Makale

ŞARKİYAT İLMİNİN OTORİTESİ: ABDULBAKİ GÖLPINARLI

ŞARKİYAT İLMİNİN OTORİTESİ: ABDULBAKİ GÖLPINARLI

İlahiyat ve edebiyat tarihçisi, çevirmen Abdulbaki Gölpınarlı’yı manevi oğlu Yüksel Gölpınarlı’ya sorduk…

Abdülbaki Gölpınarlı denilince pek çok okurumuzun aklına hazırlamış olduğu Mesnevi tercümesi gelecektir kuşkusuz. Gölpınarlı’yı böylesine uzun soluklu bir çalışma yapmaya sevk eden amiller nelerdi?

Merhum babam Abdülbaki Gölpınarlı, Ahmet Mithat Efendi’nin maiyetinde gazetecilik yapan "Şeyh’ül-Muhabirin" Ahmet Âgâh Efendi’nin oğludur. Ahmet Âgâh Efendi, gazeteciliğinin yanı sıra Mevlevi dergâhına da mensup bir derviştir. Babam da Mevleviliğin yaşandığı bir aile ortamında yetişti, yedi sekiz yaşlarındayken Bahariye Mevlevihanesi’ne ailesi tarafından verildi. Küçük yaşlardan itibaren tasavvuf ve tarikat kültürü ile özellikle de Mevlana ile tanışmış oldu. Mevleviliğin, Mevlana’nın ve Mesnevi’nin etkin ve etkili olduğu bir yaşam sürerken babasının ani vefatı sonrası Vezneciler’de bir kitapçıda çalışmaya başladı. İşte o kitapçıda çalışırken oraya gelenlerin kitaplar hakkında ettiği sohbetlerin etkisiyle merakını celbeden eserler, iç dünyasında çocukluğundan beri dergâha olan muhabbetini tazeledi. Mevlana’nın diğer büyük şahsiyetler gibi daha iyi tanınması, eserlerinin içerik ve derinlik anlamında daha iyi anlaşılması düşüncesi zihnini hep meşgul etti. Ancak içerisinde bulunduğu o ekonomik şartlar buna imkân vermese de her şart ve ortamda Mevlevilik ve Mevlana’ya yönelik bilgisini derinleştirme araştırma hayalinden hiç vazgeçmedi. Bu araştırma hevesi, arzusu, iştiyakı her geçen gün daha da arttı. Arzusuna da tam anlamıyla akademisyenlikten emekli olduktan sonra kavuşmuş oldu. İşte bu kavuşma, âdeta yılların biriktirdiği aşk ve hasretle Mevlana’nın eserlerine tam anlamıyla bir sarılma ile bağlanmayı beraberinde getirdi. Nihayetinde Mevlana’nın o eşsiz eserleri günümüz Türkçesine onun kalemiyle külliyat hâlinde kazandırıldı. Kısacası bu uzun soluklu yolculuk, çocukluğundan başlayıp her geçen gün artarak yaşamının son demlerine kadar gelen bir aşkın hikâyesiydi.

Gölpınarlı, Nasrettin Hoca’dan Yunus Emre’ye Anadolu irfanını günümüze taşıyan, millî ve manevi değerlerin simgesi hâline gelmiş şahsiyetler üzerine de eserler verdi. Onun tarihe ve tarihî şahsiyetlere bakışı nasıldı? Onda şümul eden sanatçı duyarlılığı hakkında neler söylersiniz?

Merhum Gölpınarlı, tarihî şahsiyetler için: “İnsanlık tarihinde yer yer, çağ çağ öyle insanlar yetişmiştir ki kendisi için düşünmemiş, kendisi için yaşamamış ve kendisi için ölmemiştir. Asıl yaşayanlar bunlardı. Bunlar olmasaydı insan, insanlığını bilemezdi. Bunlar olmasaydı insana insan denemezdi. Bunlar ölmeyeceklerini insanlıkla yaşayacaklarını bilen insanlardı.” diyerek anlatır ve onları yere göğe sığdıramazdı. Çünkü bu insanlar, değerlerimizin, medeniyetimizin bizlere aktarılması uğruna kendi yaşamlarını vakfetmiş kimselerdi. Gölpınarlı; Mevlana, Yunus Emre, Nasreddin Hoca gibi büyüklerimizin insanlar tarafından sevildiğini ancak gerçek kişilikleriyle tanınmadıklarını ve eserlerinin bilinmediklerini görmüştür. Kendince bu insanların ve eserlerinin hakiki anlamda tanınması ve anlaşılması uğruna çalışmıştır. Hem kendi çağdaşlarına hem de kendisinden sonraki kimselere bu yönde çalışmalar yapmaları konusunda tavsiyelerde bulunmuştur.

Sanatçı duyarlılığıyla ilgili olarak, kendisinin divan yazacak kadar şairliği dışında musikiyi üst düzeyde bilmesini söyleyebiliriz. Ancak musiki bilgisi kuvvetli olmasına rağmen iddialı değildi. Hususi sohbet ve ortamlarda ilahiler okur, terennümlerde bulunurdu. Çok iyi ritim bilir ve kafiyeleri de ritimle öğretirdi.

Ömrünü okumaya yazmaya adamış, araştıran, ince eleyip sık dokuyan güçlü bir kalem Gölpınarlı. Onun çalışma prensipleri nasıldı, hangi vakitler yazı masasının başına geçer, günlük hayatını nasıl programlardı?

Her gün saat 05.00’te kalkar, sabah namazını kılar ve namazdan sonra kahvaltısını ederdi. Kahvaltıda içmediği çaya hususi bir zaman ayırırdı. Kahvaltıdan sonra eğer o gün evde olacaksa öğlene kadar çalışır, öğlen yemeğini yer ve bir saat öğlen uykusunu uyurdu. Ardından tekrar çalışmaya başlar ve gece 12.00’ye kadar çalışmasını sürdürürdü. Bu zaman diliminde sadece namaz ve akşam yemeği için ara verir, çalışmaya devam ederdi. Evde bulunmadığı zamanlarda üniversitenin kütüphanesine ya da Süleymaniye Kütüphanesi’ne gider, çalışmasını orada sürdürürdü. Eve geldikten sonra yine gece 12.00’ye kadar çalışırdı. Sadece pazar günleri misafir günüydü. O gün sair günlerdeki gibi çalışmazdı ancak bir taraftan konuşurken diğer yandan da yazmayı sürdürürdü. Bu çalışma disiplinini ömrünün son anına kadar sürdürdü.

Eserleri okunan ve her geçen gün kıymeti daha da anlaşılan bir ilim ehlinin manevi oğlu olmak
sizin düşünce ve duygu dünyanızda ne gibi tesirler bıraktı? Onu daha çok hangi yönleriyle anlatmak isterdiniz?

Maneviyata maddiyattan çok daha fazla önem verirdi. Bizlere de bu yönde tavsiyeleri olurdu. Bu dünya namına herhangi bir şey uğruna kimsenin kapısını çalmazdı. Bütün yazdıklarını bilerek ve yaşayarak yazardı. Sözünü sakınmaz, kime ne söyleyecekse söylerdi. İlimden, bilimden asla taviz vermeyen, volkan gibi bir adamdı lakin Hz. Peygamber’den bahsederken gözyaşlarını tutamazdı. Sürekli okuyan ve çalışan, ilme kendini adamış biriydi. Çalışmalarında çok ciddiydi ve her bir çalışmasına hususi bir ehemmiyet gösterirdi. Ancak bizlerle ilişkisinde merhametliydi. Çalışmalarının dışında çok neşeli, hoşsohbet bir kişiydi. Gençlere çok ehemmiyet verirdi. Kimseyi gücendirmeyen biri olması, inandığı ya da bildiği konularda yoruma açık beyanlar yapmasına neden olmazdı.

Abdulbaki Gölpınarlı Kimdir?

Abdülbaki Gölpınarlı, 12 Ocak 1900 tarihinde İstanbul’da doğdu. Gelenbevî İdadisinin son sınıfındayken babasını yitirdi. Öğrenimine ara vererek çalışmaya başladı, kitapçılıkla uğraştı. Çorum’un Alaca ilçesindeki Menbâ-i İrfân İptidaîsinde öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. 1922’de sınavla son sınıfına girdiği İstanbul Erkek Muallim Mektebini, ardından da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü, Prof. Dr. Mehmet Fuat Köprülü gözetiminde hazırladığı Melâmilik ve Melâmiler adlı mezuniyet tezi ile bitirdi (1930). Edebiyat öğretmeni olarak Konya, Kayseri, Balıkesir, Kastamonu liseleriyle İstanbul Haydarpaşa Lisesinde çalıştı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Farsça okutmanlığı yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İslam-Türk Tasavvuf Tarihi ve Edebiyatı dersleri verdi. 1949 yılında emekliye ayrıldı. Divan şiiri, İslam tasavvufu, İslam mezhep ve tarikatları, İslami Türk edebiyatı konularında döneminin en tanınmış araştırmacı ve bilim adamlarından olan Gölpınarlı, bu alanlardaki çalışmalarıyla kültür ve edebiyat tarihimize değerli eserler kazandırdı. 25 Ağustos 1982 tarihinde İstanbul’da vefat etti.