Makale

TAKDİM

TAKDİM

Tarih boyunca büyük medeniyet merkezlerinin su kenarlarında kurulduğunu, gündelik hayatın içinde deniz, akarsu ve su kuyularının büyük önem kazandığını görürüz. Hayatın asli kaynağının su olduğuna yönelik inanç, çok eski dönemlere dayanır. Antik Yunan’dan Babil’e, Hint kültüründen Avrupa’ya, Orta Asya steplerinden Afrika kıtasına kadar geniş bir alanda yaşamın kaynağı olarak görülen suya, maddi olduğu kadar manevi değerler atfedilmiş, su çevresinde çeşitli inançlar, destanlar, söylenceler meydana getirilmiştir.

Çölün ortasında bir susuzluk vahasında doğan İslamiyet, ilk günden itibaren temizliğin ve suyun kıymetini bilmiş, onlara hak ettiği değerini vermiş ve suyla ilgili kıyamete kadar bütün insanlara ölçü olabilecek evrensel kaideler getirmiştir. Su kelimesi Kur’an-ı Kerim’de altmış üç yerde geçer ve doğrudan doğruya insanın yaratılışıyla ilişkilendirilir: “Canlı olan her şeyi sudan yarattık.” (Enbiya, 21/30.) Su hayattır, su yenilenmedir, su temizliktir. Su yeryüzündeki bütün nimetlerin başında gelmektedir. Çünkü onun vesilesiyle pek çok bitki, meyve ve hayvan hayatta kalabilmekte ve hayat suyla devam etmektedir.

Mübarek bir nimet olarak su, Müslümanın abdestinin ve temizliğinin de temel gereksinimlerindendir. Bununla birlikte Arap Yarımadasının su bakımından kıt imkânlara sahip olduğunu, su kaynaklarına ulaşım noktasında pek çok zorluk barındırdığını biliyoruz. Peygamber Efendimiz, böylesi öneme sahip suyun kavgaya, savaşlara neden olmamasına gayret etmiş, suların umumi istifadeye açılmasını teşvik etmiştir: “Üç şey vardır ki bunlar asla yasaklanamaz: Su, ot ve ateş.” (İbn Mace, 2473.) Sadece insanların değil, hayvanların da susuz bırakılmamasını tembihleyen Efendimiz (s.a.s.) bir hadisi şerifte, susayan bir köpeğe pabucuyla kuyudan su çıkarıp içiren bir kişinin, sırf bu hareketinden dolayı Allah tarafından bağışlandığını anlatmıştır. (Buhari, 2363, 2466.)

İslam dini genel bir kaide olarak israfın şiddetle karşısında durur. Bu hassasiyeti, su konusunda da azami ölçüde göstermiştir. Peygamberimiz, abdest almakta olan Sad Bin Ebi Vakkas’ı, suyu israf etmemesi için uyarmış, o da “Abdestte de israf olur mu ki?” diye sorunca Hz. Peygamber, “Evet, akarsuyun kenarında abdest alıyor olsan bile.” şeklinde cevap vermiştir. (İbn Mace, 425.)

Diyanet Dergisi olarak bu ay suyun önemine dikkat çekmek, onun anlamını yeniden hatırlamak için “Hayatın Kaynağı: Su” başlıklı dosyayı sayfalarımıza taşıdık. Prof. Dr. Ali Avcu, “Yaratılışın Mayası: Su”; Enbiya Yıldırım, “Ruhun Kaynağı İslam, Hayatın Kaynağı Su”; Prof. Dr. Talat Sakallı, “Su Medeniyeti: İslam”; Doç. Dr. İlhami Günay, “Su: Gökten İnen Nimet” yazılarıyla dosyamıza katkıda bulundular. Bu ayki söyleşiyi su konusunda dünya çapında araştırmalara imza atmış önemli bilim insanı Prof. Dr. Zekai Şen hocamızla gerçekleştirdik.

Bizlere emanet verilen suyun ve tüm diğer tabii kaynakların israf edilmeden kullanılması ve sonraki nesillere temiz bir dünya bırakma temennisiyle iyi okumalar diliyor, önümüzdeki günlerde idrak edecek olduğumuz Miraç ve Berat kandillerinizi tebrik ediyor, ülkemiz ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Doç. Dr. Fatih KURT