Makale

Yazının Emektar Sesi: Daktilo

Yazının Emektar Sesi: Daktilo

Süreyya Meriç

"Bana pek sert vurmuşlar bir yerlerim ağrıyor

Ya gün boyu bastıran bu uyku

Sevincin sesi çıkmıyor

Kimlerin elinde, herkes benden biliyor

Ne hoyrat kullanmışlar

Sevincin sesi çıkmıyor."

Behçet Necatigil

Şair, daktilosu ile arasındaki o görünmez bağı bu mısralarla yazıya döker. Onun gibi nice şair, yazar, muharrir için daktilosu alelade bir araç değil âdeta can yoldaşıdır. Yolu İstanbul’a düşenler bir fırsatını bulup Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’ni ziyaret ettiklerinde belki Necatigil’in değil ama diğer pek çok yazarın kullandığı daktiloları görebilir. Klavyenin, bütün yazı araçları karşısında üstünlüğü ele geçirdiği, dikte programlarının giderek yaygınlaşmaya başladığı, teknolojik ürünlerin pratikliklerinin yanında kısa ömürlü de olduğu günümüzde, yıllarca durmaksızın çalışan, tıkırtılarıyla gecenin sükûnetini kırk yerinden bölen daktilolar müzelerde, kişisel koleksiyonlarda yerini aldı. Nice edibin parmak izini taşıyan daktilolar kullanımdan kalksa da bir dönemin hatıralarına camekânların arkasından da olsa tanıklık ettiler.

Peki, daktilonun macerası nasıl başladı dersiniz? Bir yazı aracı olarak tarih sahnesine çıkan daktilo, varlığını insanlığın yazıya atfettiği değere borçluydu. Zira yazının insanlar arası ilişkilerde bir teminat olarak işlev görmesi, sözlü kültürden yazılı kültüre aktarılan ögelerin daha uzun ömürlü ve kalıcı olması, yazının kanıt niteliğine sahip olması yazı iletişiminin de gelişmesinde önemli bir etkendi. Bu sebepledir ki daha okunaklı ve düzgün yazmayı sağlayan bir makine ihtiyacı duyulmuş ve 18. yüzyılın ilk çeyreğinde daktilonun atası diyebileceğimiz bir icat gün yüzüne çıkmıştı. Kimilerine göre amaç, görme engellilerin de yazı yazmasına olanak sağlamaktı. 1800’lü yılların başından itibaren dünyanın çeşitli yerlerinde mucitler kendi yazı makinelerini icat etmek için işe koyuldular. 1865’te Danimarkalı Rasmus Malling-Hansen “Hansen Writing Ball” (Hansen Yazı Küresi) adını verdiği ilk yazı makinesiyle dikkatleri üzerine çekti. Avrupa’da çok sevilen bu yazı aracı günümüzdeki daktilolara pek benzemiyordu. Amerikalı gazeteci Christopher L. Sholes, 1868 yılında seri ve pratik bir daktilo yapmıştı, yazı makinesinin bugünkü hâline gelmesinde önemli bir katkıya sahipti. 1 Temmuz 1874’te ise ticari ilk daktilo “Sholes & Glidden Type Writer” satışa çıkmıştı.

Elbette daktilolar ilk etapta daha hızlı yazı yazabilmek için tasarlanmadı çünkü daktiloda yapılan bir hatanın telafi edilebilmesi için 1980’li yıllara kadar beklemek ve kelime işlemcili daktiloların icadını gözlemek gerekiyordu. Gerçi kelime işlemci daktilolar saman alevi gibi hızla parlayıp sönen şöhretlerinin ardından yeterli takdiri göremeden yerlerini bilgisayarlara bırakmak zorunda kaldılar.

Yüzyıldan daha uzun bir süre kullanım alanına sahip daktilolar kendilerine has o tok sesleri, kâğıt ve karbonun birbirine karışan kokusuyla kimi zaman bir köşe yazısının, kimi zaman bir şiirin kimi zaman bir roman sayfasının mümkün olduğunca hatasız ve nizami bir şekilde kâğıda aktarılmasını amaçlıyordu. Bu nedenle tuşların hızla basılması, yazının birbiri üstüne binmesi yahut bozuk yazmaya sebebiyet vereceğinden tercih edilen bir durum değildi. Daktilo zaman içinde gelişim gösterse de bilgisayar teknolojilerinin hızla gelişmesi, daktiloların tarihin tozlu raflarına kaldırılmasına neden oldu. Artık nostaljik bir enstrümana dönüşen daktilolar, kimi zaman müzelerde kimi zaman kişisel koleksiyonlarda ziyaretçilerini beklemeye başladı. Fakat insan sormadan edemiyor, ünlü bir şairin dizelerine mazhar olmuş başka bir yazı aracı var mıdır? Yahut bundan yüz yıl sonra hangi ünlü edibin dizüstü bilgisayarı, basın müzesinde kendine yer bulabilir. Aklı uzun ömrü kısa teknolojik aletler işlerimizi kolaylaştırsa da daktilolar gibi bize bir ömür yarenlik edemeyeceğe benziyor. Ne dersiniz?

Daktilo, Yunanca parmak anlamındaki “daktylos” ile yazmak manasına gelen “graphos” kelimelerinden mürekkep bir isim. Daktilo kullanan kişiye ise daktilograf deniliyor. Türkçe karşılıkları ise yazı makinesi ve yazman.

Seri üretime geçen ilk daktilo Hansen Writing Ball, ismi ile müsemmaydı ve bir küre üzerindeki tuşların harfleri küçük pistonlar yardımıyla iterek kâğıdın üzerinde işlemesi prensibiyle çalışıyordu.

Şairler ve ressamlarla birlikte müzisyenler de daktilonun etki alanını yadsımamışlardı. Asıl adı Atanasia Yeorgiadu olan ama Türkiye’nin Deniz Kızı Eftalya olarak tanıdığı sanatçının dilinden “Gel işvebaz daktilom/ Aşkımı yaz daktilom/ Benim beyaz daktilom/ Gel etme naz daktilom” parçası 20. yüzyılın ilk çeyreğinde taş plaklarda kayıt altına alınmıştı.

QWERTY ya da Q klavye olarak bilinen tuş dizilimi, 1874’teki Sholes & Glidden daktilolarından beri neredeyse hiç değişmedi. Üstelik bu dizilim yazı sürecini yavaşlatarak hata payını en aza indirmeyi amaçlıyordu.

Daktilonun ülkeler ve diller arasında seyahatiyle birlikte yeni tuş dizilimleri de vücuda gelmeye başladı, Türkçe yazı yazmayı kolaylaştıran F klavye de bu çabadan neşet etti.

Her daktilo kendine has kusur ve dizgi hatalarına sahipti; suç unsuru yahut kanıta dönüşen daktilo metinleri yazarı hakkında birer ipucuna dönüşebiliyordu.