Makale

ZAFERLER AYI AĞUSTOS

ZAFERLER AYI AĞUSTOS

Umut Güner

Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!

Sultan II. Abdülhamid Hân

Türk tarihinde her zaman süreklilik ve hareket esas olmuştur. Tarihimizin uzun dönemleri, gerek göçebe olmamız gerekse savaşçı bir karakter arz eden yapımız nedeniyle mücadeleler içerisinde geçmiştir. Millî ve manevi bir gayenin onlara sunduğu hareketlilik içerisinde uzun yıllar birçok kıta ve bölgede mücadelelerde bulunmuş, tarihe tanıklık etmiş ve tarih yazan taraf olagelmişlerdir.

Özellikle de Türk boylarının İslamiyet’i kabul etmeleri ve bu yeni dini bir hayat gayesi olarak benimsemeleri ile birlikte yaşayışları, tamamen millî ve manevi bir ideal ile şekillenmiştir. Tarih, artık Müslüman Türkler eli ile yazılmaya başlanmıştır. Hz. Peygamber ve Kur’an’ın ideal olarak sunduğu mümin insan tipi, Türkler eliyle “gazi” ve “alp” olarak bir form almış, karakterize olmuştur. Bu ideal, onlara dünya tarihine yön verecek kudreti bahşetmiştir.

Bilhassa Selçuklu Türkleri, bu misyonu yerine getirmek için Anadolu Bizans sahasında yoğun gaza ve cihat faaliyetleri yürütmüşlerdir. Aynı zamanda Selçuklu Devleti, Abbasi halifeliğini Şii Büveyhoğulları ve Fatımî tehlikesinden kurtararak Abbasi hilafetinin siyasi ve dinî gücünü arkasına almış, İslam dininin sancaktarlığını yapacak misyonu elde etmiştir.

Türk milleti, binlerce yıllık tarihine büyük zaferler sığdırmıştır. Türk tarihinin kahramanlık destanlarının yazıldığı atmosferlerden en belirgin ve dikkat çekici olanı, tarihimize “zaferler ayı” olarak geçen ağustos ayıdır. Bu ay içerisine sanki ilahi bir kaderin ifadesiymiş gibi binlerce zafer ve kahramanlık destanı sığdırılmıştır. Başta 1071 Malazgirt Zaferi olmak üzere, 1473 Otlukbeli Zaferi, 1514 Çaldıran Zaferi, 1516 Mercidabık Zaferi, 1521 Belgrad’ın Fethi, 1526 Mohaç Zaferi, 1571 Kıbrıs’ın Fethi ve 1922 Büyük Taarruz zaferleri, ağustos ayına “zaferler ayı” ismini kazandırmıştır.

Tarihimize şan ve isim veren bu zaferlerin hemen hepsi siyasi, sosyal, ekonomik değer ve kıymetleri bakımından mühimdir. Fakat bu saydığımız zaferler içerisinde sebep ve sonuçları bakımından şüphesiz en önemli iki zaferimiz Malazgirt Savaşı ve Büyük Taarruz’dur.

Özellikle Malazgirt Zaferi, Anadolu’nun Müslüman Türklere yurt kılınması açısından oldukça önemlidir. Bizans tahtında hüküm süren Romanos Diogenes, tahta geçtikten sonra tahtını büyük bir zaferle taçlandırmak için ilk iş olarak Anadolu’da Türk akınları nedeni ile sarsılan Bizans otoritesini yeniden tesis etmek arzusundaydı. Bu nedenle Diogenes’in ilk izlediği politikalardan biri, Anadolu’yu kendine yurt kılmaya başlayan Türkmen gruplarını ve Selçuklu Devleti tehlikesini ortadan kaldırmaktı. Bu gayeler ile harekete geçen Bizans ordusu, yaklaşık olarak 200-300 bin kişilik bir güçle harekete geçti. Bu ordu; Peçenek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşturulmuş ve en iyi silahlar ile donatılmıştı.

Dönemi için oldukça büyük bu ordu harekete geçtiği zaman Selçuklu askerleri ve Sultan Alparslan, Mısır seferinde ve Halep kuşatmasındaydı. Hükümdar Romanos Diogenes’in büyük bir ordu ile Malazgirt Ovası’na doğru ilerlediği haberini alan Sultan Alparslan, Mısır seferini yarıda kesmek zorunda kalmıştı. Orduları ile birlikte Romanos Diogenes’i karşılamak için harekete geçti. Abbasî Halifesi Kāim-Biemrillâh da o sıralarda bütün İslam dünyasının yakından ilgilendiği Malazgirt Muharebesi’nin Alparslan tarafından kazanılması hususunda bir dua metni hazırlatarak cuma namazında bütün İslam ülkelerindeki minberlerden okutulmasını emretti. Böylelikle bu savaş dinî bir kimlikle önemli bir değere ve misyona sahip kılındı.

Âlim ve din adamlarına hürmeti esas şiar edinen Sultan Alparslan, Buharalı Ebû Nasr Muhammed’in “bütün Müslümanların İslam’ın zaferi için dua ettikleri cuma günü öğle vaktinde düşmana saldırması” tavsiyesine uymuş ve ordusuyla birlikte cuma namazını kıldıktan sonra “Ölürsem kefenim olsun.” dediği beyaz bir elbiseyle askerlerinin karşısına çıkmıştı. Sultanlarının azim ve kararlığı karşısında askerler, zaferi elde etmek adına çetin bir mücadele içerisine girdiler. Malazgirt Ovası, Rahve mevkiinde meydana gelen savaşı sayıca az olmasına rağmen Türk ordusu büyük bir zafer ile kazandı ve Bizans hükümdarı esir alındı.

Malazgirt Zaferi, Selçuklu ve Oğuz Türklerinin İslamiyet ile müşerref olduktan sonra İslamiyet ve Türk milleti adına Bizans’a karşı kazandıkları en önemli savaş olarak tarihe geçti. Bu savaşı mühim kılan en büyük nitelik, Anadolu’da hâkim bulunan Bizans’ın siyasi gücünün ve otoritesinin kırılması ile Anadolu’ya peyderpey gaza ve cihat faaliyetleri yürüten Türk topluluklarının Anadolu’yu artık tamamen yurt kılabilmesidir. Nitekim 1071 Malazgirt Zaferi’nden sadece dört sene sonra Bizans’ın başkenti İstanbul’un hemen yakınında bulunan İznik’te Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulması kıymete değerdir. Müslüman Türkler, çok kısa bir sürede büyük bir ilerleme kaydettiler.

Anadolu’nun kapıları bu savaş nihayetinde artık tamamen Türk devlet ve topluluklarına açılmış, Böylelikle Türk milleti, Anadolu’da kendi medeniyetini inşa edeceği ve asla bu topraklardan kimsenin söküp atamayacağı varlığını oluşturmaya başlamıştır. Anadolu artık Müslüman Türkler eliyle imar edilecek, köyler ve şehirler kurulacak, medreseler, tekke ve zaviyeler, imaretler inşa edilecektir. Anadolu’da birçok ünlü devlet adamı, bilim adamı ve düşünür yeşermeye ve nam salmaya başlayacaktır. Bu ruh ve gaye ile Anadolu topraklarında tarihe geçecek başta Selçuklular ve Osmanlılar olmak üzere birçok Türk devleti tesis edilecekti.

Malazgirt Savaşı’nın tarihe etki eden diğer bir önemli noktası ise İstanbul’un fethine giden süreci başlatmış olmasıdır. Özellikle Malazgirt hezimeti sonrası Bizans devlet sistemi ve bürokrasisinde siyasi çözülme başlamış; Bizans, İstanbul’un fethine kadar istikrarsız yıllar geçirmiştir. Müslüman Türk yurdu kılınan Anadolu üzerine Avrupa’nın var gücü ile donattığı ordulardan müteşekkil haçlı seferleri de düzenlenmiş fakat 1071’de Malazgirt’te vurulan Müslüman Türk mührü bu topraklardan asla silinememiştir. Anadolu, ruhu ve kimliği ile tamamen Türk yurdu kılınmıştır.

Müslüman Türk varlığını Anadolu’dan yok etmek için sayısız mücadeleler içerisinde olan Haçlı düşüncesi, en son ve büyük girişimine Anadolu topraklarının muhtelif yerlerine açtığı cepheler ve işgal hareketi ile başlamıştır. Münevverlerimizin “yedi düvel” ve Mehmet Akif Ersoy’un da “tek dişi kalmış canavar” olarak isimlendirdiği bu büyük haçlı ordusu, köy ve şehirlerimizi yakıp yıkmıştır. Yaşanan acı ve gözyaşı dolu olaylar, tarihe birer utanç vesikası olarak geçmiştir. Osmanlı Devleti’nin payitahtı olan kadim şehir İstanbul işgal edilmiş ve sokaklarında düşman askerleri dolaşmaya başlamıştı. Aynı zamanda işgalci düşman orduları başkent Ankara önlerine kadar ilerlemiş ve varlığımızı en derin şekilde tehdit etmişti.

Asırlardır büyük emeklerle imar ve ihya ettiği bu topraklardan koparılmak ve yaşam hakkı elinden alınmak istenen Anadolu insanı, varlık ve izzetinefsini koruma mücadelesine girişmiştir. Türk milleti bütün varlığını ortaya koyarak ve kadim savaşçı ruhunu ihya ederek Millî Mücadele’yi başlatmıştır. Milletimizin genç ve yaşlı bütün fertleri ağır bir sorumluluk ve millî bir görev duygusuyla Millî Mücadele’yi omuzlamış, tarihte eşi ve benzeri görülmeyen büyük bir kahramanlık destanı yazmıştır.

Kanı ile suladığı, medeniyet inşa ve ihya ettiği bu toprakları var gücü ile savunmak ve düşman işgalini sonuçlandırmak isteyen bu yüce millet, Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle 26 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz başlatmıştır. Bu kadim milletin bütün fertlerinin, canı, malı ve olanca imanı ile başlattığı bu mücadele zaferle neticelenmiştir. Tarih bir kez daha tekerrür etmiş, ağustos ayı bir kez daha kendisine hak edilmiş olarak verilen zafer ayı unvanına büyük bir başarı daha ilave etmiştir. Tekrar tarih sayfalarına ve bütün insanlığın hafızasına Müslüman Türklerin zafer ayı olarak geçmiştir.