Makale

Gönüllülerimize Sorduk

Gönüllülerimize Sorduk

Tarih boyunca devletlerin kalkınmasından toplumsal düzenin sağlanmasına kadar birçok alanda etkili olan vakıf ve STK’larda fıtraten sahip olduğu duyarlılık ve yüksek farkındalığın etkisi ile kadınların aktif olarak rol aldığını görmekteyiz. Bizler de Aile Dergisi olarak yeryüzünde iyiliği hâkim kılmak amacıyla gerek bireysel olarak gerekse bir STK çatısı altında çalışan kadın gönüllülerimize sorduk.

Ne tür yardım faaliyetleri yürütüyorsunuz ve sizi buna sevk eden amiller neler, bizimle paylaşır mısınız?

Leyla Gürbulak: Kimi zaman vaazlarımızda kimi zaman derslerimizde sık sık gündeme aldığımız konular- dan biridir yardımlaşma ve dayanışma. Hatta çoğu zaman sözde kalmaz eyleme dönüşüverir. Öğrencilerimiz, akmaya hazır iyilik pınarları gibidir.

Hiç unutmam bir dersimizde ecdadımızın kurmuş olduğu vakıflardan örnekler veriyorduk. Yetim yahut muhtaç durumdaki genç kızlar için çeyiz tedarik eden vakıfların olduğunu öğrenince hem şaşırmış hem de bu ince düşünceye gıpta etmiştik. Peki, bizi böylesi bir iyilikten alıkoyan neydi? O an karar verdik. Biz de gö- nüllülerle birlikte bu geleneği karınca kararınca devam ettirecektik. Öğrencilerimiz, ellerinden gelen yardımı esirgemedi. Başladık kimsesiz kızlarımızın çeyiz sandıklarını dizmeye. İşlemeli havlular, oyalı yemeniler…

Az çok demeden herkes bu hayra iştirak ediyordu. Kimi zaman maharetli eller nakış işleyerek bize destek oluyor kimi zaman zengin gönüllü kardeşlerimiz aylık nafakalarından üç kuruş dahi olsa ayırıp çorbada benim de tuzum bulunsun diyordu. Zamanla bu iyilik daha geniş alana yayıldı. An geldi bir esnafımız beyaz eşyasını karşıladı, başka biri kızımızın çeyizine halı armağan etti. Eskiler “Garip kuşun yuvasını Allah yapar.” derler ya hani Yüce Rabbim bizi bu hayra vesile kılmıştı sadece. Daha sonra Maltepe Müftülüğü çalışanları TDV bünyesinde Maltepe Gönüllüleri olarak bir araya geldik. Birbirimize omuz verdik.

Gönüllü olduğunuz faaliyetlerde aklınızda kalan bir sahneyi bizimle paylaşır mısınız?

Gülay Ünsal Bulduk: Büyükçe bir salondayız. Elimizdeki beyaz poşetlere, önümüzdeki masalarda yığılı olan bisküvilerden ve meyveli sütlerden koyup yanımızdakine uzatıyoruz. Bu şekilde yan yana sıralanmış olan masaların sonunda poşetin içi bir kişinin günlük yiyecek ve temizlik ihtiyacını karşılayacak olan malzemeler- le dolmuş oluyor. İçeride nereden baksanız otuz kişi var. Herkes alnında beliren boncuk boncuk teri umursamadan canla başla çalışıyor. Gece yarısı gelecek olan kamyona yüklenmesi gereken malzemeleri hazır etmeye uğraşıyorlar. İçeriye şöyle bir göz attığınızda her yaş grubundan insan bulunduğunu, her birinin yüzünde yararlı bir şeyler yapmanın erinci olduğunu görürdünüz. Arada çaycı amca tepsiyle çayları masaların arasında dolaştırıyor, bir solukluk mola vermemize vesile oluyordu. Burası bir yardım derneğinin salonu. Akşamüstü, telefonuma gelen bir bildirim ile günlerdir sınırdan geçmeye çalışan göçmenlere yardım ulaştırmaya niyetlenmiş bir arkadaşımın destek çağrısı düştü önüme. Tam zamanı, dedim. Hem televizyonda haberlerini izler, hikâyelerini dinlerken kahrolduğum o insanlara bir nebze faydam olacak hem de küçük kızıma daha çok öykülerle, mesellerle idrak ettirmeye çalıştığım iyilik kavramını yaşayarak öğrenme fırsatı sunmuş olacaktım. Haydi, gidiyoruz, dedim kızıma. Şaşkın gözlerini bana çevirmiş, bu saatte nereye gidiyoruz, diye sormuş; gidince görürsün, cevabını alınca hızlıca giyinip hazırlanmıştı. Derneğe vardığımızda kızım, gözleri kocaman olmuş, etraftaki telaşı izliyordu. Salondaki insanların ne yaptığını sordu bana. Haberlerde izleyip üzüldüğümüz göçmenlere yardım paketleri hazırladıklarını söyleyince bir tebessüm oturdu yüzüne. Hemen kollarını sıvayıp, “Ben de süt koyayım bari.” dedi. O küçücük yavru, bana mısın demeden saatlerce paketleme işine yardım etti. Saat gece yarısını bulup işimiz bittiğinde yorgunluktan perişan ama mutluydu. Arabayla eve dönerken arka koltukta sızmış hâlde sayıklıyordu: "Biz de kamyonla birlikte gidelim anne sınıra gidelim.”

Yardım faaliyetlerinde bulunmak için herhangi bir kurumla iş birliği içerisinde olmak gerekli mi sizce?

Hatice Yıldız: Ben bir yere bağlı değilim. Yardım faaliyetlerinde bulunan neresi varsa oranın gönüllüsüyüm diyebilirim. Kur’an kursuna gittim bir dönem, orada çok güzel dostluklar edindim. Çevremizde ihtiyaç sahibi kim varsa yardımına koştuk. Düsturumuz para toplamak, veren elden alıp gidip fakirin avucuna bırakmak değildi. Biz bilfiil o yardımın içinde olmayı seçtik. Ellerimizle taşıdık, bizzat orada olduk. İnsanlar kapıdan bırakılan üç beş eşyaya, birkaç paket gıdaya alışıktılar. Ama ruhlarının da aç olduğu şeyler vardı. Biraz sohbet, birkaç tatlı söz, bir güler yüz. Mesela Türkmen aileler ülkemize geldiğinde büyük bir yoksunluk içindeydiler. Çoğu yardım almak için herhangi bir kuruluşa başvurmayı düşünmemişti bile zira böyle bir haklarının olduğunun farkında değillerdi. Kiminle nasıl iletişime geçeceklerini bilemiyorlardı. En çok da arkadaş, ahbap edinmeye açtı gönülleri. Bir dertleri olduğunda kapılarını çalacakları bir tanışları olsun istiyorlardı. Arada bir akşam kahve içmeye gelen komşuları olsun. Biz, asıl yardımın onlarla dostluk etmek olduğunu öğrendik.