Makale

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE OYUNCAKLAR

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE OYUNCAKLAR

Umut GÜNER

Çocukluğumuzun ve kişisel gelişimimizin önemli bir parçası olan oyuncakların tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğu bilinmektedir. Yapılan arkeolojik kazılarda dünyanın hemen hemen her coğrafyasında ve her kıtasında oyuncakların izlerine rastlanmıştır. Özellikle erken yaşlarda ölen çocukların oyuncakları ile birlikte gömülmeleri sebebiyle çocuk mezarlarında oyuncaklarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Arkeolojik kazılarda en eski oyuncağın MÖ 5. yüzyılda Mısır uygarlığına ait olduğu tespit edilmiştir. Mısırlı çocukların tahta oyuncak özellikle de tahta atlar ile oynadıkları bilinmektedir. Sonraki dönemlere ait Mısır kazılarında topaç ve misket benzeri oyuncaklar, yakın dönemlere ait Firavun mezarlarında oyuncak bebekler de bulunmuştur. Oyuncak bebekler ve kuklaların ise ekseriyetle pişmiş toprak ve deriden imal edildiği bilinmektedir.

İran ve Mezopotamya havzasında MÖ 3000 yılına ait pişmiş topraktan yapılan oyuncaklar bulunmuştur. Pişmiş topraktan ve seramikten imal edilen oyuncakların genellikle hayvan şeklinde olduğu göze çarpmaktadır. Çocukların bu oyuncaklar ile oynamalarının ileriki yaşlarda onların hem hayvanlarla kurdukları ilişkiyi hem de avlanma hususundaki becerilerini geliştirdiği düşüncesinden hareketle erken dönem insanlarının çocukları için daha çok hayvan biçimli oyuncakları tercih ettikleri bilinmektedir. Aynı zamanda oyuncakların çocukların ileriki yıllarda meslek seçimlerini belirlediği düşünüldüğünden yönlendirme düşüncesiyle o meslekle ilgili oyuncaklar tercih edilmektedir.

Kadim medeniyetlerin yaşam sahası olan Mısır, İran ve Mezopotamya dışında Antik Yunan medeniyetinin hüküm sürdüğü topraklarda yapılan arkeolojik kazılarda da çocuklara ait muhtelif şekil ve çeşitlilikte oyuncaklara rastlanılmıştır. Antik Yunan döneminde çocukların çıngırak, at başlı değnek, minyatür mobilya olarak ev, gemi ve araba oyuncakları ile oyunlar oynadıkları bilinmektedir. Antik dönem uygarlıklarında yaygın olan bir diğer oyun biçimi ise top oyunlarıdır. Günümüzde futbol, basketbol ve voleybol olarak bildiğimiz oyun formlarının en ilkel biçimlerinin binlerce yıl önce oynandığı tarihî kayıtlarda gözlemlenmektedir. Özellikle el ve ayak top oyunları farklı coğrafyalarda da yaygın bir şekilde oynanmaktaydı. Nitekim Asya kadim Türk topluluklarının “tepük” adında günümüzdeki futbola benzer bir oyun oynadığı biliniyor.

Oyuncaklar aynı zamanda ekonomik bir sınıf göstergesi olarak da çeşitlilik arz etmektedir. Özellikle fakir ve orta sınıf çocukları, kısıtlı imkânlar nedeni ile genellikle anne veya babalarından kendilerine miras kalan oyuncakları ile oynamaktadırlar. Aynı zamanda kendi hayal güçlerinin onlara tanıdığı imkânlar nispetinde oyuncaklar veya oyunlar üretmektedirler. Ekonomik olarak iyi durumda olan ailelerin çocuklarının ise oyuncak çeşitliliği ve kalitesi bakımından daha şanslı oldukları bilinmektedir. Saraya mensup ailelerin çocuklarının ise oyuncak çeşitliliği daha fazlaydı. Saray hayatına benzer bir ihtişamda oyuncaklar özel olarak üretilmekteydi.

Kadim uygarlıklarda oyuncak üretimi ve kullanımı benzerlikler gösterse de coğrafya ve toplumsal kültürün etkisi ile farklı oyuncakların varlıkları da bilinmektedir. Özellikle bölgelere, insanların inanış ve yaşayış biçimlerine göre oyuncakların çeşitliliği ve kullanımı da değişmektedir. Mısır uygarlığında tahta oyuncaklar, İran ve Mezopotamya coğrafyasında çoğunlukla pişmiş topraktan yapılan hayvan benzeri oyuncaklar, Antik Yunan’da ise daha çok oyuncak bebekler kullanılmıştır. Roma’da ise en sevilen oyuncağın bilye olduğu tarihî kayıtlardan günümüze ulaşmaktadır. Kadim Çin ve Asya uygarlığında ise topacın çok yaygın olduğu ifade edilmektedir. Günümüzde çocukların severek oynadığı ve uçurduğu uçurtmanın da ilk olarak Çin uygarlıklarında kullanıldığı ve Çinli çocukların severek oynadığı bir oyuncak olduğu bilinmektedir.

Eski Türk topluluklarının geçim kaynağı hayvancılık olduğundan hayvan biçimli oyuncakların ağırlıklı olduğu aynı zamanda Türklerin göçebe ve savaşçı bir karaktere sahip olmaları nedeni ile savaş oyunlarının varlığı da bilinmektedir. Bu topluluklarda özellikle tahta kılıç sıklıkla kullanılmaktadır. Bu oyunların dışında eski Türklerde muhtelif top ve yarış oyunları da sıklıkla oynanmaktaydı.

Modern dönemlere kadar oyuncaklar aile merkezli veya bireysel eğitim amaçlı kullanılmakta iken özellikle 17. yüzyıldan itibaren eğitim ve öğretim hususunda daha sistemli ve yararlı oyuncaklar üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim 17. ve 18. yüzyıl düşünür ve eğitimcilerinin çocukların eğitim ve öğretimi ile ilgili fikirleri, oyuncakların ve oyunların farklı bir nitelik kazanmasına yol açmıştır. Günümüzde de kullanılan ve çocukların bir yetişkin gibi düşünüp hareket etmelerini sağlayan, ev işleri ile ilgili sorumluluk ve tecrübe kazanmasında faydalı olan belirli odalara bölünmüş minyatür ev modelleri ilk olarak bu yüzyılda Almanya ve Hollanda’da ortaya çıkmıştır.

18. yüzyıla gelindiğinde ise bir önceki yüzyıldaki gelişmelerin bir devamı olarak oyuncakların eğitim ve öğretime sundukları katkı daha da gözle görünür hâle gelmiş ve oyuncakların önemi artmıştır. Bu dönemde başta Avrupa’da olmak üzere eğitim ve öğretim seferberliğine bir katkı olarak eğitici içerikli oyuncakların üretimi ve kullanımına ağırlık verilmiştir. Bu yüzyılda başta resimli alfabe kartları olmak üzere çocukların okuldaki eğitimlerini destekleyici oyuncakların kullanımına önem verilmiştir. Özellikle de çocuklara yaşadıkları coğrafyayı tanıtmak amacıyla yapboz haritalar kullanılmaya başlanmıştır. Tarih, ahlak bilgisi gibi dersler, bu dönemde yapbozlarla anlatılmakta ve öğretilmekteydi.

19. yüzyıla gelindiğinde ise teknolojik ilerlemeler nedeniyle oyuncakların biçimi, niteliği ve malzeme kalitesi değişmiş, demirden yapılmış daha dayanıklı oyuncaklar üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. Fakat demirden üretilen oyuncakların kullanımı plastiğin bulunması ve üretilmesi ile gerilemeye başlamıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra plastik teknolojisinin gelişmesi ile birlikte oyuncak üretimi ve çeşitliliğinde hızlı bir artış olmuştur. Bunun en önemli sebebi olarak plastiğin hemen her kalıp ve şekilde oyuncak üretmeye imkân tanıması olarak gösterilmektedir. İzleyen yıllarda plastik maddelerin zararları ve çocukların sağlık ve psikolojileri üzerindeki etkilerinin olumsuzluğu ile ilgili yayınlar çıkmaya başlamış olsa da kolaylığı, pratikliği ve her türlü şekilde oyuncak üretmeye imkân vermesi nedeni ile plastik oyuncakların saltanatı yıkılamamıştır.

Türk topraklarında sistemli ve profesyonel olarak oyuncak üretimi ve satışı 17. yüzyılda başlamıştır. Nitekim ilk oyuncak satış dükkânlarının bu yüzyılda İstanbul’un Eyüp semtinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu dönemde üretilen oyuncaklar, endüstriyel üretimden ziyade başta ahşap zanaatkârları tarafından yapılan el üretimi oyuncaklar olmuştur. Osmanlı başkentinde oyuncakçılık ve oyuncak üretimi el zanaatkârlığı şeklinde bir ilerleme göstermiş olsa da bu yüzyıl için oldukça zengin bir oyuncak kültürü oluştuğu tahmin ediliyor. Nitekim Evliya Çelebi, eserinde 17. yüzyılda Eyüp Oyuncakçılar Çarşısı’nda yaklaşık olarak 100 oyuncak dükkânın olduğunu ifade etmiştir. Eyüp oyuncakçılarının en meşhur oyuncakları, tahta oyuncaklar, çemberler, arabalar ve topraktan testi biçimindeki düdüklerdi.

1900’lü yıllara gelindiğinde sanayileşmenin daha erken yıllarda başlaması nedeniyle Avrupa’da oyuncak sanayisi Osmanlı ülkesinden daha ileri bir konuma gelmişti. Avrupa kıtasında oyuncak endüstrisi ile ünlenen ilk ülke Almanya olmuştur. Özellikle de Almanya’nın Nuremberg bölgesi oyuncakçılığı ile büyük bir üne kavuşmuştur. Avrupa merkezli oyuncakların sayısı ve çeşidi hızla artmıştır. Bu sebeple kısa zamanda Avrupa’nın oyuncak çeşitliliği Osmanlı topraklarını da etkilemiş ve esir almaya başlamıştır. Özellikle bu yüzyıllarda Beyoğlu’nda Oscar Raymond’un Japon Mağazası’nda ve Şark Pasajı’nda, Koço’nun Karlman Pasajı’nda bulunan dükkânında, Eminönü’nde Orozdibak Mağazası’nda ilk ithal oyuncaklar satılmaya başlanmıştır. Kısa bir zaman sonra da diğer vilayetlerimizde ithal oyuncakçılar satan oyuncakçılar açılmıştır. II. Dünya Savaşı’nın bütün Avrupa’yı kasıp kavurması nedeniyle 1940’lı yıllarda ithal oyuncakların gelişi ve satışı durma noktasına gelmiş, bu dönemde Türk oyuncakçılığı tekrar ivme kazanmıştır. Türk oyuncakçılığında öne çıkan en büyük isim ise Hamdi Dündar’dır. Koço, savaş nedeniyle ithal oyuncakların ülkeye gelişinin durması sonrasında en çok talep edilen ve satılan ithal oyuncakların kataloğunu Hamdi Dündar’a vermiş ve bu oyuncakların yerli üretimini yapmasını istemiştir. Bu girişim Türk oyuncak sanayisinin gelişmesini sağladığı gibi yerli ve millî oyuncak kullanımının da önünü açmıştır.