Makale

MAKYAJ TAZELEYEN ATEİZM

MAKYAJ TAZELEYEN ATEİZM

Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU

Açık bir tanrı ve dolayısıyla bir din inkârı olan ateizm dijital teknoloji sayesinde gün geçtikçe daha bir örgütleniyor, din karşıtlığında daha bir hırçınlaşıyor. Kullandığı yönteme, araçlara, savunduğu fikirlere, felsefi delil ve söylemlerine, din ve tanrı hakkındaki eleştiri ya da saldırı dozunun derecesine göre çeşitlenen ateizmin bugün adını en fazla duyuran türü hiç kuşkusuz Yeni Ateizm. Bu tür, daha ziyade “Deccal’in Dört Atlısı” olarak da anılan Sam Harris, Richard Dawkins, Daniel Dennett ve Christopher Hitchens ile birlikte tanınıyor. 2004’te yayımlanan, dilimize de “İnancın Sonu: İnanç ve Mantığın Kafa Kafaya Çarpışması” adıyla çevrilen eserin sahibi Sam Harris’e Yeni Ateizm’in öncüsü olarak bakılıyor. Hitchens 2011’de ölünce yerini Amerika’da yaşayan Somali asıllı Ayaan Hirsi Ali’nin aldığına dair bir kanaat var. Müslüman bir ailede doğan Hirsi Ali zoraki bir evliliğin ardından Hollanda’ya iltica etmiş. Müslüman erkeklerin özellikle kadınlara karşı şiddet bağımlısı (!) olduğunu anlatan Submission İtaat adlı kısa filmin senaryosunu yazdığı için ölüm tehdidi alınca ABD’ye göçmüş. Eski bir Müslüman olarak İslam aleyhine verdiği demeçlerin, yazdığı kitapların küresel örgütlü/yeminli İslam aleyhtarlarının mühimmat küfelerini doldurduğuna şüphe yok. İsimlerini verdiğimiz bu yeni ateistler de bu emeklerinin karşılığını fazlasıyla alıyorlar; kitaplar, konferanslar ve sosyal ağlar üzerinden milyon dolarlar kazanıyorlar. Yeni tarz ateizmleri onlar için ciddi bir kazanç kapısı!

Yeni olan ne?

Ateizme ne oldu da “yeni” sıfatını aldı sorusu geliyor ister istemez akıllara. “Aşkın/Müteâl Hakikat’i reddederek uçsuz bucaksız varlık âlemini boş, başıboş, ürkütücü, korkunç bir yalnızlığa hapseden bu keskin inkârcılık ne değişti de yenilendi?” sorusunu eminim siz de soruyorsunuzdur. İngiliz Viktorya döneminin en nüfuzlu ateistlerinden biri olan Charles Bradlaugh (ö.1891), geleneksel ateizm ile yeni ateizm arasındaki farkı şöyle koyar: “Ateizm tanrısız olmaktır. Tanrının olmadığını alenen iddia/ilan etmez.” (Sabahat Ali Rajput, “Who are the New Atheists?”, www. alhakam.org) Bunun istisnaları var, mesela Aydınlanma döneminin Baron d’Holbach, Jean Meslier ve Denis Diderot gibi bazı filozofları tanrıtanımaz olduklarını söylemekten çekinmemişlerdir. Biz istisnalar kuralı bozmaz kaidesince Bradlaugh’ın dediğini biraz açalım. Yeni Ateizm, tanrı inkârını kendi içinde tutan, hayatını buna göre düzenleyen sade, sessiz bir duruştan, tanrı inkârını açıkça seslendiren, insanların tanrı inancını eleştiren, hatta onları vazgeçirmeye çalışan ve bu amaçla dini karalayan, onu yaşanan dramların baş sebebi sayan bir tutumu anlatır. Buna göre, Yeni Ateistler dendiğinde kendi ateist duruşunu, ateizmi açıkça savunmaktan çekinmeyen, bu amaca yönelik olarak yirmi birinci asrın başlarından itibaren eserler kaleme alan, fikirlerinden emin, özgüveni yüksek kişiler –özellikle de yukarıda isimleri sayılanlar– kastedilir. Bu ateizm türü, kabuğunu kırarak tanrıya, tanrı inancına, dinlere ve müntesiplerine verip veriştiren ve çoğunlukla bunu bir aşağılama ve hakaret derecesine vardıran hırçın tavrı sebebiyle Militan Ateizm olarak da adlandırılır.

Bildiğimiz klasik, geleneksel ateizme yeni bir yüz, taze bir soluk olma iddiası taşıyan Yeni Ateizm, “Tanrı yoktur!” fikrinden taviz vermeksizin “Din bir kötülüktür.” sloganını merkeze almış görünüyor. Bu anlayışa göre, dinler kötüdür, kötü fikirler ise insanları kötü eylemlere götürür. Bu kesin önyargıdan hareketle yeni ateistler dinlerin olmadığı bir dünyanın harika bir yer olacağı fikrini var güçleriyle propaganda ediyorlar. Bir de gerekçeleri var: Dinler tarihteki bölünme, kavga ve savaşların sebebiydiler, bugün de kaos, terör ve savaşların sebepleri onlar. Bu karalama kampanyası ilahi kaynaklı dinler, 9/11 olaylarından sonra da özellikle İslam dini ve Müslümanlar üzerinden yürütülüyor. Bu çerçevede, küresel İslamofobik faaliyetlere destek vermek de stratejilerinin bir parçası. Yahudiliği pek taşlamazlar, kalabalık Uzak Doğu dinlerini dinden bile saymazlar çünkü yarı ateist karakterli bu dinler onların din tanımını pek karşılamıyor. İnsan zihnini, irrasyonel bir yapı kabul ettikleri dinden kurtararak yeryüzünü bütün dinlerden ve “kötülüklerinden” topyekûn arındırmayı başarmak onlar için bir ütopya!

Bu ateist kalemşorların ütopyalarının fikrî temellerini besleyenler arasında Aydınlanma dönemi düşünürlerinden Fransız Jean Meslier (ö.1729) önemli yer tutar. Çağının baskıcı, mutlakçı feodal düzenine ve Kilise’ye öfke kusan Meslier, din ve tanrı düşmanlığında sınır tanımayan biridir. Ona göre din, saldırgan, acımasız, bağnaz, kan dökücüdür; vicdan özgürlüğünü reddeder ve dolayısıyla ahlâk ile yan yana gelmesi mümkün değildir. (Jean Meslier, Sağduyu: Tanrısızlığın İlmihali, Çev. Abdullah Cevdet, 2018, Ankara: Kaynak Yay., s. 305 vd.) Meslier’yi burada anmamızın sebebi, ateizmin dinleri aşağılamasının ve kötülemesinin yeni olmadığını söylemektir. Diğer taraftan, Yeni Ateizm’in tanrı ve din inkârında kendisini konumlandırdığı felsefi temel ile klasik ateizminki arasında da bir fark yoktur. Günümüz ateizmi için yeni olan şey, dijital teknolojinin gölgesinde tüm enerjisini Hristiyanlık ve İslam üzerinden bağnaz bir din eleştirisine hasretmiş olmasıdır. Bir diğer yenilik ise tanrı ve din eleştirilerini artık daha ziyade felsefe değil bilim üzerinden yapıyor olmalarıdır. Onlar için din, ilerlemeye set çeken, hiyerarşiyi ve eşitsizliği meşrulaştıran, terör ve savaşları kışkırtan, akıl, mantık ve bilim karşıtı bir kurum, ilkel bir hayat tarzıdır. Akıl ve bilimin dinle bağdaşması imkânsızdır. Bu sebeple, insanın kurtuluşu bilimsel rasyonalizmdedir. İnançsızlık irrasyonel şiddetin önüne geçebilecek yegâne “sosyal iyi” kabul edilir.

Akıl tapınağında bilime tapınma

Modern/yeni kavramı, şimdinin çağdaş ateizmi ile geçmişin ilkel ateizm(ler)i arasında bir ayrım çizgisidir, buna makyajın tazelenmesi demek daha doğrudur. Tanrıyı ve dini reddeden bu ruhlar ikisinin karşısına akıl ve bilimi oturturlar. Onlar için dengeli ve sağlıklı bir insan neslinden konuşmak, tanrı/Allah ve din kavramlarını zihinlerinden silmiş bir nesilden bahsetmektir, zira aksi tutum sağlıklı zihinlerin kârı değildir. Ne var ki kendileri de akla ve bilime taparlar, aslında akılcılık ve bilimcilik de onların dinleridir. Dini ve tanrıyı sağlıksız zihinlerin bir saplantısı kabul eden bu kişiler için de akıl ve bilim bir saplantıdır. Fakat işlerine gelmediğinde minderden kaçarlar. Mesela, Sam Harris bir ateisttir, onun için din anlamsız, içi hurafelerle dolu boş bir meşgaledir, cehaletin ürünüdür. Cehaletin olduğu yerde din vardır. Ancak aynı Harris, insanın bir spiritüel yanının olmasına da itiraz etmez. Dinsiz bir spiritüelliği zararsız görür. Bu fikirden hareketle içinde güya Budizmin olmadığı bir tür Budist meditasyonu tatbik eder. Tabiri caizse Buda’yı öldürmüş ama kendisi için yeni bir Buda diriltmiştir. Bir dine bulaşmaktan imtina ederken sekülerizme tapınmayı yeğlemiştir. (Nicholas Scrimenti, “Sam Harris, Buddhism Doesn’t Want You Either”, https://berkleycenter.georgetown.edu)

Dinin artık ölü olduğunu, çağdaş toplumda yerinin olmadığını söyleyen Yeni Ateizm’in faaliyetlerini dört koldan yürüttüğünü de eklemeliyiz: 1- Ateizmin halkın bilincine girmesini sağlayacak bir metinsel temel oluşturmak. 2- Dinlerin ve mensuplarının ateizme yönelttikleri eleştiri ve faaliyetlere karşı koymak. 3- İnternet üzerinden, halka yönelik konferanslar, tartışmalar ve kitaplar üzerinden yeryüzünde sayıları artan ateistlere destek vermek, aralarında küresel bir bağ tesis etmek. 4- Bilimsel eserlerin sayısını arttırarak mit üretiminin ve hurafelerin önüne geçmek. (Dylan March, “Pop Atheism and the Role of Myth. Toward a Radical Atheist Skepticism, Academia org.)

Bilimsel Ateizm’den liberal Ateizm’e

Ateizm yirminci yüzyılda SSCB ve Çin gibi Marksist-Leninist rejimlerin devlet ideolojisi olarak da işlev gördü. Adına Bilimsel Ateizm denen bu ideoloji, dinin, dinî ibadetlerin yerine Komünist Parti’nin felsefi dünya görüşü ile harmanlanmış bir dizi ateist ritüel ve merasimi monte etti. Bu karışımın muhtevasında adına seküler ahlak denen belli davranış kodları da vardı. Dinin izlerini insan zihninden ve tüm kamusal alanlardan silmeye kodlanan bu ideolojik ateizm, kabaca, Bolşevik Devrimi’nden (1917) Gorbaçov’un yeniden yapılanma (perestroika) ve açıklık (glastnost) politikalarının yürürlüğe girdiği tarihe (1987) veya daha somut olarak, Berlin Duvarı’nın yıkılmasına (1989) kadar hüküm sürdü ancak başarılı olamadı. Olamadı, çünkü halkını bir dizi katı, sert, soğuk ilke ve kuralla zorla eğitmeyi hedefleyen bir devlet ideolojisinin sebep olduğu yıkımdan o da aynı derecede sorumluydu. Halka zorla dayatılan, dokusunu tek başına maddenin ördüğü bir zaman ve mekâna hapsedilen bu ateizm halkın derin ruh sızılarına şifa olamazdı. Aklı ve bilimi putlaştıran bir devlet zihniyetinin bekasına hizmet eden bir Marksist ideoloji kâğıdına dürülmüş bir afyondu. Güya din afyonu gitmişti ama yerine ateizm afyonu gelmişti. Ateizm, dünyayı sadece insanın yaşadığı maddi dünyadan ibaret sayan, insanı bu tek boyutlu maddesel dünyayı içselleştirmeye ve düzenin sadık bir eri olmaya icbar eden despot bir yapının halkı avutmak için sunduğu bir yalancı emzikti.

Köprünün altından çok sular geçti. Şimdilerde ateizmi kanatları altına alan kapitalist liberalizmdir. Liberalizmin gölgesinde edindiği yeni yüz ve yeni kimlikle varlık ve nüfuz alanını her gün biraz daha genişletmenin peşindedir. Bu manada Yeni Ateizm liberalizmin ateizmidir, dolayısıyla liberalizm onun kimliğinin de bir parçasıdır. Sonuçta ateizm kendisine liberal kapitalizmin gölgesinde bir yaşam koridoru açmıştır. Dolayısıyla, ateizmin kapitalizmin dini olup olmadığı tartışmaları da yersiz değildir. Zira ateş olmayan yerden duman tütmez!

Gelelim sadede…

İlahi sesi ve ışığı yitirmenin ardından çöken maneviyat fukaralığını dışarıya Allah ve din düşmanlığı şeklinde yansıtanlar için ateizm bir nihai duraktır. Ateistlerin en büyük yanılgılarından biri, aklın ve vahyin birbirini dışladığını sanmak olmuştur, hâlbuki her ikisi de aynı özden gelir. Evreni ve insanı hakikate kapalı sanmak da bir başka yanılgılarıdır. İnsanın hakikat arayışı ve özlemi fıtridir ve yerini tutabilecek başka bir şey yoktur. Yeryüzündeki ıstırapların, zulümlerin bir kısmından dini bir kavga vasıtası kılanlar da elbette mesuldür. Ancak tüm bu trajedilerin daha büyük sorumlusu yırtıcı kapitalizmin ta kendisidir. Onun şimdilerde neoliberal kisveye gizlediği sömürgeci ruhudur. Doğru ya, her biri milyon dolarlar kazanan ve zengin birer kapitalist patrona dönüşen öncü Yeni Ateistlerin bindikleri dalı kesmeleri beklenemezdi. Keskin birer Allah ve din düşmanı kesilmeleri, olsa olsa dikkatleri dağıtıp hedef saptırmaktır. İnanca ve Yüce Yaratıcı’ya olan kadim kindarlık cephesinden bakıldığında, taktik ve strateji değişikliğini saymazsak, ateizmde “yeni” olan bir şey yoktur. Vakıa, popülariteyi artırmak adına sadece bir makyaj tazelemedir!