Makale

TEBBET SURESİNE NEDEN TAKILIYORLAR?

TEBBET SURESİNE NEDEN TAKILIYORLAR?

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Kafama takıldı, bazı insanlar neden Tebbet suresiyle uğraşır? Efendim içinde beddua varmış, namazda okunur muymuş? Hele ateistler bu surede Hz. Peygamber’in (s.a.s.) amcasına hareket edilmesi dolayısıyla namaz suresi olarak okunmasının çelişki oluşturduğu iddiasındalar. Ne dersiniz bunlara?

Ne diyeyim vallahi! Allah akıl, fikir ve hidayet versin. İslam herkese açık. Yeter ki aklını kullansın, doğru düşünsün ve hidayeti istesin. Çünkü herkesin Allah’ın rahmetinden istifade hakkı ve imkânı var. Allah’ın cenneti de bütün insanları alacak genişlikte. Yeter ki girmek istesinler. Hidayete yönelip kararlılık göstersinler. Allah hem hidayet verir, hem de cennetine koyar. Hiç kimseye ayrıcalık yapmaz.

Hocam Tebbet suresi, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) amcası demiştik.

Dedik ya aziz kardeşim! Yüce Allah kimseye ayrıcalık yapmaz. Hz. Hamza, şehitlerin şahı. Geldi Müslüman oldu. Geri mi çevrildi? Hz. Abbas, bir başka amcası, geldi Müslüman oldu, yerini aldı. En büyük amcası Ebu Talip ne çok yardım etti ona. Müşriklerin bütün baskılarına rağmen korudu Peygamberimizi. Ama her nedense Müslüman olarak ölmek istemedi. O Rahmet Elçisi çok çabaladı. Amcası son nefesini Müslüman olarak versin diye. Eğer tek bir hidayet yetkisi olsaydı elinde, herhâlde onu amcası Ebu Talib için kullanırdı. Ama böyle bir yetkisi yok. Çünkü o bir kul. Yüce Allah’ın seçip gönderdiği bir peygamber. Tam da bu olay üstüne Yüce Allah, hem onu teselli etmek hem de uyarmak için şu ayeti gönderdi: “Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. ...” (Kasas, 28/56.) Demek ki neymiş? Hidayet sadece Allah’ın yetkisindeymiş!

İyi de biz Ebu Leheb demiştik. Bütün amcalarını saydık, onu geçtik.

Geçmedik, tam da ona geldik. Bu çerçeveden baktığımızda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) öz amcası da olsa Ebu Leheb’in yeri neresi olur?

İşi zor gerçekten.

Ben de tam onu diyecektim. Ağzımdan aldın. Niye işi zor? Çünkü peygamberlik davasından sonra bırakın Rahmet Elçisi’nin yanında olmayı tarafsız bile durmadı. Sürekli karşısında oldu ve düşmanca davrandı. Hatta onu adım adım takip edip sürekli aleyhinde kamuoyu oluşturdu. Dışardan gelip de Rahmet Elçisi ile görüşmek isteyenlere “O bir delidir, tedavisine uğraşıyoruz.” gibi akla ve mantığa sığmayacak iftiralarda bulundu. İnsanlar da inandı. Nasıl inanmasın ki öz amcası söylüyor. Karısı ondan hiç aşağı kalmadı. Ayağına batsın, eziyet olsun diye geçtiği yollara diken atacak kadar küçüldü.

Diken ne yapar insana hocam? Ayağında ayakkabı basar geçer.

Ayakkabısızlık görmeyince, bir de Arabistan dikenlerini bilmeyince böyle konuşur insan. Ben de çocukken böyle diyordum. Basar geçer dikene ne olacak sanki. O zamanlar böyle ayakkabı yoktu sevgili kardeşim. Bir kat elbise bulan seviniyordu. Sahabeden biri gelip “Ey Allah’ın Elçisi! Söylesen de insanlar iki kat elbise giyse daha edebe uygun olur.” demiş. Rahmet Elçisi’nden onu kırmadan ama herkesin hâliyle hâllenen bir cevap: “Peki insanların iki elbisesi var mı ki söyleyeyim? Böyle söylersem, insanları zora sokmaz mıyım?” Sahabi de anlayışlı. Gerçeği anlıyor. “Hiç böyle düşünmemiştim.” deyip boynunu büküp ayrılıyor.

Çok zor günler yaşamışlar.

Doğru bugünün insanı kendi imkânları ve şatlarıyla bakıyor ve çoğu zaman yanılıyor. Ama esas peygamberi zorlayan o değildi. Öz amcasının ihaneti ve öz yengesinin âdeta kapı kapı dolaşıp iftiralarıyla ilahi görevi baltalamasıydı. Hani şair: “Ellerin attığı taş değmez bana / İlla dostun gülü yaralar beni” diyor ya. İşte tam da böyle bir durum. Ne desin Sevgili Peygamberimiz? Öz amcası ve öz yengesi. Onun bu zorluğunu en iyi bilen âlemlerin rabbi Yüce Allah, cezayı bizzat kendisi kesiyor ve dünyadayken bildiriyor: “Alevin babası o adamın iki eli kurusun. Kurudu zaten.” Bitti. Bilet kesildi. Herkesin biletini kesen yegâne yaratıcı ve yegâne hükümran tarafından. “Senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.” (Rad, 13/40.) buyruğu bunun için.

Bunu nasıl anlıyoruz?

İnkârcılara hitap edildiği yerlerde surelerin veya ayetlerin başında genelde “Onlara de ki…” şeklinde ifade bulunur. Yani Hz. Peygamber’in (s.a.s.) gidip söylemesi emredilir. Burada o ifadeyi görmüyoruz. Hâlbuki inkârcı bir kişiye hitap var burada. Demek ki Yüce Allah Hz. Peygamber’i (s.a.s.) aradan çıkarıp sanki yüzüne karşı söylemiş. Çünkü Sevgili Peygamberimiz söylese, bugünkü ateistlerin düşündüğü gibi o günkü müşrikler “Bak öz amcasına neler diyor?” diyecekler. İşte onlara bu fırsatı vermiyor Yüce Allah. Hesabını kesiyor ve deyim yerindeyse alnının çatına yapıştırıyor. Kimse de çıkıp bir laf edemiyor. Daha hayattayken bedelini ödetmiş ve cümle âleme göstermiş. Kendisi gibi azılı düşman olan karısı da oğlu da belalarını bulmuşlar. Bütün bunları tefsir kitaplarımızda ince detaylarıyla bulabilirsiniz.

Tebbet suresini konuşacaktık.

Bu anlattıklarım Tebbet suresi. Bütün bu olayların kısa ve öz anlatıldığı hayat deneyimi. Aslında böylesi sahneler hemen her dönemde yaşanmış ve yaşanmakta. Sadece figürler ve konumlar değişiyor. Hz. Nuh ve oğlu, Hz. İbrahim ve babası, Hz. Lut ve eşi, Hz. Yusuf ve kardeşleri… Bugün yaşanmıyor mu? Hem de en âlâsından. Boşa mı söylemiş şair: “Ebu Leheb öldü diyorlar: / Ebu Lehebler ölmedi ya Muhammed / Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!” Evet, bugünün Ebu Lehebleri o günküleri aratmıyor. O yüzdendir ki Yüce Allah “hesap gününde bazılarının kardeşlerinden, anne babalarından, çocuklarından ve eşlerinden kaçacakları” bilgisini veriyor. Niye veriyor? Bu dünyada adam gibi yaşayın da hesap günü böyle olmayın diye. Bazı müfessirler Tebbet suresinin Ebu Leheb ve eşine son bir ihtar olduğunu söylüyorlar. Eğer küfürlerinden ve düşmanlıklarından dönerlerse Allah’ın rahmeti bol, cenneti geniş. Ölene kadar kapı kapanmaz. O yüzden son nefes önemli. Anadolu insanı boşa dememiş “Akıbet hayrola, son nefes imanla ola!” Niye? Çünkü “Dünyada mekân ahirette iman.”

Hocam Tebbet suresi!

Onu anlatıyoruz da! Sen ille de Tebbet’i özne yap diyorsun. Tebbet de diğerleri gibi bir sure. Allah’ın Sevgili Peygamberi’ne indirdiği ilahi mesaj. Ama bu sureden her nedense bazı aşırılar ve inanç karşıtları birbirine zıt iki anlam çıkartıyorlar.

Ortası ve doğrusu yok mu bunun?

Tabii ki var. Yüce Allah bu sureyi İslam karşısında Ebu Leheb ve karısı gibi olmayın, böyle olanlara karşı da dikkatli olun diye göndermiş. Ama bazı çevreler bir sürü olmadık manalar çıkartmışlar. İnanç karşıtları ise öz amcasından yola çıkarak Rahmet Elçisi’ne çamur atabilir miyiz derdindeler. Buradan söylüyorum. Onlara bu sureden ekmek çıkmaz. Biraz önce anlattık. Biz bu sureyi her namazda okuruz ve alacağımızı alırız.

Peki, namaz suresi olmasını nasıl açıklıyoruz?

Kur’an ilimlerinde namaz suresi diye bir isimlendirme yok. Bu halk tarafından söylenmiş bir deyim. Çünkü Kur’an’ın tamamı namazda okunur. Sure ve ayet ayrımı yapılmaz. Ancak halkımız genelde son on sureyi ezberleyip namazlarında onları okudukları için böyle bir isimlendirme yapmışlar. Ancak bu son on surede derin anlamlar ve ibretler var. Hz. Peygamber’in İslam davasının tarihî tecrübesini yansıtıyor. Bu tecrübe için “On Kapı Kırk Pencere- Son On Sure ile Peygamberimizin Hayatı” kitabımızı öneririm. Tebbet suresini bir de bu gözle oradan okusunlar…

İnşallah hocam…