Makale

TÜKENMİŞLİK SENDROMU

TÜKENMİŞLİK SENDROMU

Binay Bilge Annak
Uzman Psikolog

“Sevdiğiniz işi yaparsanız bir gün bile çalışmış sayılmazsınız.” Konfüçyüs

Tükenmişlik en basit tanımıyla kişinin iş hayatını sürdürmesi için gerekli olan enerjinin bitmesi ve tekrar enerji yükleyebileceği bir istasyona ulaşamamasıdır. Tükenmişlik, kişinin mesleği gereği karşılaştığı insanlara karşı duyarsızlaşması, duygusal yönden başarısız hissetmesi olarak kendini gösteren bir sendromdur. Tükenmişlik her meslekte görülmekle birlikte özellikle insan hayatına doğrudan ya da dolaylı olarak dokunan, şefkat, özen ve empati kurma becerisi gerektiren sağlık, eğitim, sosyal yardım hizmet alanlarındaki mesleklerde çalışanlarda daha sık görülmektedir. Bilhassa yoğun çalışma koşullarında ortaya çıkan tükenmişlik; çalışanları duygusal, fiziksel ve zihinsel açıdan zorlamaktadır. Tükenmişlik; duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda düşme olmak üzere üç boyutludur.

Duygusal tükenme: Enerji eksikliği ve kişinin duygusal kaynaklarının bittiği hissine kapılmasıyla ortaya çıkar. Bu duygusal yorgunluğu yaşadığımızda hizmet verdiğimiz kişilere geçmişte olduğu kadar verici ve sorumlu davranmadığımızı düşünürüz. Gerginlik ve engellenmişlik duyguları yaşar, ertesi gün işe gitme zorunluluğundan dolayı büyük bir endişe duyarız. Kendimizden beklentimiz yüksektir ancak bu beklentiyi karşılayacak kaynaklara sahip değilizdir. Bu koşullarda, kendimizi yorgun ve yıpranmış hissederiz. Duygusal tükenme aşamasında şu duygular sıkça hissedilir: “İşimden soğuduğumu hissediyorum.” “Çok çalışıyorum ve iş dönüşü kendimi manen ve madden tükenmiş hissediyorum.” “Sabahları kalktığımda bir gün daha bu işi kaldıramayacağımı hissediyorum.” “Bütün gün insanlarla uğraşıyorum, yıpranıyorum ve tükeniyorum. “ “İşimin beni kısıtladığını ve engellediğini düşünüyorum.

Duyarsızlaşma: İnsanların kendilerini diğerleriyle anlamlı ilişkiler kurmaktan kopardığı bir aşamadır. Bu aşamada insan ilişkilerinden uzaklaşır, hizmet verdiğimiz kişilere karşı duyarsızlaşır, onlara sanki bir nesne gibi davranırız. Etkileşimde bulunduğumuz kişilerin taleplerini göz ardı edebilir veya gerekli yardım ve hizmeti sağlamada başarısız olabiliriz. Mesafeli, soğuk, kayıtsız, umursamaz, alaycı bir tavır takınma, küçültücü bir dil kullanma, insanları kategorize etme, çok katı kurallara göre iş yapma ve başkalarından sürekli kötülük geleceğini sanma duyarsızlaşmanın diğer belirtileri arasındadır. Duyarsızlaşma aşamasında şu duygular sıkça hissedilir: “İnsanlara karşı tahammülsüz ve öfkeli olduğumu hissediyorum.” “İşim gereği karşılaştığım kişilere insan değillermiş gibi davranıyorum.” “Kendimi bir robot veya makine gibi hissediyorum.” “Mesleğim gereği karşılaştığım insanların ne yaşadıklarını umursamıyorum.”

Kişisel başarıda düşüş: Kişinin başarı ve yeterlilik noktasında kendini olumsuz değerlendirmesidir. Bu durumda, işimizde ilerleme kaydetmediğimizi hatta gerilediğimizi düşünür ve kendimizi suçlu hissedebiliriz. Bir süre sonra da işimize katkı sağlayamaz ve işimizden uzaklaşabiliriz. Harcadığımız çabanın karşılıksız kaldığını, işe yaramadığını algıladığımızda çaba göstermeyi de tamamen bırakabiliriz. Bu aşamada şu duygular sıkça hissedilir: “İşim gereği karşılaştığım insanların sorunlarına çözüm bulmakta zorlanıyorum.” “Yaptığım işin insanların hayatına bir katkıda bulunduğunu düşünmüyorum. Sanki havanda su dövüyorum.” “İşimde başarısız ve yetersiz olduğumu düşünüyorum.” “Ne yaparsam yapayım mesleğimde bir ilerleme sağlayamayacağım.”

TÜKENMİŞLİĞİN ÖNLENMESİ

Tükenmişlik hem bireysel hem de kurumsal tedbirlerle önlenebilecek bir süreçtir. Biz bu yazımızda sadece bireysel önlemlere değineceğiz.

Tükenmişliği tanıma: Tükenmeyi önlemek için atılacak ilk adımdır ve tükenmenin potansiyel bir sorun olarak varlığının farkında olmaktır. Eğer yüksek tükenmişlik riski taşıyan bir alanda çalışıyorsak ve tükenmişliğin belirtileri hakkında yeterli bilgiye sahipsek kendimizi korumak için uygun adımlar atabiliriz.

İşkolik olmanın önüne geçme: İş hayatının benlik algısı için tek kaynak olması ve kişinin kendisini düşünmeksizin işe adaması, tükenmişliği başlatan ve besleyen bir süreçtir. Bunu önlemek için iş dışında tatmin sağlayacağımız başka kaynakların ve desteklerin olması, işe ilişkin sınırlarımızı belirlememiz faydalı olacaktır.

Mükemmeliyetçiliğin farkına varma: Mükemmeliyetçi insanlar daha çabuk tükenir. Bu durumun farkına vararak kendimize esnek davranma ve hata yapma hakkını tanımamız gerekir.

Yardım talep etme: Tükenmeye başladığımızı hissettiğimiz zaman çevremizdeki insanların bunu fark etmelerini ve bizi anlamalarını bekleyerek vakit kaybetmemeliyiz. Bu süreç, yakınlarımızdan, iş arkadaşlarımızdan yardım istemek için en uygun zaman olabilir. İş arkadaşımıza yaşadığımız süreci ve desteğe ihtiyacımız olduğunu açıklayabilir, “Kendimi yorulmuş ve zihinsel olarak tükenmiş hissediyorum. Çalışırken beni biraz gözetmen ve destek olman bu süreci atlatmamı kolaylaştıracaktır.” diyebiliriz.

Belirsizliğin giderilmesi/sınırların belirlenmesi: İş yerinde özellikle belirsiz rol ve sorumluluklar tükenmişliğin yaşanmasına neden olmaktadır. Bu doğrultuda iş tanımının sınırlarımız doğrultusunda yeniden belirlenmesini talep etmemiz, tükenmişliğin önlenmesine katkıda bulunacaktır. “İşimi çok seviyorum ama yoğunluk nedeniyle kaliteli hizmet sunmak noktasında zorlandığımı ve yetişemediğimi hissediyorum, koşullar doğrultusunda sorumluluklarımın gözden geçirilmesini talep ediyorum.”

Hayır demeyi öğrenme: Hayır deme hakkımızın olduğunun farkına vararak suçluluk hissetmeden kaldıramayacağımız sorumluluklara ve iş yüküne hayır demeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Gerçekçi hedefler koyma: İş hayatımıza ilişkin anlamlı, ulaşılabilir hedefler koymamız, hedefleri kısa ve uzun vadeli olarak değerlendirmemiz ve adım adım ilerlememiz, iş baskısını daha az hissetmemizi sağlayacaktır.

Zaman yönetimi: Zamanı etkili kullanmalı, planlı hareket etmeli, her şeye yetişemeyeceğimizi kabul etmeli ve dinlenmek için ayıracağımız zamanın daha sağlıklı çalışmamız için elzem olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

Mola verme: Çalışmaya devam edebilmek için kendimizi şarj etmemiz gerektiğini bilerek mola ve yemek saatlerini kısa yürüyüşler, sohbet etme, müzik dinleme vb. etkinliklerle değerlendirebiliriz. “Kendimi bunalmış hissediyorum, biraz nefes almaya ve ortam değişikliğine ihtiyacım var, kalan işi dönünce tamamlayacağım.

İşin uygunluğu: İşin kendimize uygun olup olmadığını gerçekçi olarak değerlendirmeli, uygun olmadığını düşünüyorsak severek yapabileceğimiz, ilgi alanımıza daha uygun alternatifler aramalıyız.

Kendini tanıma: Yeteneklerimizi, sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı, güçlü ve zayıf yönlerimizi, strese yol açan durumlar karşısında tepkilerimizi fark etmeli; kendimizi rahatlatan ve motive eden unsurları bilmeli ve bu doğrultuda önlemler almalıyız. Kişinin tükenmesi, hayatının merkezine sadece iş hayatını koyduğu anlamına gelir. Bu doğrultuda “Beni iş dışında tanımlayan neler var?”, “Mesleğim dışında ben kimim?”, “Neler beni mutlu eder?”, “Kimlerle vakit geçirmekten keyif alırım?”, “Ne yapınca kendimi huzurlu hissederim?” sorularını sorması ve verdiği yanıtlar doğrultusunda hayatını yeniden şekillendirmesi gerekir.

Güvenli davranış: Kişinin istediklerini talep etmesi, gerektiğinde hayır diyebilmesi ve diğer insanlardan farklı bir düşünceye sahip olduğunda bunu ifade edebilmesidir. Başkalarının haklarına ve ihtiyaçlarına saygı göstererek duygu ve düşüncelerimizi dürüst bir biçimde ifade edebilir, gerekli yerlerde haklarımızı koruyabilir, gerektiğinde diğerlerini rahatsız edici davranışları için uyararak güvenli davranış geliştirebiliriz.

Aileye ve yakınlarına vakit ayırma: İş hayatımız dışında da bir hayatımız var. Üstelik bu, bizi besleyen, destekleyen ve güçlendiren bir hayat. Hayata ilişkin temel motivasyonumuz huzur olursa bize huzur veren ailemize ve yakınlarımıza vakit ayırmamız kendimizi de iyi hissetmemizi sağlayacaktır.

İşi eve taşımama/ev iş dengesini sağlama: İşi eve taşıma, hem iş yerinde bitiremediğimiz işlerin yapılmak üzere eve getirilmesi hem de iş yerine ilişkin planların ve sorunların zihinsel ve duygusal olarak evde de bizi meşgul etmesidir. Gece yatağımıza girdiğimizde hâlâ aklımızdan dosyalar, vakalar, idareci ve iş arkadaşlarımızla yapacağımız konuşmalar geçiyorsa tükenmişlik girdabına girdik demektir. Tükenmişliği önlemenin yolu, iş yaşamı ile iş dışındaki yaşam arasında denge oluşturmaktır. Bunun için atılacak adımlar; eve iş taşımama, acil olmadığı takdirde iş arkadaşları ve idarecilerle mesai dışında işe ilişkin iletişim kurmamaktır. Ayrıca işe ilişkin sorunlara odaklandığınız zaman konuyu mesai saatlerinde çözme kararı almak, nefes ve gevşeme egzersizi yapmak, huzur verecek, rahatlatacak etkinliklere, hobilere vakit ayırmaktır.

Spor yapma: Stres ve tükenmişliğin azalmasına katkı sağlayacak etkenlerden bir başkası ise egzersiz veya spor yapmaktır. Kişi, egzersiz esnasında kendisi için sağlıklı ve olumlu şeyler yaptığını hisseder. İnsanlar yoğun olduklarında ilk vazgeçtikleri şey spordur oysa düzenli spor, tükenmişlikle ve stresle başa çıkmamızı kolaylaştırır. Yürüyüşe çıktığımızda faydalarını hemen görürüz, ertesi gün bedenimiz ve ruhumuz dinlenmiş olur. Yapılan araştırmalarda spor yapan bireylerin daha az tükenmişlik yaşadıkları belirlenmiştir.

Uzman desteği: Söz konusu önlemlere rağmen tükenmişlik belirtileri gösterdiğini düşündüğünüz takdirde bir uzmandan yardım almak yerinde olacaktır.