Makale

CANA SIHHAT RUHA ŞİFA RAMAZAN

CANA SIHHAT RUHA ŞİFA RAMAZAN

Prof. Dr. Halis AYDEMİR
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Evrende önemli bir zaman: Ramazan

Güneş takviminde dünya güneşin etrafında döner; çünkü güneş merkezli bir takvimdir. Ay takviminde ise ay dünyanın etrafında döner; çünkü dünya merkezli bir takvimdir. Odağında insanın bulunduğu ay takvimindeki on iki aydan biri ramazan ayıdır. Dört tanesi haram aylardır: recep, zilkade, zilhicce ve muharrem. Bahsettiğimiz bu husus evrensel boyutta göklerin ve yerin yaratılışıyla ilişkilidir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Doğrusu Allah’a göre ayların sayısı, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına uygun olarak on ikidir; bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru olan hesap budur. O aylarda kendinize zulmetmeyin…” (Tevbe, 9/36.) Kamerî ayların, Yaradan tarafından evrensel yaratılış ile ilişkilendirilmesi bu ayların güneş takvimindeki gibi mahallî/lokal aylar olmadığını gösterir.

Zaman kavramıyla ilgili benzer bir duruma Resulüllah (s.a.s.) da bir hadis-i şerifinde dikkat çekmiş ve şöyle demiştir: “Muhakkak ki zaman Allah’ın gökleri ve yeri yarattığındaki şekliyle dairesel olmuştur. Bunlar on iki aydır; dört tanesi haram aylardır: recep, zilkade, zilhicce ve muharrem.” (Buhari, 4406.) Zamanın makro boyutta dairesel akışı, rivayette oldukça dikkat çekicidir. Kamerî ayların evrensel planda dinamik ve çevrimsel bir döngü içerisinde olduklarını işar ettirmektedir. Bu sebeple ramazan ayının yeri lokal takvimde (güneş takvimi) her sene değişiklik arz etmektedir; çünkü evrensel temellidir. Görüldüğü üzere, içinde Kur’an ifadesiyle bin aydan daha değerli bir geceyi taşıyan ramazan ayı göklerin ve yerin yaratılışından gelen ve hâlâ işleyen bir sisteme ve öneme sahiptir. Bu mübarek vakit dilimlerinde zaman, henüz bilmediğimiz bir boyutta önemli ve istisnai bir süreçten geçmektedir. Böylesine önemli bir ayı oruçlu bir hâlde geçirmenin kişiyi yaratılış ile eş güdümlü bir hâlde Âlemlerin Rabbine kulluğa eriştireceği anlaşılmaktadır. Her şeyin Cenab-ı Hakk’ı tesbih ettiği bu evrende, mübarek zaman dilimlerin bulunması şaşırtıcı değildir. Zira Allah, her şeyi bir hikmet ile yaratmıştır ve bunlar zamanı geldikçe insanlar tarafından da keşfedilebilmektedir. Dolayısıyla gökler ve yer ile âdeta senkronize olup evrendeki bu tesbihatın bir parçası hâline gelmenin önemli bir fırsatıdır ramazan. Gökleri ve yeri yaratan kudret, âlemdeki en istisnai zaman diliminde beşere hitap etmiş ve son peygambere kitabını indirmiştir.

Yüce Yaradan’ın önemli bir zamanı önemli bir hadiseyle buluşturması hikmetinin bir sonucudur. Haram bir ay olan recep ayıyla birlikte başlayan manevi iklim, Resulüllah’ın çoğunu oruçlu geçirdiği şaban ayı ile devam etmekte ve ramazan ayı ile doruğa çıkmaktadır. Ramazan ayı içerisinde de bu tırmanış devam etmekte ve nihayet Kadir Gecesi ile bin aydan daha hayırlı mübarek bir gece ile doruğun doruğuna yani zirveye ulaşmaktadır.

Nitekim Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Bilir misin nedir Kadir Gecesi? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her bir iş için iner dururlar. O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur.” (Kadir, 97/1-5.) Dolayısıyla bu vakitler, bazılarının sandığı üzere sadece dinî bir atıfla mübarek sayılan dönemler değil aynı zamanda yaratılış ve evrendeki işleyiş ile de ilişkili istisnai zaman dilimleridir.

Ramazanda hayat var

“Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve Resulü’nün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki O’nun huzuruna götürüleceksiniz.” (Enfal, 8/24.) Allah ve Resulü’nün bizi çağırdığı en önemli şeylerden biri de ramazan ayında oruç ibadetidir. Çağırdığı her şeyde bizler için hayat vadeden Rabbimiz, yemekten içmekten uzak durduğumuz bu ibadette de nice hikmetler var etmiştir. Kulun Rabbi ile irtibatta kalması için günlük periyotta namaz nasıl vakitli bir ibadet ise oruç da yıllık planda kul ile Rabbi arasındaki münasebetin önemli bir aracıdır.

Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler Cenab-ı Hakk’ın, rızasına kavuşabilmek için biz kullarına lütfettiği vesilelerdir. Farkına varanlar açısından paha biçilmez değerde fırsatlardır. Şayet Rabbimizin hoşnutluğunu nasıl elde edebileceğimize dair bu süreçleri bilmeseydik bizi var eden Allah’a karşı sevgimizi ve saygımızı yaşayabilmek hususunda tam bir çaresizlik içerisinde kalırdık. Hamd olsun Âlemlerin Rabbine ki bizlere âlemlere rahmet olmak üzere bir peygamber gönderdi ve yolumuzu gösterdi.

Oruç insani iradenin tezahürüdür

Oruç ibadetinde kul, imsak vaktinden akşam namazına kadar en temel ihtiyacı olan yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durur. Bedensel arzuların yönetimi kulun iradesinin bir tezahürüdür. Bedenin sıklıkla kendisini tekrarlayan açlık ve susuzluk ihtiyacını erteleme iradesi, kişinin insani boyutunu keşfetmesine imkân sağlar. Bu iradenin yaratan kudretin rızası uğrunda yaşanması, ilahi rahmetin kulun iliklerine kadar dolmasına yol açar. “Sen yeme dediğin için yemiyorum ya Rabbi.” düşüncesi oruçlu müminin sabahtan akşama kadar lisan-ı hâl ile her anında yaşanır. Allah’ın emrinin gün boyunca kişinin hayatının ve bedenin içine tesir etmiş olması muazzam bir sonuçtur. Gökleri ve yeri var eden kudrete gönüllü bir şekilde teslim oluşumuzun bedenimizde yankılanması, organlarımızdan hücrelerimize kadar uzanır.

Bedenimiz kulluğumuza şehadet eder

Kulluk bilincinin bedenle eş güdüm hâlinde gün boyunca kesintisiz yaşandığı bu denli muazzam başka bir ibadet yoktur. Nitekim derilerimiz dahi hesap gününde dile geldiğinde her hâlimizden haberdar olduklarını Cenab-ı Hakk’a belli edeceklerdir. Nitekim ayet-i kerimede şöyle geçer: “Derilerine, ‘Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?’ diye sorarlar. ‘Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu.’ derler. İlk önce sizi O yarattı, şimdi de yine O’na dönüyorsunuz.” (Fussilet, 41/21.) Şu hâlde derilerimiz vesair azalarımız her yaptığımıza tanıktır. Bakınız Cenab-ı Hak ne buyuruyor: “Vaktiyle siz, ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmesinden sakınıyordunuz; üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.” (Fussilet, 41/22.) Binaenaleyh beden ve azalar, kulun yaptığı kötü şeylerden ne denli olumsuz etkileniyorlarsa yaptığı iyi şeylerden de o denli olumlu etkilenirler. Dışa bakan yüzüyle açlık ve zorluk olarak gözüken durum, içe bakan yüzüyle ilahi bir rahmettir. Oruçlu kimsenin dilinin damağının kuruması dahi Allah katında yakınlığa vesiledir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.” (Müslim, Sıyâm, 164.)

Oruç bedenimizde sessiz bir huzurdur

Oruç her yanımızı saran bir sükûnetin adıdır. Bundan bedenimizdeki her organ nasibini alır. Başta midemiz olmak üzere yıl boyunca sürekli doldur boşalt olmaktan yorgun düşmüş bedenimiz oruçla rahata ermiştir. Benzer şekilde yeme ve içmeye bağlı olarak vücutta gelişen tüm hareketliliğin yerini sakinlik alır. Tüm organların kendilerini tamir ettikleri bir sessizlik hâkim olur.

Orucun yerli yabancı pek çok uzman tabibin önerileri arasında yer alması boşuna değildir. Ne var ki müminlerin tuttukları oruç kulluk bilincinin eşlik ettiği bir açlıktır. Temel gayesi sıhhat değil Allah’ın rızasıdır. Sıhhat, oruç tutması nedeniyle Cenab-ı Hakk’ın kuluna dünyada yaşattığı promosyon misali küçük bir hediyedir. Bu yüzden vaktiyle Allah rızası için oruç tutmayanların gün gelip doktor tavsiyesiyle açlık diyetlerine girişmeleri ne hazindir.

En önemli kazanım takvadır

Orucun emredildiği ayetlerde Allah (c.c.) farz kılınmasının temel gerekçesini takva olarak belirtmiştir: “Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.” (Bakara, 2/183.) Kişinin takvalı olabilmesi sakınma refleksinin gelişmesine bağlıdır. Yüce Yaradan’ın emir ve yasakları hususunda belli bir hassasiyetin oluşabilmesi ve hayatın içerisinde bunların gözetilebilmesi birdenbire başarılabilecek bir şey değildir. Bunun için bir iradeye ve gayrete ihtiyaç vardır.

Kişinin takvaya kavuşabilmek için bu gayretini sergileyeceği önemli bir alıştırmadır ramazan. Bir ay süren bu oruç sayesinde kişi bedenine söz geçirebilmeyi, arzularını tutabilmeyi ve bunları helal daireye öteleyebilmeyi öğrenir.

Oruç, bedeni hafifletir; ruhu arındırır

Kuşkusuz ramazanın en önemli fırsatı, kişinin tüm yıl boyunca ihtiyaç duyacağı takva duygusunu kazanabilme imkânıdır. Bir ay süren bu rahmet ikliminde müminler yaratılış ayarlarına âdeta yeniden döner ve yenilenirler. Fiziksel anlamda bedenlerin sükûnete erip dinginleşmesi ve zararlı şeylerden kurtulması nasıl bir rahatlama getiriyorsa Allah için tutulan bu orucun ruhsal planda da önemli bir karşılığı vardır. Nitekim Rahmet Peygamberi ramazandan ramazana günahların temizleneceğini şöyle müjdelemiştir: “Beş vakit namaz, bir cumadan diğerine cuma ve bir ramazandan diğerine ramazan; kişinin günahları için kefarettir, şayet büyük günahlardan uzak durursa!” (Müslim, 233.)

Oruç zorluk değil sevinç kaynağıdır

Allah (c.c.) orucu farz kıldığında şöyle buyurmuştur: “Sayılı günler!” (Bakara, 2/184.) Yani çok uzun bir zaman değil; sayılı günlerden ibaret bir oruçtan bahsediyoruz. Akabinde Yüce Mevla bu durumu da kolaylaştırmış ve hasta olanların yahut yolcu olanların başka günlerden sayısınca tutabileceklerinin önünü açmıştır. Sonra Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Allah sizin için kolaylığı diler; zorluğu dilemez!” (Bakara, 2/185.)

Ramazan orucunun zor bir ibadet olduğuna dair şeytani söylemlerin yersiz olduğunu oruç tutan herkes bizatihi tecrübe etmiştir. Hatta oruç ortamının işte güçte rahmete vesile olduğu ve hatta zamanın bereketlendiği herkes tarafından bilinen bir husustur. Bir de iftar vakti var ki o saatlerdeki neşe ve heyecanı gayrimüslimler dahi sezebilmektedirler. Batı’da pek çok mühtedinin ramazan aşkıyla hidayete tutunduğuna dair örnekler mevcuttur. Resulüllah (s.a.s.) buyurdu ki: “Oruçlunun iki sevinci vardır: biri iftar vaktinde diğeri ise Rabbi ile buluşacağı günde!” (Müslim, 1151.) Nitekim iftar vaktinde yaşanan feyz ve bereketin toplumsal boyutuna dikkat çeken Allah’ın Elçisi bunu büyük bir hayır saymış ve insanlar iftar vaktinde acele ettiği sürece hayır üzere kalacaklarını müjdelemiştir. (Buhari, 1957.)

Ramazan ve oruç Rabbe yakınlaştırır

Oruçla ilgili ayetlerin sonunda Cenab-ı Hak zatından bahsederek: “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde duacının dileğine karşılık veririm. Şu hâlde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulalar.” (Bakara, 2/186.) buyurmaktadır. Oruç ibadetinden gelen bağlamın böylesi müstesna bir ayete açılması oruç ibadetinin kul ile Rabbinin yakınlaşmasına iyi bir zemin hazırladığına işarettir.

Nitekim haram bir ay olan recep ayı ile başlayan zulümden ve günahlardan arınma gayreti, şaban ayı ile oruç alıştırmasına dönüşmüş; ramazanla birlikte ilahi rahmet ve bereketin hem bedenen hem manen coşkun bir biçimde yaşanmasına vesile olmuştur. Kadir Gecesi’ne gelindiğinde ise bin aydan daha hayırlı o müstesna vakitlerde kulun Rabbi ile gece ibadetlerinde buluşup dualarını ve niyazlarını ilettiği ve hem dünyada hayır hem de ahirette iyilikler beklediği bir sonuç ile taçlanmış olur; kulun cehennemden azat edilip Reyyan kapısından cennete dâhil olması umulur. “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru!” (Bakara, 2/201.) Amin!