Makale

İMANİ BİR EYLEM OLARAK CAMİLERİN İMARI

İMANİ BİR EYLEM OLARAK
CAMİLERİN İMARI
Dr. Abdülkadir ERKUT
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.”

(Tevbe, 9/18.)

Mekke müşrikleri Kâbe’yi ziyaret için gelenlerin su ve yemek ihtiyaçlarını karşılamaya, Kâbe’nin korunmasına, bakım ve onarım işlerini yerine getirmeye büyük önem veriyor ve bu işleri yürütmekle iftihar ediyorlardı. Ancak Kur’an bir taraftan Mescid-i Haram’ı imar ederken diğer taraftan putları ilah kabul edip onlara tapan müşriklerin imarının doğru ve geçerli bir imar olmadığını, onların yapıp ettikleri ile Mescid-i Haram’ın imarının gerçekleşmediğini ifade etmiştir. (9/17; Ebu’s- Suud, İrşadu Akli’s-Selim, IV, 51.) Zira camileri imar, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Maddi imar, camileri bina etmek, onarmak, temizlik, tezyin, aydınlatma ve diğer ihtiyaçlarını gidermektir. Manevi imar ise camide ortağı olmayan Allah’a ibadet etmek suretiyle dinin şeairini ikame etmek, camiye bağlı olmak, oraya çokça gelmek ve caminin, fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlamaktır. Bu yüzden başta Mescid-i Haram olmak üzere camilerin makbul olan imarını, ancak aşağıdaki özelliklere sahip olanların yerine getirebileceği şöyle ifade edilmiştir: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tevbe, 9/18.)

Ayette camileri gerçek anlamda imar edenlerin özellikleri belirtilmiştir ki bu özelliklerin izahı şöyledir:

Birincisi, onlar Allah’a iman eden, O’nun öldükten sonra kıyamet gününde ölüleri dirilteceğini tasdik edenlerdir. İman edenler, Allah’a ibadet etmeyi ve O’na ibadet edebilecekleri bir yer bina etmeyi isterler. Orada yapılan ibadet ve oranın ihya edilmesine yönelik gösterilen çaba, asıl faydasını kıyamet günü verir. Böylece Allah’a ve ahirete iman, onları her iki anlamıyla camileri imara sevk eder. Çünkü bu iki esas, dinin temelini teşkil eden, Müslüman’ın hayatını yönlendiren asli ilkelerdir. İnsanın bütün yapıp etmeleri iman sayesinde Allah katında bir değer kazanır. Camileri imar adına yapılan faaliyetler, herhangi bir karşılık beklemeden Allah için yapılır ve bu faaliyetler anlamını iman sayesinde bulur. O yüzden iman, camileri imar edenlerin birinci özelliğidir. İman konusunda Allah’a ve ahiret gününe iman ile yetinilmiştir; zira bu ikisi diğer iman esaslarını da içermektedir.

İkincisi, onlar namazı devamlı ve şartlarına uyarak eda edenlerdir. Çünkü camilerin bina edilmesinin en büyük maksadı namazdır. Namazın farziyetini kabul edenler, camiler bina etmeyi ve orada namazlarını kılmayı isterler. Namazın önemini ve cemaatle namazın ehemmiyetini idrak etmiş olduklarından, rahatlarını terk ederek namaz gibi nefse meşakkatli gelen bir ibadeti eda etmeye koşarlar. Bu idrak onları her iki anlamıyla camileri imara sevk eder.

Üçüncüsü, onlar yerine getirmekle yükümlü oldukları zekât ibadetini eda edenlerdir. Zekâtı vermek için Müslümanlardan gerçek ihtiyaç sahiplerini bilmeleri gerektiğinden, onların bir araya geldikleri camide bulunmak bunun en iyi yoludur. Böylece zekât ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermelerine vesile olurken camilerin manevi imarına da vesile olur. Camilerin maddi imarı ile alakasına gelince; zekât farz iken maddi anlamda mescitleri imar etmek nafile bir ibadettir. İnsan farzı tamamlamadan nafile ile meşgul olmaz. Bu yüzden zekât ile infak etmenin huzuruna erişenler, sonrasında bu huzuru camilerin maddi imarı için infak etmekte ararlar.

Dördüncüsü, onlar Allah’tan başkasından korkmayan kimselerdir. Korku duygusu fıtri olduğundan bu, onların hiçbir şeyden korkmadıkları anlamına gelmez. Allah ile diğer varlıklardan korkma arasında kaldıklarında Allah korkusunu diğer korkulara takdim ederler. Allah’ın emir ve nehyine göre hareket eden, bu konuda kınayanın kınamasına aldırmayan, zalimin korkusu kendisine mani olmayan kimselerdirler. Mesela Hz. Ebubekir, Mekke Dönemi’nde Mescid-i Haram’da ibadet etmesine izin verilmeyince pes etmeyip evinin girişinde bir mescit edinmişti. Kendisi onların eziyetlerine itibar etmeksizin, korkmadan orada ibadet etmeye ve Kur’an okumaya devam ederdi. Buna ilaveten Allah’tan başkasından korkmayanlar, asıl O’nun rızasını kaybetmekten korkarlar. Bu yüzden de camileri imar ederken gösteriş ve şöhret için değil Allah’ın rızasını talep, dinini takviye için imar ederler.

Yukarıda zikredilen sıfatlarla bezenenler, hidayet sebeplerini yerine getirdikten, bu sıfatlar artık kendilerinde huy hâline geldikten sonra hidayet ehlinden olmayı kuvvetle ümit edebilirler. Müşrikler Mescid-i Haram için yaptıkları ile övünmekte, onları gözlerinde büyütüp kendilerinin kesin hidayete erdiklerini iddia etmektedirler. Oysa müminler hak yoldaki bütün çaba ve gayretlerine rağmen amellerine güvenmekten sakınmakta, Allah’tan hidayete erdirmesini ummaktadırlar.

Yukarıdaki ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre iyi bir davranışın temelinde iman olduğu takdirde o davranış Allah katında değer kazanır. O davranışın atalardan tevarüs etmiş olması, toplum nezdinde yerine getirene nam ve şöhret kazandırması iyilik için yeterli ölçü değildir. Camilerin imarı için de aynı şey geçerlidir. Nitekim Kur’an küfür ve kötü niyet saikıyla cami bina edenleri yermiş, iman ve iyi niyet ile cami bina edenleri ise övmüştür. (Tevbe, 9/107, 110.) Dolayısıyla camileri imar etmek imani bir eylemdir. Yüce Allah ayet-i kerime ile camileri imar edenlerin imanına şehadet etmiştir. (İbn Kesir, Tefsir, IV, 119.) Peygamber Efendimiz de camileri bina etme, ihtiyaçlarını karşılama, cemaatle namaz kılma gibi camilerle ilgili hususlara yer verdiği pek çok hadisinde (Buhari, Salat, 65; Ezan, 30.) camilerin imarının önemini ifade etmiştir. Neticede camilere olan bağlılığımızdır bizi manen imar edecek olan. Allah Teâlâ kalbi camilere bağlı olan kimseleri kıyamet günü arşın gölgesinde gölgelendirmeyi vadetmiştir. (Müslim, Zekât, 91.)