Makale

Temeli Allah Korkusu Olan İslâm Medeniyetinin Işığında Dünyayı Düşünmek

Başyazı
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı


Temeli Allah Korkusu Olan
İslâm Medeniyetinin Işığında
Dünyayı Düşünmek


İman, ilim ve irfanın aydınlığında gönüllere yerleşen Allah korkusu, her zaman müminlerin hayata ve geleceğe bakışlarını diri ve dimağlarını taze tutarak onları ilâhî rızaya uygun davranışlarda bulunmaya, karşılıksız sevmeye, yaratılmışlara şefkat göstermeye ve başkaları için fedakârlık etmeye yöneltmektedir. İnsanı ince bir ruh ve derin bir kavrayış ile bezeyen bu haslet, bir taraftan yüksek değerler ve erdemlerle donanımlı bir insan modeli ortaya çıkarırken, diğer taraftan toplum hayatında zamanın ve dış şartların getirdiği olumsuzlukların önlenmesine ve hayatın akışının sürekli iyiye doğru dönüştürülmesine bir imkân da hazırlamaktadır.

Allah korkusu, doğaya, çevreye ve bütün varlık âlemine hikmet gözüyle bakan, dünya hayatını haz ve egemenlik değil, sorumluluk ve imtihan alanı olarak değerlendiren bir medeniyet anlayışının inşasında kurucu unsur olarak yer alır ve inanan insanlara vahyin ışığında yol gösterir. Bu duygu sayesinde Müslümanlar, tarih boyunca madde ile manayı, bilgi ile duyguyu, bireyin özel çıkarı ile toplumun genel yararını, dünyevî kaygılarla ahirete yönelik beklentileri aynı pota içinde eritmeyi başarmış, nesneleri birer meta değil, Allah’ın ihsan ve nimeti; tabiatı ve çevreyi yağmalanması gereken fırsatlar değil, haklarına riayet edilmesi ve sorumluluk içinde yararlanılması gereken imkânlar olarak görmüştür.

Bu doğrultuda oluşan İslâm Medeniyeti gelişmeyi ve yükselmeyi sadece ‘üretim’, ‘verimlilik’, ‘tüketim’ gibi maddî sınırların içine hapsetmeyip, medeniyetin gelişmesinde inanç, duygu, ahlâk ve estetik boyutu, aile yapısını, kültürel ve sosyal bünyenin güçlenmesini de dikkate alarak, hayatı dünyadan ahirete uzanan bütüncül bir süreç olarak değerlendirmiştir. İlim, sanat, edebiyat, mimarî ve diğer alanlarda kendilerine özgü bir tarz oluşturmalarını sağlayan bu bütüncül medeniyet algısı, İslâm toplumlarını, doyumsuz zevklerin ve sonuçları vahim olan ihtirasların beslediği ‘ne pahasına olursa olsun ilerleme anlayışı’ yerine, gelecek kuşaklar da dahil bütün insanlığa ve canlılara hayır ve yarar getiren bir medeniyet hamlesinin öncüleri yapmıştır.

Dindarlığın temeline Allah korkusunu, utanma duygusunu ve sorumluluk bilincini yerleştiren ve insanları ötekileştirmeden, barış, hoşgörü ve bilgi temelinde insanlığa önemli katkılarda bulunan İslâm dini ve Peygamber Efendimiz’in rahmet yüklü kuşatıcı mesajı, iyi anladığımız ve özümsediğimiz takdirde, insanlığın günümüzde eksikliğini hissettiği sevgi ve huzur ortamını inşa etmede vazgeçilmez bir önemi haizdir.

İnsanlık, tarih boyunca vakıfları ve diğer sosyal yardımlaşma kurumlarıyla hem maddî ilerlemeyi gerçekleştiren hem de insanları manevî bakımdan doyuran bu medeniyet damarından beslenebildiği, en azından onu doğru anlayabildiği takdirde, çağımızda hepimizi kuşatmış sorunlar karşısında daha kalıcı çözümler üretme, aşırılıklara düşmeden dengeli ve müstakim bir yol izleme imkânı bulmuş olacaktır.