Makale

HZ. PEYGAMBER’İN (S.A.S.) TERBİYESİNDE YETİŞEN ÇOCUKLAR

HZ. PEYGAMBER’İN (S.A.S.) TERBİYESİNDE YETİŞEN ÇOCUKLAR

Prof. Dr. Adem APAK
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


İslam dinî aynı zamanda bir eğitim sistemi, toplumlar ve insanlar arası ilişkilerin temeli olan bir değerler ve davranışlar düzeni ortaya koymuştur. Gerek eğitim sistemi, gerekse davranış düzeni konusunda insanlık için en güzel örnek ise şüphesiz bu dinin peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s)’dir. Bundan dolayı onun bir eğitimci olarak yeni yetişen nesillere yaklaşımını, onlarla olan ilişkilerini doğru bir şekilde tespit etmek, onun tavır ve davranışlarının gerisinde yatan temel prensipleri kavramak ve çocuklarını bu doğrultuda yetiştirmek Müslüman toplumların en öncelikli görevi olmalıdır. Bu hususta Müslüman milletlerin en büyük avantajı, hayatı bütün davranışlarıyla yaşayan ve örnek olan Hz. Muhammed (s.a.s.) gibi bir önderlerinin bulunmasıdır. Onun hayatı incelendiğinde dinî alanda olduğu gibi sosyal alana dönük uygulamalarıyla da özelde Müslümanlar, genelde de bütün insanlık için çağları aşan evrensel davranış örnekleri sunduğu görülecektir.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çocukları
Peygamber Efendimizin yedi çocuğu vardır. Bunlardan üçü erkek, dördü kızdır. Erkekler: Kasım, Abdullah ve İbrahim’dir. Kızlar: Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma’dır. Kasım, Peygamber Efendimizin en büyük oğlu olup nübüvvetten yaklaşık on bir yıl evvel doğmuştu. Bundan dolayı Hz. Muhammed (s.a.s.) Ebu’l-Kasım olarak tanınmıştır. Kasım doğumundan birkaç yıl sonra öldü.
Hz. Zeynep, Peygamber Efendimizin en büyük kızı olup Kasım’dan sonra doğdu. Genç kızlığı çağında teyzesinin oğlu Ebu’l-As b. Rabi ile evlendi. Bedir Gazvesi’nde müşrik kocası Ebu’l-As esir alındı. Peygamber Efendimiz Ebu’l-As’tan Hz. Zeynep’i Medine’ye göndereceğine dair söz aldı ve onu serbest bıraktı. Damadı bu sözünü yerine getirdi. Fakat Hz. Zeynep Medine yolunda iken müşrikler onun yolunu keserek bindiği deveden yere düşmesine sebep oldular. Hz. Zeynep hamile idi ve bu düşme sonucu çocuğunu kaybetti. Hz. Zeynep, geride Ali adında bir erkek ve Ümame adında bir kız çocuğu bıraktı. Peygamber Efendimiz, Ümame’yi çok severdi. Bunun hakkında meşhur bir rivayet vardır: Sevgili Peygamberimiz bir keresinde namaz kılarken Ümame’yi de omuzlarında taşıyordu. Rükûya vardığında onu yere koyuyor, secdeden kalkınca yine omuzlarına alıyordu. (Buhari, Salât 106; Müslim, Mesâcid 41.) Bir defasında Peygamber Efendimize içinde altın bir kolye bulunan birkaç parça hediye gelmişti. Ümame bir köşede oynuyordu. Resul-i Ekrem (s.a.s.) bu kolyeyi ailesinin en sevgili olanına vereceğini söyledi. Resul-i Ekrem Efendimizin eşleri bu şerefin Hz. Aişe’ye (r.a.) ait olacağını düşündüler. Fakat Efendimiz, Ümame’yi çağırdı ve kolyeyi onun boynuna taktı. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI,101.)
Hz. Rukiyye, Peygamber Efendimizin ikinci kızı idi. Hz. Zeynep’ten üç yıl sonra doğduğu rivayet edilir. Allah Resulü (s.a.s.) Hz. Rukiyye’yi Hz. Osman ile evlendirdi. Hz. Osman ve eşi Hz. Rukiyye, Habeşistan’a ilk hicret edenler arasında idiler. Rukiyye, Medine’ye geldiğinde hastalandı ve Bedir Gazvesi esnasında vefat etti.
Hz. Ümmü Gülsüm, Peygamber Efendimizin üçüncü kızıdır. Ümmü Gülsüm, Bedir Gazvesi’nin ardından Hz. Osman ile evlendi. Hicret’in 9. yılında vefat etti.
Hz. Fatıma, Sevgili Peygamberimizin en küçük kızı idi. Nübüvvetin ilk yılında dünyaya geldi. Hicret’in 2. yılında Hz. Ali ile evlendi. Onun Hz. Ali’den 5 çocuğu oldu. Bunlar: Hasan, Hüseyin, Muhassin, Ümmü Gülsüm ve Zeynep’dir. Hz. Fatıma (r.a.) Hicret’in 11. yılında Resulüllah Efendimizin irtihalinden altı ay sonra 29 yaşında vefat etti. Peygamber Efendimizin bir diğer oğlu olan Abdullah, İslam geldikten sonra doğmuş ve çocuk yaşta vefat etmiştir.
İbrahim, Peygamber Efendimizin en küçük çocuğuydu. Mısırlı Mariye’den (r.a.) Hicret’in 8. (M.630) yılında doğmuştur. Çocuk, Medine civarında yaşayan sütanneye verildi. Sevgili Peygamberimiz o eve sık sık oğlunu görmeye giderdi. İbrahim sütannesinin evinde vefat etti. (Müslim, Fedâil, 63.)
Çocukları sevmesi ve şefkati
Hz. Muhammed (s.a.s.) iyi ve müşfik bir baba idi. Çocuklarına içten bir sevgi besliyor, yeri geldikçe bu sevgisini açıkça gösteriyordu. Sahabeden Enes b. Malik (r.a.) bu konuda şöyle der: “Aile bireylerine karşı Peygamber’den daha şefkatli olan hiç kimseyi görmedim. Oğlu İbrahim’in Medine’nin kenar mahallerinde oturan bir sütannesi vardı. Sütannenin kocası bir demirci idi. Beraberinde biz de olduğumuz hâlde Hz. Peygamber (s.a.s.) oraya giderdi. Varınca demircinin dumanla kaplı evine girer, çocuğu kucaklar, öper koklar ve bir müddet sonra dönerdi. Bunu yaptığı zaman da kendisi Arap Yarımadası’nın hemen tamamını kaplayan ve Bizans İmparatorluğu’nun güney sınırlarına uzanan Medine devletinin tartışmasız yöneticisiydi.” (Müslim, Fedâil, 63.)
Hz. Fatıma Peygamber Efendimizin en küçük ve kendisinden sonra yaşayan tek çocuğu idi. Sevgili Peygamberimiz, onu çok severdi; onu görünce sevinir, kendisini ayakta karşılar, iltifat edip yanına veya kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Hz. Fatıma da onu aynı şekilde karşılayıp ağırlardı. (Müslim, Fedail 98; Ebu Davud, Edeb 143, 144; Tirmizi, Menâkıb, 60.) Yolculuğa çıkarken, sefere giderken aile fertlerinden en son Hz. Fatıma ile vedalaşır, seferden dönünce de ilk olarak onunla görüşür, sonra eşlerinin yanına giderdi. (Ebu Davud, Tereccül, 21.) Sevgili Peygamberimizin kızı Fatıma (r.a.) hakkında şöyle dediği naklolunur: “Fatıma benim yüreğimden bir parçadır; onu hoşnut eden beni memnun eder, onu üzen de beni üzmüş olur.” (Buhari, Fedâil, 12, 29, 31; Müslim, Fedâil, 93-94.)
Peygamber Efendimiz, Hz. Fatıma’nın oğulları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i çok severdi ve onlarla sık sık oynardı. Hz. Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre bir gün Peygamber Efendimizle dışarı çıkmışlardı. Hz. Fatıma’nın evine geldiklerinde Sevgili Peygamberimiz Hz. Hasan’ı kastederek “Küçük adam orada mı? Küçük adam orada mı?” buyurmuş, Hz. Hasan evden çıkıp gelince de onu kucaklayarak: “Ey Allah’ım ben onu seviyorum, senin de onu ve onu sevenleri sevmeni niyaz ediyorum.” buyurmuştur. (Buhari, Menâkıb, 27; Müslim, Fedâil, 17.) İlk Müslümanlardan Hz. Zeyd’in oğlu Üsame de çocukluk dönemi anılarından birini anlatırken Peygamber Efendimizin kendisini bir dizine, Hasan’ı da diğer dizine oturtarak: “Ey Allah’ım! Onlara merhamet etmeni niyaz ediyorum, çünkü ben onlara merhamet ediyorum.” diye dua ettiğini nakletmiştir. (Buhari, Menâkıb 27; Müslim, Fedâil 17.)
Zeyd b. Harise (r.a.) köle statüsünde iken Peygamber Efendimiz tarafından özgürlüğüne kavuşturulmuş, daha sonra da evlat edinilmişti. Babası ve amcası onu geri almak için geldiklerinde Peygamber Efendimiz gidip gitmeme konusunda kararı Hz. Zeyd’e bıraktı. Hz. Zeyd, Peygamber Efendimizden o denli içten sevgi ve şefkat görmüştü, onun muhabbeti ile o kadar doluydu ki onunla kalmaya karar verdi, babası ve amcası ile beraber gitmeyi reddetti. Babası ve amcası, oğullarının hür olarak kendileriyle gitmek yerine Peygamber’i (s.a.s.) tercih etmesine çok şaşırmışlardı. Hz. Zeyd: “Ey Allah’ın Resulü, sana hiç kimseyi tercih etmem.” cevabını vermiştir. (Tirmizi, Menâkıb, 40.)
Peygamber Efendimiz, oğlu İbrahim’i çok sevmiş ve yaşadığı sürece ona babalık şefkatini en derin örnekleriyle göstermişti. Yavrucak, yaklaşık 18 aylık olunca hastalandı. Hastalığı hızla ağırlaştı. Bu sırada Peygamber Efendimiz, oğlunu kucağına almış ve son defa bağrına basıp öpmüş, gözyaşlarını tutamayarak: “Allah’ın takdiri karşısında elden ne gelir ey İbrahim!” demişti. Nihayet yavrucak, ruhunu teslim etmişti ki Sevgili Peygamberimiz gözleri yaşlı şöyle diyordu: “Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Biz Allah’ın rızasına uygun olmayan bir söz söylemeyiz. Ey İbrahim, senin ölümün sebebiyle derin bir üzüntü içindeyiz... Bu, Allah’ın bir emri olmasaydı, vade dolmuş bulunmasaydı, sonra gelenler öncekilere kavuşmayacak olsaydı, senin ölümüne daha çok üzülürdük oğlum!” (Buhari, Cenâiz 32.)
Çocuklara karşı her zaman derin bir sevgi ve şefkat besleyen Sevgili Peygamberimizin çocukları kucağına alıp sevdiği ile ilgili pek çok rivayet bulunmaktadır. Nitekim bir defasında Resul-i Ekrem Efendimiz torunu Hasan’ı öperken yanında bulunan bedevi kabile reislerinden Akra’ b. Hâbis “Siz çocukları öper misiniz? Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim.” der. Gerçekten de katı, acımasız ve sert mizaçlı olması sebebiyle Peygamber Efendimizin çocuklara gösterdiği sevgi ve şefkati tuhaf karşılayan o şahsa Sevgili Peygamberimiz: “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” (Buhari, Tevhid, 2.) cevabını verir. Yine “Siz çocukları öper misiniz? Biz öpmeyiz.” diyen başka bir şahsa: “Allah senin kalbinden merhameti alıp çıkardıysa ben ne yapabilirim?” der. (Buhari, Edeb, 18.)
Sahabeden Enes b. Malik (r.a.), on yıl süreyle hizmetinde bulunduğu Peygamberimizden bir defa dahi “Bunu niçin böyle yaptın veya yapmadın?” şeklinde bir soruya muhatap olmadığını bildirir.(Buhari, Vesâyâ, 25.)
Hz. Peygamber (s.a.s.) namaz kıldırırken çocuk ağlaması duyunca, ağlayan çocuğun üzülmemesi ve annesinin huzursuz olmaması için kısa sureler okuyarak namazı çabuk bitirirdi. (Buhari, Edeb 18; Müslim, Mesâcid 42.) Ashab-ı kiram bu hususta Peygamber Efendimizin şu sözünü aktarırlar: “Ben namaza, okuyuşumu uzatmak niyetiyle dururum. Fakat geriden bir çocuğun ağlamasını duyunca, annesine güçlük çıkarmamak için namazımı kısa keserim.” (Buhari, Ezan 65; Müslim, Salât 186, 192.)
Çocuklar arasında ayrım yapmaması
Hz. Muhammed (s.a.s.) anne babalara, çocuklarına eşit davranmalarını sürekli tavsiye etmiş, böyle bir davranışın çocukların doğal hakkı olduğunu bildirmiş (Buhari, Hibe 12-13; Müslim, Hibât 9-19) ve onlara, “Çocuklara eşit davranmanın, kendi üzerlerine düşen bir sorumluluk, çocukların ise hakkı olduğunu” hatırlatmıştır. (İbn Mâce, Ticaret 67.) “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaleti gözetin.” (Buhari, Hibe 12-13; Müslim Hibât 13) anlamındaki sözleriyle Sevgili Peygamberimiz Müslümanların bu konuda dikkatini çekmiştir.
Peygamber Efendimiz erkek olsun, kız olsun çocuklara eşit davranılması gerektiğini Müslümanlara öğretmiştir. Bunun bir sonucu olarak İslam öncesi Arap toplumunda uzun süredir yerleşmiş bulunan yanlış tutumları değiştirmek için kız çocuklarına özel ilgi göstermiş ve kız çocuklarıyla ilgilenmenin, onlara iyilik etmenin anne babanın cennete girmelerine vesile olacağını müjdelemiştir. (İbn Mâce, Edeb 3.)
Sevgili Peygamberimiz şehit çocuklarına, bir şekilde anneleri babaları ölmüş yetim ve öksüzlere, yoksul aile çocuklarına ve geçimini sağlamak için yorucu işlerde çalışmaya mecbur kalan çocuklara özel bir ilgi gösterir; onların problemlerini çözmek için çalışır ve ashab-ı kiramı da bu tür hizmetlere yönlendirirdi. Ayrıca çocukların, güçlerine ve yaşlarına uygun düşmeyen ağır işlerde çalışmaya zorlanmalarını da doğru bulmaz, kazanç için çocukların sömürülmesine izin vermezdi.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse her konuda olduğu gibi çocuklarla her bakımdan ilgilenme konusunda da Sevgili Peygamberimiz bizim için en güzel örnektir. O, bu konuda en güzel sözleri söylemiş, en güzel davranışları sergilemiş, en güzel örnekleri vermiştir.