Makale

BENZERSİZ BİR DÜNYA MİRASI: SAFRANBOLU

BENZERSİZ BİR DÜNYA MİRASI:
SAFRANBOLU

Esma Türkseven

Batı Karadeniz’in eşsiz yerleşim yerlerinden biridir Safranbolu. Karabük’e bağlı bu şirin mi şirin ilçede Safranbolu evlerinin yaşattığı tarihsel ruhu hissedebilir, Tokatlı Kanyonu’nda doğa ile bütünleşebilir, Eski Cami’de huzurun sesini duyabilirsiniz.

İstanbul’dan geliyorsanız Bolu üzerinden geçip Gerede yol ayrımından Karabük istikametine saparak üç dört saatte bu doğa harikası ilçeye ulaşabilirsiniz. Biz Ankara’dan yola çıktık. Safranbolu gezimizin ikinci ayağıydı. Bir gün önceden Amasra’da denizin, tarihin kokusunu duyduk, gece öğretmenevinde dinlendikten sonra tekrar yola koyulduk. Bu arada Amasra’ya gidecekler için de ufak bir tüyo vermek isterim. Eğer ziyaretiniz günübirlik değilse muhakkak önceden rezervasyon yaptırıp öğretmen evinde yer ayırtın. Amasra’yı tepeden gören terasında kahvaltı yapmak, bütün yorgunluğunuzu alacaktır. Biz de o eşsiz manzara karşısında kahvaltımızı yapıp, çaylarımızı yudumladık. Yola çıkmak için hazırdık ama önce yolun tadını çıkardık. Nasıl mı? Bunu cevabını sadece Amasra Safranbolu güzergâhının ağaçlarla örülü, yeşilin binbir tonuyla bezeli, kuş seslerini, güneşte kavrulmuş dağ kekiklerinin kokusunu alanlar bilebilir. Safranbolu’ya varmak için sabırsızlansak da bir ara aracımızı kenara çekip kendimizi yolun büyüsüne kaptırdığımızı söyleyebilirim.

Safranbolu’ya vardığımızda nereleri görmek istediğimizi belirlemiş fakat spesifik bir gezi planı yapmamıştık. Bildiğimiz tek şey gün batımını Tokatlı Kanyonu’nda seyretmek istediğimizdi. Aslına bakarsanız gezilere plansız çıkmak pek âdetim değildir. Fakat Safranbolu’nun bir istisna olduğunu söyleyebilirim. Bu biraz da şehirdeki ulaşımın kolaylığından, tarihî ve doğal mekânların yakın olmasından sanırım.

Safranbolu Evleri: İlk olarak Safranbolu evlerinin süslediği tarihî sokakları arşınlayarak gezimize başladık. 1994 yılında Safranbolu, Dünya Mirası listesine alınmış. Pek de iyi olmuş. Bu, günümüze kadar gelebilen bin yedi yüz taşınmaz kültür varlığının özenle korunarak gelecek kuşaklara taşınması demek.

Korunan tarihî doku yüzyıllar öncesinin kültürel birikimini bugüne taşıyor. Bize düşen de aynı özenle tarihimizi, kültürümüzü, bugünümüzü geleceğe aktarmak. Cumbalı evlerin altından geçerken kim bilir kaç tane genç kız şu cumbalı odada nakış işlemiştir, kaç tane gelin aynalı beşikte salladığı yavrusuna içli içli ninni söylemiştir diye düşünmeden edemiyor insan. Benim gibi fotoğraf meraklısıysanız harika enstanteneler yakalamanız da mümkün bu tarihî sokaklarda.

Safranbolu Camileri: İmkân buldukça bir şehre gitmeden önce o şehre dair yazılıp çizilen şeylere göz atmayı severim. Safranbolu Evleri ve Yaşam Biçimi kitabını da benim gibi seyahati seven bir dostumdan almış, yol boyu sayfalarını karıştırmıştım. Eseri yayına hazırlayan Aytekin Kuş’un Safranbolu’daki camiler hakkındaki sözleri dikkatimi çekmişti. Kuş, tarihî camilerin Safranbolu’nun simgesi hâline geldiğini söylüyordu. Bir yandan Safranbolu evlerini gezerken diğer yandan camilerimizi de bir bir ziyaret ettik. Köprülü Mehmet Paşa Camii, 17. yüzyıl mimarisinin belirgin özelliklerini taşıyor. Avlusunda şadırvan ve güneş saati bulunuyor. Ayrıca bir kütüphanesi ve muvakkithanesi mevcut. Muvakkitler ve muvakkithaneler her zaman ilgimi çekmiştir. Senelik takvimi ve bilhassa ramazan imsakiyesini hazırlayan bu muvakkitler aynı zamanda zanaatkâr insanlardı. Zira kullandıkları aletleri geliştiren, tamir eden de yine onlardı. Bu vesileyle toplum nezdinde itibarları vardı. Muvakkithaneler beni ne kadar çekse de gezimize devam etmemiz gerekiyordu. Zira günübirlik gelmiştik ve gün batımına kadar vaktimiz vardı.

Akçasu Dağdelen Camii de tarihî Safranbolu evlerinin arasından bize seslenen bir başka cami. Çarşı meydanında yer alıyor. Bu cami taş ve tuğladan müteşekkil tek kubbeli olarak inşa edilmiş. Bu özelliğiyle diğer tarihî camilerden ayrıldığı söylenebilir. Çarşı meydanından biraz uzaklaşıp yokuşu da çıkmayı göze aldığınızda sizi bekleyen Eski Cami ile karşılaşıyorsunuz. Bizanslılardan kalma yapı, fetihle birlikte cami olarak kullanılmış. Oldukça mütevazı olan Eski Cami kare planlı, minberi, minaresi ve hatta çatısı ahşaptan. Kadınlar mahfiline çıkarken ahşap sütunların, trabzanların, merdivenlerin o içli gıcırtılarını duyduk. Öğle namazımızı kılıp yeniden yola revan olduk.

Görmek için sabırsızlandığımız bir diğer cami de İzzet Mehmet Paşa Camii’ydi. Bunun için çarşı meydanına geri döndük. Tabii öncesinde ufak bir çay molası verdiğimizi söylemeliyim. Sanırım inişli çıkışlı sokaklar, ansızın karşımıza çıkan dik yokuşlar bizi biraz yormuştu. Neyse ki çarşı meydanı daha engebesizdi. Ufak dinlenme molamızın
ardından soluğu İzzet Mehmet Paşa Camii’nde aldık. İstanbul’daki camileri gördüyseniz eğer, İzzet Mehmet Paşa Camii size tanıdık gelecektir. Zira Nuru Osmaniye Camii’nin âdeta küçük bir modeli. Bu arada İzzet Mehmet Paşa Camii’nin fevkani camiler arasında olduğunu söyleyelim hemen. Siz de yol arkadaşım gibi fevkani caminin ne anlama geldiğini bilmiyorsanız kısa bir açıklama. Fevkani cami, altında çarşısı olan camiler için kullanılan bir tanımlama. Genelde şehrin merkezinde ve çarşı içinde inşa edilen camiler bu özellikleriyle ön plana çıkıyor. Tabii çarşı denince aklınıza altında binbir çeşit züccaciye dükkânları açılan camiler gelmesin. Bu çarşılar daha ziyade vakıfların, kütüphanelerin, sahafların yer aldığı çarşılar.

Tokatlı Kanyonu: Safranbolu ilçesi o harikulade tarihî evleriyle, birbirinden eşsiz camileriyle bizi cezbetse de şehir merkezindeki gezimizi nihayete erdirip Tokatlı Kanyonu’na doğru yola çıktık. Bu arada size kötü bir haberim var; kanyon şehir merkezine sadece 7.5 km uzaklıkta olmasına rağmen kanyona toplu taşımayla ulaşmanız mümkün değil. Biz şahsi aracımızla yola çıkmanın avantajını kullanıp kısa sürede kanyona ulaştık. Kanyondaki yürüyüşümüze başlamadan önce karnımızı doyurmaya, biraz dinlenip enerji toplamaya karar verdik. Bunun için kanyonun derinliklerine kondurulmuş kafenin yaptığı gözlemeler ideal bir seçenek. Bu arada söylemeden geçmemeliyim, Safranbolu en güzel bahar aylarında geziliyor. Baharın yeşili coşturan yanını keyifle seyredebilirsiniz. Üstelik uzun yürüyüşler yapmak için havanın fazla sıcak olmaması da oldukça önemli. Biz gezi için sonbaharı seçtik. Turuncu, kızıl, kahverengi tonlarda güneş ışıklarının ipil ipil oynaştığı ağaçlar düştü payımıza.

İncekaya Su Kemeri: Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından Tokatlı Kanyonu üzerine yaptırılan bu eser, ilçe merkezine su taşımak için inşa edilmiş görkemli bir yapı. Kanyon gezinizde uzaktan da olsa bütün haşmetiyle sizi selamlıyor.

Kristal Teras: Safranbolu’ya gitmişken Kristal Teras’ta adrenalin dolu dakikalar yaşamadan dönmek olmaz. İncekaya Kanyonu üzerine inşa edilen bu cam teras, size eşsiz bir manzara sunuyor. Benzerlerini ancak Arizona, Uzak Doğu ya da en yakın ihtimalle Gürcistan’da görebileceğiniz bu cam terasın yapımı bir ay kadar kısa bir sürede tamamlanmış. Kristal Teras’a çıkmadan önce siz de benim gibi önce kanyonda uzun bir yürüyüş yapabilir, bol oksijenle ciğerlerinizi ve eşsiz manzarayla zihninizi canlandırabilir ardından gün batımını izlemek için soluğu Kristal Teras’ta alabilirsiniz. Küçük bir not, Kristal Teras’a ancak küçük gruplar hâlinde çıkılabilir. Sıra beklemek istemiyorsanız bizim gibi gün batımını değil de daha sakin saatleri tercih etmeniz gerek. Fakat çektiğimiz gün batımı fotoğraflarına baktıkça o sırayı beklemeye değdi,
diyorum.