Makale

UZMANINA SORDUK

UZMANINA SORDUK
Dr. Hamdi TEKELİ
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Barış ve esenlik dini İslam’ın, merhamete yüklediği anlam nedir?

İslam kelimesinin barış ve esenlik anlamındaki “silm” kökünden geldiği bilinmeli, bir ferdin veya bir ailenin barış ve esenliğe ulaşabilmesi için meşhur Cibril hadisinde belirtilen iman, İslam ve ihsan kavramları iyi anlaşılmalıdır. Zaten hayırlı olan her işe “Besmele” ile yani “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile” başlayan bir Müslüman, hayatında merhamet ile iç içedir. Her ne kadar “merhamet” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de sadece bir yerde “Sonra iman edip birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.” (Beled, 90/17) şeklinde geçse de merhamet kavramı dinî literatürde genellikle rahmet kelimesiyle ifade edilir. Merhamet ile aynı kökten gelen “rahmet” kelimesi ile Allah’ın Rahman ve Rahim isimleri Kur’an-ı Kerim’de çok sayıda geçmektedir.

Örneğin Tevbe suresi 128. ayette Hz. Peygamber’in (s.a.s.) müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olduğu; Fetih suresi 29. ayette müminlerin birbirlerine karşı merhametli olduğu; Rûm suresi 21. ayette yüce Allah’ın kadın ve erkek hakkında “Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır.” buyurulmakta; İsrâ suresi 24.ayette ise yaşlı ana babalara “…merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. "Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster." denilmektedir.

Hadislerde de rahmet ve merhamet hem Allah’ın kullarına lütuf ve ihsanı hem de insanların birbirlerine ve tüm canlılara karşı şefkat, ilgi ve yardımları anlamında kullanılmaktadır. Örneğin torunu Hasan’ı öperken Hz. Peygamber’i gören bir kişi “Benim on çocuğum var ama şimdiye kadar hiçbirini öpmedim.” deyince Hz. Peygamber, “Merhamet etmeyen, merhamet görmez.” buyurmuş (Buhârî, “Edeb” 18), başka bir rivayete göre de o zata “Allah, senin kalbinden merhameti çekip almışsa ben sana ne yapabilirim.” (Müslim, “Fedâil”, 64) demiştir.

Yine genel anlamda Hz. Peygamber (s.a.s.): “Allah rahmeti/merhameti yüz parçaya ayırdı, bunun doksan dokuz parçasını kendi yanında, bir parçasını insan ve canlılara dağıttı. Bu özellik sebebiyle bir canlı ayağını yavrusundan sakındırır ve üzerine basmazsa bu duygu rahmetten almış olduğu pay sebebiyledir.” (Buhârî, “Edeb”, 19; Müslim, “Tevbe”, 17) buyurmuştur.

Bireyin iç huzurundan başlayarak halka halka bütün insanlığı ve bunun da ötesinde bütün mahlukatı kuşatan merhamet örüntüsünün tarihteki yansımalarından bahseder misiniz?

Merhametin en veciz örneklerini asr-ı saadette görmekteyiz. Hz. Peygamber’den en çok hadis rivayet edenlerden Ebu Hureyre’nin (r.a.) koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını elbisesinin eteğine koyup kedilerle oynadığı (Tirmizî, “Menâkıb”, 47), Hz. Peygamber’in ordu ile birlikte giderken yolda yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpeğin zarar görmemesi için başına nöbetçi olarak Cuâl bin Süraka’yı görevlendirdiği (Vakıdi, el-Megazî, Beyrut, 1409/1989, 2/804) belirtilmektedir. Yine Enes b. Malik’in küçük kardeşinin “Nügayr” adını verdiği bir kuşu olduğu ve bu kuş ile oynadığı (Buhârî, “Edeb”, 112; İbn Mâce, “Edeb”, 24), Peygamberimizin de bu çocukla şakalaştığı rivayet edilmektedir.

Peygamberimizin kuş yuvalarının bozulmaması, yumurtalarının ve yavrularının alınmaması için emir verdiğine, alınmış olan yavru ve yumurtaları yerlerine iade ettirdiğine dair rivayetler dikkate alınırsa hayvan neslinin korunmasındaki hassasiyet daha iyi anlaşılmış olur.

Dinimiz, insanlara olduğu gibi bütün canlılara da değer vermiştir. Bilhassa hayvan hakları konusuna baktığımız zaman Peygamberimizin çok sayıda tavsiyelerini görürüz. Bir hadislerinde günahkâr bir insanın susuzluktan ölmek üzere bulunan bir köpeğe su verdiği için Allah tarafından bağışlandığını (Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Selam”, 153), diğer bir hadisinde de kedisini açlıktan ölmeye mahkûm eden bir kadının, bu davranışı nedeniyle cehenneme atılmayı hak ettiğini (Buhârî, “Edeb”, 18, 27; Müslim, "Fezail", 65) belirtmiştir.

Kısacası gerek Kur’an’da gerekse hadislerde insanlar canlılara şefkat ve merhamet göstermeye teşvik edilmiştir. Mezkur rivayetlerden hareket edilerek genel olarak İslam, özel olarak da Osmanlı tarihine bakıldığı zaman Müslümanların kâinata bakışındaki incelik, hayvanlara ve tüm canlılara merhametli davranışlarında görülür. Bu bakış açısı, kökleri İslam medeniyetine uzanan derin kültürel birikimle yoğrulmuş bir düşüncenin örnekliğini ortaya koyar. Hatta Osmanlının ilk dönemlerden beri hayvanları koruma ve onlara işkenceyi önlemeye yönelik kanuni tedbirlerin alındığı bilinmektedir. Leylekler için kurulmuş vakfiyeler bulunduğu gibi onların ve diğer bazı hayvanların tedavisiyle ilgilenilen ilk Osmanlı hayvan hastanesi olan “Leylek Hastanesi” o günkü adıyla “Gurabahâne-i Laklakân” Bursa’da inşa edilmiştir. Benzer hayvan hastaneleri, İstanbul ve diğer bazı şehirlerimizde de mevcuttur.

Tasavvuf geleneğimizde “Şefkat ve merhamet büyükten küçüğedir.” şiarı hâkimdir. Bu sözün hikmeti hakkında bizimle neler paylaşırsınız?

Bu soruda geçen “Şefkat ve merhamet büyükten küçüğedir.” ifadesi tasavvuf geleneğinde yaygın olsa da ilim ve hikmet müminin yitiği olduğu için mutasavvıflardan bazıları kendisinden yaş ve bilgi itibarıyla küçük olan kişilerden de istifade etmişlerdir. Hatta bu bağlamda hatırlatalım ki tasavvufun pek çok tanımı olmakla birlikte yapılan tanımlardan bir tanesi de “Kimseden incinmemek, kimseyi incitmemektir.” hatta “incinsen de incitmemek”tir diyebiliriz. Zira insana kâinatta yüklenen görev çok önemlidir. “Allah’ın yeryüzündeki halifesi” (En’âm, 6/165; Fâtır, 35/39) olarak yaratılmış olan insan, Rahman ism-i şerifinin tecellisini şahsında hissetmeli; kendisine, ailesine ve çevresine bu düstur ile faydalı olmalıdır. Tasavvuf kaynaklarında,“et-ta‘zîmü li emrillâh ve’ş-şefakatü ‘alâ halkillâh” yani Allah Teâlâ’ya layıkıyla kulluk, tüm canlılara/yaratılanlara şefkat ve merhametle muamele “insan” olabilme ile tanımlanmıştır.

İnsanın kendisini bu bağlamda tanıması açısından Şeyh Galib’in “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen, Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen!” (Kendine dikkatlice bir bak; sen âlemin özüsün. Sen varlıkların gözbebeği olan insansın) sözü iyi anlaşılmalıdır.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin, “Sevgi, muhabbet kaynar yanan ocağımızda/ Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda/ Hırslar, kinler yok olur aşk meydanımızda/ Arslanlarla ceylanlar dosttur kucağımızda” diyerek gayret etmek ve dünyamızı mamur etmekle sorumluyuz.

Neml suresi 18. ayette “Nihayet Karınca Vadisi’ne geldiklerinde, bir karınca şöyle dedi: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; aman, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!" Ayet-i kerimesinden ilham alınarak “karıncayı incitmemek” ifadesi yaygın kullanılmaktadır.

Yaşama hakkı bağlamında İslam dininin “can”a verdiği değeri nasıl anlamalı ve anlatmalıyız?

Savaşa giderken bile Peygamber Efendimizin (s.a.s.), yeni doğmuş bir köpeğin yavruları ile birlikte yol üzerinde olduğunu görünce başına nöbetçi dikmesi “can”ın korunması açısından çok manidardır. Zira insan ruh ve cesetten ibarettir. Can tende (ten kafesinde) emanettir. Yunus Emre’nin ifadesiyle “İşbu söze Hak tanıktır, bu can gövdeye konuktur/ Bir gün ola çıka gide, kafesten kuş uçmuş gibi.” ifadesi ve Âşık Yunus’a atfedilen “Dağlar ile taşlar ile/ Çağırayım Mevla’m seni/ Seherlerde kuşlar ile/ Çağırayım Mevla’m seni” dizeleri de bu konuya ışık tutmaktadır.

Bu konuda son olarak da içinde bulunduğumuz 2021 yılının Merhum Mehmet Akif ve İstiklâl Marşı yılı ilan edilmesinden dolayı Akif’in şiirlerine bakıldığı zaman merhamet konusunu özellikle ilk dönem şiirlerinde ele alarak “Hasta”, “Küfe”, “Hasır”, “Mahalle Kahvesi”, “Bayram”, “Seyfi Baba” ve benzeri şiirlerde işlediği görülür.

Bu yıl içinde vefat eden merhum Doğan Cüceloğlu, bir yazısında “Benim analığım Yörük’tü. Annem öldükten sonra babam yeniden evlendi. Biz ona anne demedik, Ayşe Teyze dedik. Ben daha on yaşındayım, sapanla vicik dediğimiz küçücük bir kuşu vurmaya çalışıyorum. ’Vurma oğlum.’ dedi. Ben, ’Ne var parmak gibi küp küçücük kuş.’ dedim. Analığımın cevabı: ’Yavrum! Canın küçüğü büyüğü olur mu? Allah her birine bir can vermiş. Vurma yavrum günah.’ dedi. Şu derinliğe bakın. Okuma yazması yok bu kadının. Yıllar sonra bunun anlamını anladım. Anladığım zaman ağlamaya başladım.” sözleri de bizim insanımızı çok güzel ifade etmektedir.

Gün geçmiyor ki televizyonlarda bir ağacı tekmeleyen yahut öfkesini korunmaya muhtaç sokak hayvanlarından çıkaran insanların haberlerini görmeyelim. Sizce bu öfke ve hırs nereden, nasıl besleniyor?

Meşhur ifade ile “ Sû-i misal emsal olmaz.” yani “Kötü örnekler örnek alınamaz.” Bahse konu görüntülerin nereden kaynaklandığı ve nasıl beslendiği hakkında genelleme yapmak doğru olmaz. Bu nedenle konuların ayrı ayrı ele alınıp, psikolojik, sosyolojik açıdan tahlil edilmesi ve çözülmesi daha doğru olur.

Ancak görmek istemediğimiz bu durumların azalması ve insanlarımızın hassasiyetinin artırılması önemlidir. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) “Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebu Dâvûd, “Edeb”, 58) ifadesini hayvanları dövüştüren, işkence veya kötü muamele eden insanlarımızın özellikle unutmaması gerekir. İnsanın, hizmetine verilen canlılara karşı merhamet ile muamele edilmeli, sağlık ve temizliklerine de azami özen gösterilmeli, bu canlılar hastalandıkları zaman imkânlar ölçüsünde tedavi edilmelidir. Zira bu, hem merhametin hem de insanlığımızın göstergesi mahiyetindedir.