Makale

TIBB-I NEBEVİDE KORUYUCU HEKİMLİK

TIBB-I NEBEVİDE KORUYUCU HEKİMLİK

Dr. Ahmet ALTUN
İstanbul Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi

İmandan sonra Allah’ın insanlara bahşettiği en büyük nimetin sağlık olduğunu ifade eden Hz. Peygamber’in (s.a.s.), koruyucu hekimlik adına çevre temizliği, sağlıklı yiyecek ve içeceklerin tercihi, yeme içme şekli ve miktarı, hastalıkları tedavi yöntemleri, beden ve ruh sağlığıyla ilgili tavsiye ve uygulamaları, modern tıbbın da tasdik ve tavsiye ettiği hususlar olup Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kabul görmüştür.

Hz. Peygamber’in sünnetinde, onun nübüvvetinin ispatı anlamına da gelebilecek olan koruyucu hekimlik; temizlik, dengeli beslenme, ibadetler ve ruh sağlığı gibi temel unsurları kapsamaktadır.

Hz. Peygamber insanlara İslam dininin esaslarını tebliğ ederken onlara sağlığın önemini de her vesileyle belirtmiştir. Halk sağlığı, hijyen ve koruyucu hekimliği ön plana çıkarmış, sağlıkla ilgili, yaygın olan yanlışları ve hurafeleri düzeltmiş, doğruluğu ve faydası tecrübelerle ispatlanmış kuralları kabul etmiş, ashabına da tavsiyede bulunmuştur.

Allah, “Şüphesiz sizler için Allah Resulü’nde (s.a.s.) güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 33/21.) buyurmaktadır. Allah Resulü de “Rabbim terbiyenin en güzeliyle beni terbiye etti.” (Câmiu’s-Sağîr, 1/14.) demektedir. Resulüllah, ibadet ve ahlakta olduğu gibi yemesinde, içmesinde, uyumasında, oturup kalkmasında da sağlığımızı korumada bizler için en güzel ve sağlıklı bir örnektir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) koruyucu hekimlikle ilgili ne varsa onu vazetmiştir. Başta temizlik olmak üzere onun koruyucu hekimlik uygulaması, kolay, külfetsizdir ve her ferdi kapsar. Otomatik işler ve ve devlet kontrolünü de gerektirmez.

“Kuvvetli mümin zayıf müminden daha hayırlıdır.” (Müslim, Kader, 34.) diyen Hz. Peygamber, sağlıklı bir hayat üzerinde önemle durmaktadır. İslam, “zaruriyat-ı diniye” diye adlandırdığı beş şeyi korumayı her Müslüman’a farz kılmıştır. Bunlar: Nefsi koruma, aklı koruma, nesli koruma, malı koruma ve dini korumadır. İlk üçü sağlıkla ilgilidir. Sigara, içki ve uyuşturucu benzeri her çeşit zararlı şeyden aklı korumak, hastalıklara karşı nefsi korumak, her türlü fuhşiyattan nesli, nikâhı korumak dinen gereklidir.

Tıbb-ı nebevide beslenme

Yeme ve içme nimetinin insan sağlığı ve hayatındaki öneminden dolayı Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünneti bu konuda insanlığa rehberlik etmektedir. Varlıkların en şereflisi olarak yaratılan insanın yiyecek ve içecekleri de ona yakışır bir şekilde değerli olmalıdır. Bu nedenle Allah ve Resulü, yeryüzünün en iyi ve sağlıklı yiyecek ve içeceklerini belirtmiş, zararlı olanları da yasaklamıştır. Sağlıklı ve mutlu bir hayat sürdürebilsin diye yeme ve içme adabını kurallara bağlamıştır.

Yiyecek ve içecek konusunda genel kurallar şu ayetlerde görülmektedir: “Allah’ın size rızık olarak yarattığı şeylerden helal ve temiz olarak yiyin.” (Maide, 5/88.), “Yiyiniz içiniz, israf etmeyiniz.” (Araf, 7/3.)

İslam’da esas olan, yiyecek ve içeceklerin helal olmasıdır, Kur’an ve sünnet, insanlara zararlı olan yiyecek ve içecekleri ayıklamış, bazılarını da sağlığa olan faydasından dolayı övmüş, güzel ve temiz yiyecekleri belirtmiştir. İnanç sistemimizin evrensel boyutu içinde, insanın ruh ve beden sağlığına zarar veren gıda ve beslenme tarzı yasaklanmıştır.

Kur’an ve hadislerde geçen gıdaların temel özellikleri, temiz ve helal olmasıdır. Bu gıdaların özelliği insan vücuduna uygun ve yararlı olup sindirimleri kolay, besleyici, lezzetli, sağlığa faydalı ve şifa verici olmalarıdır. Vücuda uyarlanmış, hücrelere kodlanmış olan bu yiyecek ve içecekler, insanın birçok hastalıktan korunmasını sağlar. Hangi gıdanın hangi hastalığa iyi geleceği ile ilgili hadisler, hadis kitaplarının “tıbb-ı nebevi” bölümlerinde toplanmıştır.

Hz. Peygamber’in öğütlediği yeme adabı, koruyucu hekimlik ve modern sağlık bilimi prensiplerinin tamamen örtüştüğü tıp uzmanları tarafından ifade edilmektedir. Allah Resulü’nün (s.a.s.) yeme içme tercihi ve kuralları, sağlığın esası ve tıbbın hülasası niteliğindedir diyebiliriz. Kur’an’ın ifadesiyle insanlar için güzel örnek olan Allah Resulü’nün (s.a.s.) yeme ve içme sünnetini şöyle özetleyebiliriz:

- Acıkmadan sofraya oturmayıp doymadan sofradan kalkardı.

- Besmele ile yeme ve içmeye başlardı. Suyu besmele çekerek ve oturarak içmenin, besmele ile kesilmiş hayvan etini yemenin sünnette koruyucu hekimliğin esaslarından olduğu bilimsel araştırmalarla anlaşılmış bulunmaktadır. Besmele ile kesilen hayvan etinin besmelesiz kesilen hayvan etine göre daha sağlıklı olduğu tıp otoriteleri tarafından yapılan araştırma ve deneylerle sabit olmuştur.

- Sağ eliyle ve önünden yerdi.

- Fazla sıcak ve fazla soğuk yemezdi.

- Yemek yerken acele etmezdi.

- Birbirine benzer iki yemeği aynı anda yemezdi.

- Sofrasında iki sıcak yemeği veya iki soğuk yemeği aynı anda bulundurmazdı.

- Hz. Peygamber’in (s.a.s.) beslenme konusundaki, mucizevi davranışlarından biri de kendisini ve ümmetini tek bir gıda çeşidine mahkûm ve mecbur etmemesidir.

- Modern tıbbın önemle tavsiye ettiği, vücudun ihtiyaç duyduğu muhtelif gıdalar alırdı. Beslenmenin iki kaynağını oluşturan hayvansal gıdalarla bitkisel gıdalar arasında bir ayrım yapmazdı.

- Sadece bitkisel veya sadece hayvansal gıdalarla beslenen kişilerde sağlık problemlerinin olacağı tıbben sabittir. Hz. Peygamber, her iki beslenme türünü de ihmal etmez, bazen ikisini birlikte bazen de ayrı ayrı yer veya çeşitlendirirdi.

- Yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı.

- Hz. Peygamber, sofrada bağdaş kurar sağ dizini dikip sol dizi üzerine otururdu.

- Ayakta veya yaslanarak yiyip içmeyi hoş karşılamazdı. Onun yeme içme biçiminin de sağlık merkezli olduğu sabittir.

- Allah Resulü, cimrinin yemeğinde illet, cömerdin yemeğinde ise şifa olduğunu bildirmiştir. (Deylemi, Hâkim.)

Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde sağlığa zararlı olduğu bilinmeyen ancak bugün tıbben zararları tespit edilen, içki, uyuşturucu, sigara, kan, domuz eti ve daha birçok madde Kur’an ve sünnet tarafından iğrenç sayılarak yasak edilmiştir. Kitap ve sünnet, bu yasaklara öyle ölçüler koymuştur ki bugün bu ölçüler, sabit bilimsel tıbbi kurallar hâline gelmiştir. Öyle ki Kur’an ve sünnetin yasakladığını günümüz tıbbı da yasaklamaktadır.

Ölçü ve denge dini olan İslam, beslenme konusunda da aşırıya kaçmayı yasaklamış, bu konuda yeterli ve dengeli beslenmeyi emretmiştir. Solunum hastalıkları, damar tıkanıklığı ve sertliği, safra taşları, kalp yetmezliği, horlamalar, varis, karın fıtıkları, bağırsak hastalıkları, âdet bozuklukları, kısırlık vb. daha pek çok hastalıkta mideyi tıka basa doldurmanın etkili olduğu bilinmektedir. Asrımızda hastalıkların çoğunun ya yetersiz beslenmeden ya da fazla yeme ve içmeden kaynaklandığı bilinmektedir. İslam bu problemi, Kur’an’da üç mucize kelime ve bir hadis-i şerifle çözmüştür. Allah “Yiyiniz içiniz, israf etmeyiniz.” (Araf, 7/31.) uyarısını yaparken Allah Resulü (s.a.s.) de “Âdemoğlu karnını tıka basa doldurmasından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna, belini doğrultacak birkaç lokma yeterlidir. Ancak (nefsinin galebesiyle) ille de yiyecekse midesini üçe ayırsın, üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes almaya ayırsın.” (Tirmizi, Zühd, 47.) buyurmaktadır. Asrımızda insan sağlığının temel prensibini vazeden bu hadis, günümüzde fazla yemekten ve açlıktan ölen milyonlarca insana bir kurtuluş reçetesidir diyebiliriz. Bu hadis-i şerif, önemine binaen, Almanya’nın Stuttgart şehrinde bir hastanenin duvarına yazılmıştır.

Araştırmalara göre obezitenin tedavisi için bir yılda harcanan para, 850 milyon aç insanı bir yıl besleyecek miktardadır. Fazla yemekten ölenlerin sayısı açlıktan ölenlerin sayısından üç kat fazladır. “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, göbekli olmak, çok uyumak ve tembelliktir.” (Câmiu’s-Sağîr, 1/90.) hadisi ile Peygamber Efendimiz, günümüz Müslümanlarını uyarmaktadır.

Sünnete göre insanın ihtiyacı kadar yemek yemesi vacip, ihtiyaç fazlası mubah, israfı ise haramdır. Nefsin istediği her şeyi yememeyi tavsiye eden Allah Resulü, “Canının çektiği her şeyi yemen israftır.” (İbn-i Mace, Et‘ime, 51.) buyurmaktadır. En çok midenin üçte birini kapsayacak kadar yemek yemeyi tavsiye eden Allah Resulü, hem israfın önüne geçmiş hem de şişmanlığı önleyerek vücudu hastalıklardan korumuş olmaktadır. Ayrıca “Bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişinin yemeği dört kişiye, dört kişinin yemeği de sekiz kişiye yeter.” (Müslim, Eşribe, 179.) diyerek sosyal yardımlaşmayı da teşvik etmiştir.

“Midenin üçte biri…” ifadeleriyle başlayan hadis-i şerifte belirtilen midenin üçte birini nefes almak için boş bırakmada ise bilimsel bir mucize olduğu ancak XX. yüzyılda anlaşılabilmiştir. Tespitlere göre akciğerlere giren hava miktarı, tam tamına midenin üçte biri hacmine tekabül etmektedir.

Allah Resulü, doktor değildir. Ancak dinin her alanında olduğu gibi sağlıkta da ümmetine rehberlik etmiştir. O, Kur’an’ın müfessiridir. Söz ve manasıyla Allah kelamı olan Kur’an, Allah tarafından nasıl korunmuşsa Kur’an’ın müfessiri olan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti de Allah tarafından vahiy ve ilhamla korunmuştur. Şimdiye kadar hiçbir sahih sözü ve davranışının bilim çevrelerince çürütülemeyişi de buna bir delil niteliğindedir. Akıl ve bilimin hâkim olduğu günümüzde, özellikle Allah Resulü’nün (s.a.s.) sağlıkla ilgili tavsiye ve uygulamaları, akıl ve bilim tarafından tasdik edilmektedir. Onun sünnetlerinin âdeta tıbbi araştırmaların sonuçları gibi olduğu görülmektedir. Tıbbın son hududunu çizen hadis ve sünnet uygulamalarının, tıbbi araştırmaları yönlendirebileceği söylenebilir. Çünkü o, Kur’an’ın ifadesiyle kendinden boş şey konuşmaz. “O, nefis arzusu ile konuşmaz.” (Necm, 53/3.)

Günümüzde bütün dünyayı saran koronavirüs salgınına karşı Dünya Sağlık Örgütünün temizlik ve korunma konusunda yaptığı tavsiyelerin tamamı hatta fazlası Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetindeki koruyucu hekimlikte mevcuttur. Sünnetin uygulamasıdır.

Günümüzde Batı üniversitelerinin ilgi alanına giren tıbb-ı nebevinin ülkemizde de layık olduğu ilgiyi görme zamanı gelmiştir. Bu konuda sempozyum, konferans ve kongreler tertip edilmelidir. Dünyanın farklı ülkelerinde bu konuda çalışan kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapıp bilgi paylaşımı cihetine gidilmeli, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır.” (Buhari, Meğâzî, 35.) hadisi gereğince insanların sağlığına hizmet etmenin ibadetten sayıldığı bilinmelidir. Sağlık problemleriyle başı dertte olan dünya, Allah Resulü’nün (s.a.s.) koruyucu hekimliğine şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Çünkü bilim ve aklın hâkim olacağı geleceğe, bütün hükümlerini akıl ve bilime tasdik ettiren Kur’an ve sünnet hâkim olacak gözüyle bakılmaktadır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki günümüzde başta Müslümanlar olmak üzere dünya, tıbb-ı nebevideki koruyucu hekimliği ihmal ve terk etmenin bedelini çeşitli hastalıklarla boğuşarak ödemektedir.