Makale

SABRIN PEYGAMBERİ: HZ. EYYÛB

SABRIN PEYGAMBERİ:
HZ. EYYÛB
Prof. Dr. Âdem APAK
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İnsanoğlu bir tezatlar dünyasında yaşamaktadır. İyiliğe karşı kötülük, güzelliğe karşı çirkinlik, doğruya karşı yanlışlık, ahlaka karşı ahlaksızlık, sağlığa karşılık hastalık bahsettiğimiz tezatlar zincirinin sadece birkaç halkasıdır. Dünyada sık sık karşılaşılan tezatlardan biri de sevinç/mutluluk ve keder/hüzün ikilemidir. Yaşanan olumsuzluklar sebebiyle dünya hayatını zindan eden acı ve ümitsizliklerin tek ilacı ise sabırdır. Haddizatında gözyaşlarının bollaştığı, hastalıkların fazlalaştığı, hüsranların çoğaldığı felaket, acı ve ıstırabın peş peşe geldiği dünyamızda sabır insanlar için sığınılacak yegâne limandır.

Sıkıntı ve üzüntüler geldiğinde sabırlı olmak ve Allah’a güvenmek esas olmalıdır. Allah’a teslim olmuş ve onun rahmetine inanmış bir insan bunalıma ve ümitsizliğe düşmez. Zira inanmaktadır ki her şey Allah’ın gözetimi ve kontrolü altındadır. Diğer taraftan başına bir musibet geldiğinde Müslümanın nasıl davranması gerektiği de Kur’an’da açıkça ortaya konulmuştur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz. Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: ‘Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz.’ derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara, 2/155-157.)

Allah Resulü (s.a.s.) de bu hususta Müslümanın nasıl tavır alması gerektiğine işaret eder: “Başına bir musibet gelen Müslüman, Allah’ın emrettiği şekilde ‘Biz Allah’ınız ve O’na döneceğiz. Allah’ım başıma gelen musibetin ecrini ver, bana bunun arkasından hayırlısını ihsan et.’ derse, Allah ona hayırlısını ihsan eder.” (Müslim, Cenaiz, 3.) Allah Resulü (s.a.s.) bu bahiste ayrıca şöyle buyurmuştur: “Allah buyurur ki dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan bekleyen mümin kulumun katımdaki karşılığı cennettir.” (Buhari, Rikak, 6.)

Sıkıntılarla dolu dünya ile baş edebilmek için sabır, Allah’ın kullarına bahşettiği en hayırlı nimetlerden birisidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) “İnsana sabırdan daha güzel ve daha hayırlı nimet verilmemiştir.” (Müslim, Zekât, 124.) sözleriyle bu gerçeğe işaret eder. Allah Resulü (s.a.s.) bu konuda başka müjdeler de vermiştir: “Müminin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mümine mahsustur. Sevinecek olsa şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64.)

Başta peygamberler olmak üzere hiçbir insan hayatı boyunca zorluk, sıkıntı ve sabır imtihanından azade olmamıştır. Sabır konusunda Allah’ın kullarına örnek gösterdiği elçisi ise Hz. Eyyûb’dur. Adı İbranice’de “Sabırla hastalığa katlanmak.”, Arapçada ise “tevbe etmek” anlamına gelir. (Ömer Faruk Harman, Eyyûb, DİA, XII, 16.)

Kur’an-ı Kerim’de Nisa suresinde Hz. Eyyûb’a vahiy gönderildiği, Enam suresinde ise kendisinin hidayete erdirildiği bildirilir: “Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, esbâta (torunlara), İsa’ya, Eyyûb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.” (Nisa, 4/163.), “Biz ona İshak ve (İshak’ın oğlu) Yakub’u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh’u ve onun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyûb’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletmiştik; biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız.” (Enam, 6/84.)

Diğer bir ayette onun Allah’ın ikramına ve sağlığına kavuşmasına işaret edilmiştir: “Eyyûb Rabbine ‘Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin.’ diye niyaz etmiş, bunun üzerine Allah da onun duasını kabul ederek başına gelen felâketi kaldırmış, kendi tarafından bir rahmet ve ibadet edenler için bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini vermiştir.” (Enbiya, 21/83-84.)

Tefsirlere göre Hz. Eyyûb, varlıklı ve aile efradı geniş bir zat idi. Fakat evinin yıkılması sonucu aile fertlerinin çoğu öldü. Malı mülkü elinden gitti. On yıldan fazla süren ağır bir bedenî hastalığa müptela oldu. Bütün bu felaketlere rağmen, hâlinden şikâyet eder duruma düşmemek ve takdire rızada sebat etmek için durumunu Cenab-ı Hakk’a arz ederek O’ndan sıhhat ve afiyet istemekten çekiniyordu. Nihayet eşinin ricası üzerine ancak yukarıdaki ayette ifade buyurulan sözlerle niyazda bulunmakla yetindi.

Allah sabır konusunda da Hz. Eyyûb’u Allah Resulüne (s.a.s.) hitaben bütün insanlara örnek olarak sunmuştur: “Kulumuz Eyyûb’u da an. O Rabbine ‘Şeytan gerçekten bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.’ diye seslenmişti. Ayağını -yere- vur! İşte yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su -dedik-. Bizden bir rahmet ve aklıselim sahiplerine bir ibret olmak üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini armağan ettik. Eline bir demet buğday sapı al, onunla -bir hatasından dolayı dövmeye yemin ettiğin karına- vur da yeminini yerine getir -dedik-. Gerçekten biz onu sabreden bir kul bulmuştuk. Ne güzel kuldu o! Daima Allah’a yönelirdi.” (Sad, 38/41-44.) Rivayete göre Hz. Eyyûb hanımının bir hatasından ötürü sıhhate kavuşunca ona yüz değnek vurmaya yemin etmişti. Hâlbuki karısının ona karşı hizmetleri, fedakârlıkları büyüktü. Onun için ayette de zikredildiği gibi Cenab-ı Hak, yüz tane ekin sapından oluşan bir demetle bir kere vurulmasını kâfi görmüştü.

Allah Resulü (s.a.s.) de yaşadığı dönemde sabrın en güzel örneklerini sunmuştur: Tebliğin Mekke döneminde Müslümanlara düşmanlarına karşı silahlı mücadele izni verilmemiş olması, onların zulme uğramış kardeşlerini kurtarma ve hadiselere fiilen müdahil olma isteklerini engellemiştir. Nitekim hem Hz. Peygamber (s.a.s.) hem de diğer Müslümanlar, Ebu Cehil tarafından işkenceye tabi tutulan ve öldürülen Yâsir ve Sümeyye için dua edip sabır dilemekten başka bir şey yapamamışlardır. (Buhari, Tefsiru’l-Kur’an, 21.)

Görüldüğü gibi müşrik saldırılarına karşı gerek Hz. Peygamber’in (s.a.s.), gerekse ilk Müslümanların yapabildikleri şey onların mağduriyetlerine karşı sabretmek olmuştur. Kur’an’da da bu hususa açık işaret vardır: “Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.” (Hicr, 15/97.), “Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.” (Nahl, 16/127.), “Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.” (Tur, 52/48.)

Yukarıda gerek Hz. Eyyûb gerekse Hz. Peygamber (s.a.s.) ile ilgili zikredilen ayet ve hadislerde tavsiye edilen sabır, bir musibete katlanmak, tahammül etmek, başa gelene karşı ümitsizliğe düşmeden sükûnetle beklemektir. Yoksa yapılan haksızlıklara sükût etmek, her kötülüğe seyirci kalmak, zillete boyun eğmek, batıla ve fenalığa teslim olmak sabır değil, mesuliyetten kaçmaktır, yaratılış gayesi hilafına yönelmedir. Zira sabır, geri çekilme ve pasif bir davranış değildir. Sabır, hareket alanının en kısıtlı olduğu zaman dahi, direnmek, sıkıntılardan kurtulma çareleri aramak, çözüm bulmaya çalışmaktır.

Allah’ın insana teklif ettiği bütün ibadetler, bunun yanında karşılaştığı musibetler, dünyevi sıkıntıların hepsi bir imtihan gereğidir. Bu imtihanı geçmenin en güzel yolu ise sabırdır. Sabır, insanı her türlü sıkıntılardan koruyan bir kalkandır. İnsan, hem sıkıntılardan kurtulmak hem de imtihanı başarmak istiyorsa sabır sığınağına sarılmalı ve bu konuda gayret sarf etmelidir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bir kimse sabretmek isterse Allah ona sabır ihsan eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 437.), “Sabır; ışıktır, aydınlıktır.” buyurur. (Tirmizi, Deavat, 85.)