleri 40 km sonra Emre Gölü karşılıyor. Diğer ucu ise hikâyelerden duyduğumuz eşek kulaklı ya da altın parmaklı Kral Midas’ın hatıralarına götürüyor.

Ayazini köyünden geçerken yol üzerindeki tezgâhlardan elma almadan geçmedik. Dar sokaklarda ilerlerken plakanızdan buraların yabancısı olduğunuzu anlayıp hemen bir yardım etme çabasına giriyorlar. Ülkemin insanı sıcaklığı ve misafirperverliğini her daim hatırlatıyor.

Köyü çıkınca sağda aşağı tarafta peribacaları başlıyor. Eğer Kapadokya’ya yolunuz düştüyse aralarında çok fark olmadığını göreceksiniz. Taşların çevrelediği bu diyarı yine taşların dili ile selamlayıp Avdalaz Kalesi’ne doğru yol alıyorum. Bunca zaman sağlam kalmayı başarmış kalenin etrafı çok ıssız ve sessiz görünüyor. Girişteki tabeladan kaleyle ilgili bilgiler edindikten sonra kaleye çıkmaya başlıyorum. Dik ve zorlu basamaklar bazen sizi yarı yolda bırakabiliyor. Bu yüzden adımlarınızı atmadan önce basmanız gereken yerleri iyi belirlemelisiniz. Söylediğim gibi buraya çıkmak bir cesaret işi…

Kralın mezarına ulaşmak için yerin metrelerce içine girmek gerekiyor. Karşıma çıkan karanlık bir kuyu var. Merdiven sağlam görünmüyor ve içeride neyle karşılaşacağım meçhul, bu yüzden oraya inmeye cesaret edemiyorum. Biraz yukarısına tırmandığımda üzerime vuran güneş ışıltıları arasında kaybolup gidiyorum.

Avdalaz Kalesi çok korunaklı ve sağlam yapılmış. Frig Krallığı zamanında dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı gözetleme kuleleri var. Az önceye kadar korkutan bu taşlar zirveye ulaştığında seni her şeye karşı emin ve güçlü kılıyor.

Bir kucak da güneşe açıp kalenin manzarasında vadileri seyre dalıyorum. Başlıyor bu sefer de Cemal Süreya’dan dan gelen şu mısralar…

Uzat saçlarını Frigya, yârimsen, yurdumsan, söz ver Anadolu…