Makale

EDEPLE GİREN EDEPLE ÇIKAR!

EDEPLE GİREN EDEPLE ÇIKAR!
Ayşe Nur ÖZKAN
İstanbul Kadıköy Vaizi

Başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın arşının gölgesinde yer alacak çok özel kişilerden olmak ister misiniz?

Peygamber Efendimiz, kimsenin kimseyi görmek, tanımak istemeyeceği mahşerin o zor ve sıkıntılı sürecinde müminleri ferahlatacak bir müjde verir: “Kalbi mescitlere bağlı olan kimse, Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan biri olacaktır.”

“Allah Teâlâ’nın yeryüzünde en sevdiği yerler mescitlerdir.”

Mescitler, Allah Teâlâ’nın yeryüzündeki evidir. İbadetlerimizi gerçekleştirdiğimiz, kulluğumuzu en yüksek düzeyde hissettiğimiz yerlerdir. Her biri Kâbe’nin şubesi olan bu özel mekânlar, gayesine uygun inşa edilir, içinde Allah’ın adı zikredilir ve edebe uygun davranışlar sergilenirse hem dünyamız hem ahiretimiz için kurtuluş vesilesi olur. Mescitlerle kurduğumuz bağ, imanımızın Hak Teâlâ nezdinde tescilidir âdeta. “Bir kimsenin mescitle alakasını görürseniz onun mümin olduğuna şehadet edin.” der Peygamber Efendimiz.

Hiçbir ayrım yapmadan ezan ile birlikte tüm insanlar Allah Teâlâ’nın evine davet edilir. Daha kapısından içeri girmeden Rabbimizin ikramları başlar. “Bir kimse camiye gitme niyetiyle evinden çıktığında attığı bir adımla kendisine bir sevap yazılır, diğer adımıyla bir günahı silinir.” (Nesai, Mesacid,14.) müjdesine tanık oluveririz. Ama her mekânın kendine has tarzı, kuralları olduğu gibi mescitlerin de dikkat ettiğimizde cennetimize vesile olacak, ihmal ettiğimizde ise bizi farkına varmadan günaha sevk edecek ritüelleri vardır. Bu özel mekânlarda ev sahibinin yüceliğine ve saygınlığına uygun hareket etmek, Peygamberimizin tavsiyelerini dikkate almak, mekâna uygun davranışlar sergilemek her Müslümanın önemli vazifeleri içinde yer alır.

“Mescide giderken güzel giysiler giyin!”

Araf suresi 31. ayet, mescide gitmeye niyetlendiğimiz andan itibaren dikkate almamız gerekenlerin yer aldığı bir kılavuz gibidir. Gittiğimiz mekânın sıradan bir yer olmadığı uyarısını barındırır içinde. Güzel kıyafetler giymek, etrafımızdaki kişileri rahatsız edecek görüntü, koku ve her türlü olumsuzluktan uzaklaşmak kendimize, mescide ama en önemlisi Rabbimize karşı olan saygımızın bir göstergesidir. Tabii ki Peygamber Efendimizin “Allah’ım kalbime takva elbisesini ver!” duasını unutmadan, gerçek ziynetin “edep” olduğunu her daim hatırlayarak.

Sekinet ve vakar: Her zaman her yerde!

Bir gün Peygamber Efendimiz’le görüşmek için Mekke’den Medine’ye gelen bir grup, yolun ve yolculuğun izlerini üzerlerinden atmadan hemen mescide peygamberimizin yanına gelir. İçlerinden sadece Eşec arkadaşlarından ayrılır, güzel bir elbise giyer ve sonra Peygamberimizin huzuruna çıkar. Bu ince davranışı çok beğenen Peygamberimiz “Sende Allah’ın sevdiği iki güzel haslet var, bunlardan biri hilm, diğeri teennidir.” (Ebu Davud, Edeb, 149.) buyurarak onun davranışını takdir eder.

Yumuşaklık ve ağırbaşlılık hayatımızın her anında bize değer katar. Peygamberimiz bu davranışın bir yaşam tarzı hâline gelmesini ister. “Namaza geleceğiniz zaman yürüyerek (normal adımlarla) gelin. Sekinet ve vakarı elden bırakmayın. Yetiştiğiniz kadarını (imamla) kılar, kaçırdığınızı tamamlarsınız.” (Buhari, ezan: 21) uyarısı, cemaate yetişme kaygısı ile koşmanın bile mescit adabına uymayan bir davranış olduğunu hatırlatır bize.

“Girerken rahmet, çıkarken ihsan”

İbadetlerimizi yerine getirirken en güçlü motivasyonlarımızdan biri bağışlanma ümidi ile Rabbimizin lütfuna mazhar olabilmektir. Mescide gitmek için gerekli hazırlıkları yerine getirdiğimizde zihnimizin ve kalbimizin de aynı amaç doğrultusunda hareket etmesini sağlayabilmek için okuyacağımız dualar, bedenlerimizin yolculuğuna zihnimizin de dâhil olmasını kolaylaştırır.

Peygamber Efendimiz, mescide girerken, “Allah’ım benim için sonsuz rahmet kapılarını aç! (Allahümme’ftah aleynâ ebvâbe rahmetike).” çıkışta ise “Allah’ım senin lütuf ve keremini dilerim.” (Allahümme inni eselüke min fadlike) duasını söylememizi tavsiye eder.

Mescide girerken sağ ayak ile girmek, dua etmek, çıkarken de sol ayağı ile çıkmak günümüze kadar devam eden bir sünnettir. Evden çıkıp mescide ulaşıncaya kadar atılan her adımın sevap vesilesi olduğunu düşününce camiye girerken Peygamber Efendimizin davranışlarını modellemek ve dilimizi duaya alıştırmak mescidin de hakkını vermek demektir.

Ev sahibine selam!

Kur’an-ı Kerim’de eve girerken ev halkını selamlamamız, evde kimse yoksa selamı kendi kendimize vermemiz tavsiye edilir. Allah’ın evleri olarak nitelenen mescitlere girdiğimizde gerçekleştirdiğimiz selamlamanın adı ise “Tahiyyetü’l mescid”dir.

Tahiyyetü’l mescid, ev sahibini saygıyla selamlama namazıdır. Bir adı da “Hakk’ul mescid” olan bu namaz iki rekât olarak kılınır. Müezzin kamet getirirken, cemaatle namaza başlandığında veya kerahet vaktinde kılınması ise mekruhtur.

Birliğimizin göstergesi: “Düzgün saflar”

Peygamber Efendimizin üzerinde önemle durduğu hususlardan biri de hiç şüphesiz namaz esnasında cemaatin düzenidir. Safların düzgün olmasına çok önem verdiğini ve bu konuda sahabeyi çokça uyardığını görürüz hadis ve siyer kaynaklarında. “Safların düzgün olması namazın tamam olmasındandır.” (Tirmizi, Salat, 167.) hadisi ile bu konuda bizi hassasiyete davet eder Peygamberimiz.

Bir gün cemaatin göğsünün saftan önde olduğunu görünce “Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah aranızda ihtilaf meydana getirir.” (Tirmizi, Salat, 167.) açıklaması ile camilerde saf olamadığımızda günlük hayatımızda da birlik ve beraberlik içinde olamayacağımızı ima eder. Safların en faziletlisinin ön saf olduğu müjdesini verirken, arka taraflara değil, ön tarafa ilerlemeyi tavsiye eder. Ön tarafta boş yerler varken arkada namaz kılmak kadar ön safa geçmek için insanların üzerinden atlayarak özel bir yer edinmek mescit adabına uymayan davranışlar içinde yer alır.

“Bir kez gönül yıktı isen bu kıldığın namaz değil!”

Kulluğumuzun kemale ulaştığı en değerli yerler olan mescitlerde edebe aykırı davranışta bulunmak mekâna ve sahibine saygısızlıktır. Büyük bir kazancın iflasa dönüşmesidir âdeta. Ama gözden kaçırmamamız, hassas olmamız gereken çok önemli bir husus daha vardır ki o da mescit adabına uymayanlara gösterdiğimiz davranışlardır.

Mescitlerde edebe aykırı davranışta bulunan kişilere “edebe aykırı uyarıda bulunmak” kazandığımızı zannederken farkına varmadan kaybetmektir. Peygamber Efendimizin mescitte uygunsuz bir davranış sergileyen bedeviyi görünce sahabenin sert tepkisini önlemesi, bedeviye ise davranışının niçin yanlış olduğunu etkili ve nahif bir şekilde izah etmesi bizim için ne güzel bir uyarı ne değerli bir örnektir.

Derdimiz amacımız, gönül evinde gönlümüzü imar etmek, gönüller kazanmaktır çünkü.

Kırmadan, uzaklaştırmadan…

Şairin hatırlattığı gibi:

“Cihan bağında ey âkil budur makbûl-ü ins ü cin,

Ne kimse senden incinsin ne sen kimseden incin!”