Makale

DEĞERLER EĞİTİMİNDE HZ. PEYGAMBER ÖRNEKLİĞİ

DEĞERLER EĞİTİMİNDE
HZ. PEYGAMBER ÖRNEKLİĞİ
Sema Yiğit
Aile ve Dinî Rehberlik Daire Başkanı

Sanayi Devrimi sonrasında sanayi toplumlarının oluşmasının ardından, dünyada meydana gelen değişim ve dönüşümün hızı öngörülemez bir ivme kazanmıştır. Bu hızlı değişimleri derinden hisseden modern insan, adını koyamadığı, bazen kendisine bile ifade edemediği birtakım sorunlarla karşılaşmıştır. Bu yeni çağın ve bilimsel gelişmelerin insan hayatında meydana getirdiği kolaylıklar ve konfor yanında ahlaki dokuda da değişimlere yol açtığı bilinmektedir. Bireysel ve toplumsal açıdan bakıldığında modern insanın mutsuzluğunun farkında olduğunu ve çıkış noktasına ulaştıracak verileri elde etme arayışı içinde bulunduğunu söyleyebiliriz. Artık modern insan bu mutsuz durumdan kurtulmak, dünyayı daha yaşanabilir bir hâle getirmek, bireysel ve toplumsal huzuru sağlamak için “değerleri” tek çıkış noktası olarak gördüğünü daha sık ifade etmektedir. Son dönemlerde eğitim alanında değerler eğitiminin önemine vurgu yapanların sayısı her geçen gün artmaktadır.

“Değerler” ideal davranış biçimleri, hayat amaçları hakkındaki inançlarımız ve davranışlarımıza yön gösteren ölçüler anlamında ahlaki tutum ve davranışlar olarak tanımlanabilir. Tercihleri konusunda insana yön veren değerler, nelerin önemli olduğu ve nasıl yaşanılması gerektiği konusunda rehberlik ederler.

Hayatın zorlu ve engebeli yollarında ilerlerken yolumuzu kaybettiğimiz zamanlarda değerler, bize yol gösteren işaretler olarak karşımıza çıkar. Bunun yanı sıra varlık sebebimizin farkında olmamızı sağlar, çevremizde gelişen olayları anlamlandırırken bize bir ölçü verir. Bizler değerlerimizle aidiyet bilincine ulaşarak “bir” olur ve birlikte yol alırız.

Hayatımızda bu denli önemli ortak değerler yanında her toplumun kendi ürettiği değerlerin de varlığından söz edebiliriz. Ancak “insani değer sler” düzleminin içerisine öncelikle evrensel doğrular diyebileceğimiz ve aklıselim sahibi her insanın kabul edebileceği bütün değerler sıralanır. Bu evrensel değerler “doğruluk, adalet, insan sevgisi, üretken olma, zulme karşı durma” gibi her toplumda rastlayabileceğimiz ve aynı zamanda İslam dininin de üzerinde önemle durduğu değerlerdir.

Maddiyatın huzur ve mutluluk getireceğine inanılan ve bunun neticesinde manevi değerlerin geri sıralara itilmesiyle bocalamalar yaşanan bir dönemden sonra bugüne geldiğimizde yaşanan ahlaki boşluk ve çözülmeler, insanları evrensel ahlaki değerler ortaya koyma lüzumu üzerinde yeniden düşünmeye zorlamıştır. Yeni neslin eğitimlerinin neticesinde iyi bir iş sahibi olmasının yanında iyi bir birey olması ve ahlaki bir kişiliğe sahip olmasının ehemmiyeti yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Değerler eğitimi ile çocuğun doğuştan getirdiği iyi tarafı ortaya çıkarmak, kişiliğinin her yönüyle gelişmesini sağlamak, bireyi ve toplumu kötü ahlaktan korumak, bunun yanında iyi ahlakla donatmak gibi sıralanan amaçlar aynı zamanda toplumda görülen problemlere de temas etmektedir.

Değerleri Gelecek Kuşaklarla Buluşturmak

Ahlaki değerlerin nesilden nesile aktarılmasında hem toplumun hem de ebeveynlerin büyük sorumluluğu vardır. Bu sorumluluklar, günümüzde kendileri ve çocukları için ekonomik konfor sağlamanın öncelikli görüldüğü toplumlarda maalesef yeterince yerine getirilememiştir. İslam dini, başta ebeveynler olmak üzere toplumun her kesimine çocukları ilahi iradeye uygun yetiştirme, yönlendirme ve eğitme sorumluluğu vermektedir. Bu sorumluluk, çocuk daha doğmadan başlar. Çocuklarını iyi birer Müslüman olarak yetiştirmek isteyen anne babaların; onları günün şartlarına göre gerekli bilgi ve beceri ile donatmanın, fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarını karşılamanın yanında, üzerinde durmaları gereken başka önemli hususlar da vardır. Ebeveynler, çocuklarını hem ailesi hem de toplum adına faydalı bireyler olarak yetiştirebilmek için Peygamber Efendimizin çocuklarla nasıl iletişime geçtiğini ve onlara değerleri nasıl aktardığını iyi gözlemlemelidirler.

Bilindiği gibi çocuğun ruhsal ve fiziksel bakımdan dengeli ve sağlıklı gelişebilmesi için çocuğun ailede ve yakın çevresinde bulunan yetişkinlerle beraber vakit geçirebilmesi, sosyal faaliyete katılması oldukça önemlidir (Fatih Menderes Bilgili, Çocuğun Din Eğitimi ve Karşılaşılan Güçlükler, İstanbul: Beyan Yayınları, 2005, 153).

Çocuğun kişilik oluşumunda ve gelişmesinde önemli bir husus da çocuğun takdir edilme ve onaylanma ihtiyacıdır. “Çocuk, bir şeyler üretmek ve başarılı olmak için çalışır çünkü elde ettiği başarılar neticesinde takdir ve kabul edilmeyi bekler. Çocuk eğer çevresinden destek görürse öz saygısı artar. Aksi hâlde değersiz olduğuna inanır ve aşağılık duygusuna kapılır. Aşağılık duygusu geliştiren bir çocuk, çevresi ile sağlıklı ilişkiler kuramaz ve uyum güçlüğü çeker.” (Ziya Selçuk, Gelişim ve Öğrenme, Ankara: Nobel Yayınları, 2015, 60; Ali Köse - Ali Ayten, Din Psikolojisi, İstanbul: Timaş Yayınları, 2013, 16, 63.) Değerlerin aktarımında baskıcı, onur kırıcı üsluptan kaçınmak ve sabırlı davranmak bir zorunluluktur. Allah (c.c.) değerlerin taşıyıcısı ve öğreticisi konumunda olan herkese yumuşak huylu ve tatlı sözlü olmayı emretmekte, kötü bir muamele ve çirkin bir davranış karşısında bile “Sen kötülüğü en güzel bir tutumla sav.” (Mü’minûn, 23/96.) şeklindeki buyruğuna uygun hareket etmeyi önermektedir.

Değerler Eğitiminde Hz. Peygamber’in Örnek Hayatı

Peygamber Efendimizin, çocuklara değerleri, onlarla öncelikle sağlıklı iletişim kurarak aktardığını biliyoruz. Muhammed b. Rebi ismindeki bir sahabenin çocukluk anılarını aktarırken naklettiği hatırası bugün dahi bizi tebessüm ettirmektedir. İbn Rebi (r.a.) “Ben beş yaşındayken Hz. Peygamber (s.a.s.), bir kovadan ağzına su alarak püskürttü.” diyerek Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kendisiyle şakalaştığını anlatırken belki de hâlâ o günün neşesini içinde yaşamaktaydı (Buhârî, İlim, 18). Yine Enes’in (r.a.): “Hz. Peygamber (s.a.s.) çocuklarla şakalaşmada insanların en ileride olanıdır.” (Taberani, el-Mu’cemu’s-sağir, II/39) tespiti de Muhammed b. Rebi’nin anlattıklarını destekleyen çok güzel bir cümledir. Küçük bir çocuğun Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkında korku ya da abartılı bir saygı gösterisi içeren ifadeler yerine çocuklarla şakalaşan bir peygamber olduğu şeklinde yorum yapması, çocuk dünyasından bakıldığında çok değerli bir iltifat olarak görünmektedir. Çocuğun dünyasında kabul görmüş biri, takdir edileceği gibi doğal bir rol model olmuş demektir.

Peygamber Efendimizin çocukların sosyal ve duygusal yönden gelişimlerini tamamlamaları ve kendilerine güveni olan şahsiyetli bir kişiliğe sahip olmaları için gerekli hassasiyeti gösterdiğini biliyoruz. Hz. Peygamber’in çocuklara yaptığı ikramlar, onlarla konuşma ve selamlaşma şekli, onlara topluluk içerisinde söz hakkı tanıması, aralarında adaletli davranmayı tavsiye etmesi, yerine göre bir yetişkin gibi onları muhatap alarak biatlerini kabul etmesi onların kişilik gelişimleri konusunda ne kadar hassas davrandığını görmek için yeterlidir.

Sehl b. Sad (r.a.) tarafından aktarılan bir hadiste Resulüllah (s.a.s.) Efendimize bir içecek getirildiği anlatılır. Sağında bir çocuk, solunda da yaşlı biri vardır. Kendisi içtikten sonra içme sırası çocuğun olduğu için Hz. Peygamber çocuğa dönüp: “İzin verir misin, bu içeceği bu yaşlılara vereyim?” diye sorar. Bunun üzerine çocuk: “Hayır, vallahi senden olan bu nasibime, kimseyi kendime tercih etmem.” diyerek cevap vermesi üzerine Allah Resulü elindeki içeceği çocuğun eline verir (Müslim, Eşribe, 127). Hz. Peygamber’in bu davranışı ile çocuğa birçok değeri bir defada aktardığı görülmektedir. Öncelikle ona fikrini sorarak ve kararına saygı duyarak yetişkin yerine koymuş, öz saygı kazanmasına imkân vermiştir. İkincisi, çocuğun sırasını gözeterek ona hakkaniyet değerini öğretmiştir. Üçüncü ve belki de en önemli değer, adalet duygusudur ki çocuğa sırası olduğu hâlde hakkını başkasına devredip edemeyeceğini sorduktan sonra rızasının olmadığını anlayınca içeceği ona vermiştir. Peygamber Efendimiz hakkında aktarılan bu davranış, sadece çocuğa değil orada bulunan yetişkinlere de verilmiş mükemmel bir “değerler eğitimi”dir.

Değerler Eğitiminde Kalıtım ve Sosyal Çevrenin Etkileri

Değerler eğitimi söz konusu olduğunda insanın sahip olduğu nitelikleri, kalıtsal ve çevresel olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür. “Kalıtsal nitelikler, tohum hücrelerinde bulunan genlerle ilgili olanlardır ki bunlar genetik yoldan bir kuşaktan ötekine geçer. Çevresel nitelikler ise hayat süresince yaşanan olaylar sonunda meydana gelen değişiklikler, kazanılan bilgi, tavır ve alışkanlıklardır. Çocuk, dünyaya geldiği zaman herhangi bir şahsiyete sahip olmasa da potansiyel olarak şahsiyet vasıflarını taşır. Doğuştan getirdiğimiz özellikler ile çevresel faktörler, sürekli birbiriyle etkileşim hâlinde olduğundan bu vasıfların ne şekilde gelişeceği, kısmen olgunlaşmaya kısmen de çevreden gelecek etkilere bağlıdır. Değerleri benimseme, özümseme ve davranışa dönüştürmede kalıtım, hayat aşamaları özellikle de aile ortamı oldukça önemlidir. Bunlardan hangisinin diğerine baskın olduğu konusunda farklı eğilimler bulunmaktadır. Biyolojik bakış açısına sahip bir gelişim psikoloğu, kalıtım yoluyla gelen özellikleri ön plana çıkarırken davranışçı bir gelişim psikoloğu, çevresel faktörlerin daha etkili ve belirleyici olduğunu söyler.” (Köse - Ayten, Din Psikolojisi, 16, 38, 68.) Bu noktada Hz. Peygamber, Hz. Yusuf’tan (a.s.) bahsederken “O, asil oğlu asil oğlu asil oğlu olan, İbrahim oğlu, İshak oğlu, Yakup oğlu Yusuf’tur.” (Buhârî, Enbiyâ, 19.) buyurması insanların doğuştan getirdiği niteliklere işaret etmektedir. Benzer bir hadiste de: “İnsanlar madenlerdir. İslam’dan önce iyi olanları İslam’dan sonra da iyidir, yeter ki dinlerini iyi kavrasınlar.” (İbn Hanbel, II, 391.) buyurur. Bu iki hadis insanın doğumla birlikte getirdiği özelliklere ve kalıtımın önemine işaret etmekle birlikte Peygamber Efendimizin (s.a.s.) ailenin ve çevrenin kişi üzerindeki etkilerine vurgu yaptığı hadisler de bulunmaktadır. Özellikle “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anası ile babası onu ya Yahudi ya Nasrani yahut Mecusi yapar.” (Buhâri, Cenâiz, 6.) hadisi, çocuğun eğitimi konusunda ebeveynlerin etkisine vurgu yapması bakımından dikkat çekicidir. Yine Allah Resulü’nün “Kişi kardeşinin dini üzeredir. Öyleyse sizden her biriniz kiminle arkadaşlık kurduğuna baksın.” (Tirmîzî, Zühd, 45.) hadisleri de kişilik gelişiminde çevrenin etkilerinin altını çizer. Dolayısıyla insanın kişilik inşasında bu iki faktörden her birinin en az diğeri kadar etkili olduğunu söyleyebiliriz.

İnsanların karşılaştıkları durumlara karşı duyarlı olmaları değerler eğitiminin temel amaçlarından biridir. Bireyin sahip olduğu değerler, gelecekte olaylara bakış açısını, kişiliğini belirleyeceğinden hayati önem taşır. Bu nedenle değerlerin kazanılması ve içselleştirilmesi gerekir. İnsanda fıtrat/kalıtım olarak var olan değerlerin işlenip beceriye, davranışa dönüşerek kalıcı nitelikler hâlini alması eğitimle mümkündür. Yeryüzünde altınıyla, gümüşüyle, demiriyle, bakırıyla nasıl farklı farklı vasıflara sahip madenler mevcutsa aynı şekilde birbirinden farklı özleri olan, farklı karakterlere sahip insanlar da vardır. Madenlerin asıl değerlerini, önemlerini işlendikten sonra kazanmaları gibi insanın yaratılıştan sahip olduğu akıl, kalp, ruh ve vicdan gibi meziyetleri de eğitimle değer kazanır (Adem Dölek, Aile Problemlerine Hz. Peygamber’den Çözümler, İstanbul: Rağbet Yayınları, 2012, 99).

Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Değerler Eğitiminin İpuçları

Çocuk genellikle gelişim sürecinde kendini tanıma ve kendisinde olup bitenleri anlamlandırma konusunda sıkıntı çeker. Ergenlik dönemi başladığında “Ben kimim?” sorusu ile hayattaki yerini, amacını ve hedeflerini belirleme isteğiyle kimlik arayışına giren ergen çocuk, bu arayış esnasında yaşadığı sıkıntılara kendi metotları ile çözümler üretmeye çabalar. Bu dönemde çocuklar, kendini göstermek ve varlığını ispatlayabilmek için kitle iletişim araçlarının etkisiyle popüler olarak nitelendirilen kişiler ya da fikirlerle kendini özdeşleştirerek, bir bakıma onları rol model alarak kimlik arayışlarını gerçekleştirirler. Bu süreçte ebeveynlerin doğru ve güvenilir rol model olmayı başarabilmeleri çok önemlidir.

Söylediği sözü ve ettiği nasihati hayatında yaşamayan, çocuklarına uygun model olamayan anne babaların çocuklarına tesir edebilme ve nasihatlerini dinletebilme çabaları karşılık bulmayacaktır. Kaldı ki çocuklara yapılacak nasihatler, yerinde ve zamanında özlü bir şekilde verildiği takdirde etkilidir. Çocuklara yapılacak uzun uzun nasihatler, çocuklar tarafından hem sıkıcı bulunacak hem de kabul görmeyecektir. Çocuklara verilecek değerler eğitiminin söz ile değil, hâl ile yapılması gerekmektedir. Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” düsturu anne babalara, çocuklarına model olma konusundaki ince noktayı ifade etme bakımından hatırlatılmaya değerdir.

Değerler eğitiminde asıl amaç, insanda var olan olumlu tarafları ön plana çıkarmaktır. İnsanın olumlu yönlerini aktif hâle getirmesi tek başına başarılması zor bir durumdur. İnsan, başarılı olmak ve neyi, nasıl yapacağını öğrenebilmek için iş birliği yapacağı bir kılavuza muhtaçtır. Bu bakımdan değerler eğitiminde örnek alma önemli bir unsurdur. Hiç şüphesiz çocuklara değerlerin aktarımında ve kişilik gelişimlerinde Hz. Peygamber’i (s.a.s.) rol model olarak tanıtmak hem ebeveynlerin hem de eğitmenlerin seçecekleri en sağlıklı yöntem olacaktır.

İnsanların, değerlerin taşıyıcısı konumunda olan kimselerde aradığı şey eylem bütünlüğüdür. Ebeveynlerden de söyledikleri ile yaptıklarının aynı olması ve tutarlılık içermesi beklenir. Kendi içinde çelişen bir ebeveyn, çocuğunun gözünde inandırıcı olamaz. Çünkü çocuklar, daha bebekliklerinden itibaren çevrelerindeki bireylerin sözel olmayan davranışlarını yorumlama yeteneğine sahiptirler. Yani siz daha konuşmadan onlar ne söyleyeceğinizi, ne yapacağınızı, ne istediğinizi bilirler. Bu nedenle anne babalar konuşmalarında, kesinlikle içten ve tutarlı olmak zorundadırlar.

İnsanların bir yaşam amacının olması, ulvi ideallere sahip olması çok önemlidir. Zevk ve haz odaklı bir hayatın içinde değerlerini tüketmek yerine, anlam peşinde koşmak insanın hayatını kıymetli kılar. Modernizm, insana bireysel mutluluğu öncelemeyi ve sadece bu amaca ulaşmak için çalışmayı öğretti. Oysa bugün gelinen noktada insanın mutluluğunun başkalarını mutlu ettiğinde daha anlamlı ve kalıcı hâle geldiğini tecrübe ettik. Diğerkâmlık, paylaşma ve başkasının derdiyle dertlenebilme gibi değerler sadece mutlu olmanın değil erdemli insanlar olmanın da yol adresleridir. Dünyanın yeni arayışlar içinde yakınlaştığı bu değerler, İslam’ın ve onun rahmet elçisi Peygamber Efendimizin asırlar öncesinden işaret ettiği ve kutlu hayatı ile örneklediği değerlerimizdir. Bu değerlere ve onun örnekliğine hem kendimiz hem de çocuklarımız için her zamankinden daha fazla sarılmamız ve doğru okumalarla hayatımıza aktarmamız temennisiyle…