Makale

KÖTÜLÜĞE KAYITSIZ KALMAMAK

KÖTÜLÜĞE KAYITSIZ
KALMAMAK
Halil KILIÇ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
«.مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ»
“Bir kötülük gören kişi, gücü yetiyorsa onu eli ile değiştirsin. Buna gücü yetmez ise dili ile değiştirsin. Bunu da yapamazsa kalbi ile o kötülüğe tavır koysun (onu hoş görmesin) ki bu da iman eden kişinin asgari yapması gereken şeydir.”
(Müslim, İman, 78.)
Bir grup insan çektikleri kura sonucu yolculuk edecekleri geminin alt ve üst katına yerleştirilmiştir. Alt katta olanlar su ihtiyaçlarını karşılayabilmek için geminin üst katına çıkmak zorundadırlar. Ancak üst kattakileri sürekli rahatsız etmemek adına geminin altından bir delik açmaya karar verirler…

Kötülüğü engelleme noktasında pasif kalınmamasını bu teşbih üzerinden anlatan Hz. Peygamber (s.a.s.) sözlerine şöyle devam etmiştir: “Eğer üsttekiler, alttakileri yapacakları bu işten vazgeçirmezlerse hepsi birden helâk olurlar. Fakat onlara engel olurlarsa hepsi birden kurtulurlar.” (Buhari, Şirket, 6.)

Emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker

Tüm insanlık olarak dünya gemisindeki yolculuğumuz sürmektedir. Bizi son durağımız ve asıl konaklama yerimiz ahirete ulaştıracak tek vasıta olan bu gemiye binmeme veya bu vasıtayı değiştirme seçeneğimiz de bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu gemiye sahip çıkmak; onu delmeye ve ona zarar vermeye çalışanlara “Dur!” demek hem dinî hem insani vazifemizdir.

İşte İslam’ın en temel prensiplerinden biri olan emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” anlayışının aksine, kötülüğe sessiz kalınamayacağını gösteren bir ilkedir. Bu ilke gereğince her Müslüman, ma‘rufu (aklıselimin ve sahih dinin güzel kabul ettiği şeyler) emredip münkerden (dinen uzak durulması istenen ve bozulmamış fıtratların yadırgadığı şeyler) sakındırmalıdır. Bu, hiçbir Müslümanın bigâne kalamayacağı kifâî bir farzdır. (Âl-i İmran, 3/110; Tevbe, 9/71.) Bu kutsal görev usulsüz, yöntemsiz, bilgisiz ve yetkisiz bir şekilde icra edildiğinde hem İslam’a hem Müslümanlara faydadan çok zarar vermektedir. Bu yüzden hadiste ifade edilen kötülüğe müdahalenin mahiyetine ve nasıl olması gerektiğine kısaca değinmek önem arz etmektedir.

Kötülüğe elle müdahale

Kötülüğün bizatihi kendisini ortadan kaldıracak müdahalenin, güç kullanma yetkisine sahip olduğu için genellikle devlet eliyle olacağı ifade edilmiştir. Böyle olmakla birlikte kişiler ve kurumlar da imkânlar dâhilinde kötülüğe elle müdahalede bulunabilir. Örneğin, ailesinde kötü bir fiili işleyen kimseye, aile fertlerinden birisi doğrudan müdahale ederek kötülüğe mani olabilir. Aynı şekilde fabrika sahibi, gerekli cezai müeyyideler getirerek fabrikasında işlenen kötülüklere doğrudan müdahalede bulunabilir. Yine maddi manevi zarara uğramayacağından emin olan herhangi bir birey, imkânları dâhilinde -yasalara da aykırı olmadıkça- karşılaştığı bir kötülüğe müdahale edebilir. Fakat yapılacak müdahale fayda vermeyecekse veya kendisi ya da başkası açısından daha büyük zarara sebep olacaksa kişinin elle/fiilen müdahalede bulunmaması daha yerinde olacaktır. Nitekim bir hadiste Peygamberimiz (s.a.s.) “Allah Teâlâ kıyamet günü kuluna, kötülük işleyen bir kimseyi gördüğünde niçin engel olmadığını soracaktır... O kimse de, ‘Allah’ım senin merhametini umdum ve insanların zararından korktum.’ diyecek (ve mazur görülecektir.)” (İbn Mace, Fiten, 20.) buyurmak suretiyle bu konuda bir mesuliyetin olmayacağını söylemiştir.

Kötülüğe dille müdahale

Kötülüğe dille müdahale, işlenen bir günahın veya kötülüğün yanlışlığını uygun bir dille ifade etmekle olacaktır. Bu vazifeyi öncelikle âlimler, kelam ve kalemleriyle (vaaz, nasihat ve yazılarıyla) icra etmelidirler. Bunun yanı sıra “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 66/6.) ayetinin bir gereği olarak aile fertleri de gerekli nasihat ve uyarılarla kötülüğe engel olmak durumundadır. Aynı şekilde uygun zaman/zemin/yöntem olması kaydıyla her Müslüman bu vazifeyi icra edebilir. Ancak bu vazife icra edilirken “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış…” (Nahl, 16/125.) ayeti temel hareket noktası olmalıdır. Bu ayette, “hikmet” kelimesi ile ilim ve bilgiyle donanmış olmaya vurgu yapılırken güzel öğüt ve cidâl-i hasen (üsluba riayete ederek tartışma) ile bu işin bir yöntemle olması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Ayrıca bir kötülüğü gören kişi, yetkili mercilere konuyu intikal ettirmek suretiyle dille müdahale vazifesini icra edebileceğini de unutmamalıdır.

Kötülüğe kalple müdahale

Kötülüğü engelleyecek imkânı olmayan bir Müslümanın karşılaştığı bir kötülüğe hepten kayıtsız kalması, hiçbir şey olmamış gibi çekip gitmesi asla düşünülemez. Bu yüzden kötülüğe elle ve dille müdahale edecek pozisyonda ve donanımda olmayan kişilerden son aşama olarak kalp ile buğz etmeleri yani kötülüğü hoş görmemeleri, tasvip etmemeleri ve ondan nefret etmeleri istenmektedir.

İmanın en zayıf hâli

Hadis-i şerifte “ed‘afu’l-îmân” olarak geçen ifade genellikle “imanın en zayıf hâli” olarak tercüme edilmektedir. Hadis, bu şekilde tercüme edildiğinde şöyle bir anlam ortaya çıkmaktadır; “Kötülüklere sadece kalp ile buğz yapılıp elle ve dille müdahale edilmeyen bir toplumda kötüler ve kötülükler artacak; bu da müminlerin imanının günden güne zayıflamasına sebep olacaktır.”

Esasında böyle bir çeviri yanlış olmamakla birlikte Arapçada söz konusu ifadenin “asgari olarak”, “en azından”, “hiç değilse” anlamlarında bir deyim olduğu da belirtilmektedir. Buna göre hadis, “Kötülüğe elle ve dille müdahale edemeyen hiç olmazsa kalben buğz etsin ve kötülükle arasına bir mesafe koysun.” anlamına gelmektedir.

Netice olarak müminlere düşen, kötülük karşısında pasif kalmayıp imkânı nispetinde ona mani olmaya çalışmak; bunun mümkün olmadığı durumlarda ise kötülüğe karşı -sadece kalbiyle de olsa- tavır koymaktır.

Hadisten öğrendiklerimiz

1. Yeryüzündeki bütün kötülükleri yok etmek elbette Müslümanların gücü dâhilinde değildir. Böyle olmakla birlikte iyilerin ve kötülerin olduğu bir dünyada Müslüman safını belli etmeli; kötülüğe razı olmamalı ve kötülükle arasına mesafe koymalıdır.

2. Müslüman, kötülerin safında yer almamak için gayret göstermeli ve kötülüğe bigâne kalmayıp bazen elle, bazen dille bazen de kalp ile kötülüğe karşı açık bir tavır sergilemelidir.