Makale

BİR FİKİR İŞÇİSİ: MEHMET AKİF ERSOY

BİR FİKİR İŞÇİSİ: MEHMET AKİF ERSOY

İstiklal Marşı’mızın şairi, Millî Mücadele’nin manevi mimarlarından Mehmet Akif Ersoy’u, torunu Selma Ersoy Argon’a sorduk.

Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerine ve yazılarına sirayet eden fikir dünyasından bahseder misiniz?

Mehmet Akif’in toplum için sanat anlayışı vardır. Yaptığı her şey toplum içindir. O, düşünceye önem verir, özünde İslam olan bir fikir adamıdır ve bütün ömrünce bunu anlatmıştır. Onda millet ülküsü vardır. Fikirleri, düşünceleri zamanının ilerisindedir. İbret verici sözlerle, satırlarla bizi sarsar; düşünmeye harekete geçmeye yönlendirir. Sanatında, fikirlerinde hep cemiyeti düşünmüştür. O, bir fikir işçisidir. Hür fikirli bir insandır. Fikirlerini, düşüncelerini yazarken veya anlatırken daima tarafsızdır. Hiç kimseden çekinmemiş, inandığı doğru yoldan hiç şaşmadan, hürriyet fikriyle, İslam birliği fikriyle vatanı kurtarmanın, yüceltmenin yolunun çalışmakla olacağı düşüncesiyle yaşamıştır.

Akif’in kelimelerle inşa ettiği ve Asım’ın nesil olarak sembolleştirdiği medeniyet tasavvurunu anlatır mısınız?

Asım, örnek bir gençlik sembolüdür. Çalışan, öğrenen, kendini en iyi şekilde geliştiren, Batı’nın ilmini, fennini alıp kendi İslam ahlakına, inancına bağlı kalarak yükselecek ve ülkesini yüceltecek, her türlü güzel vasfı içinde barındıracak, insan ve doğa sevgisiyle her canlıya sahip çıkacak, her bilgiyi yutacak, faydalı olanları uygulayacak, gerektiğinde vatanı, bayrağı, dini, ezanı, milleti için canını feda edecek cesur bir gençlik sembolüdür. Vatanına bağlı, istiklal ve istikbalini canı pahasına koruyacak bir nesildir Asım’ın nesli. Taklitçi olmayacaktır hiçbir zaman. Sözünün eri olacak, mazlumun yanında zalimin karşısında olacak, kötüyü tanıyacak, iyiyi bilecektir.

15 Temmuz’da kendini bir kez daha gösteren, harcını millî şairimiz Mehmet Akif’in kardığı Çanakkale ruhunu bize anlatır mısınız?

15 Temmuz’da Asımlar her yerdeydi. Birlik olunca nelerin başarıldığını anlayan bir gençlik vardı. Her yaştan Asımlar vardı. İnançla zulme, zalime karşı koydular. Ellerinde bayrağımız, dillerinde İstiklal Marşı’mız vardı. Yürüdüler kadınlar, erkekler, gençler, yaşlılar… Her meslekten her yerden geldiler. Öldüler, öldükçe çoğaldılar. Aynı gayede birleştiler. Söz konusu vatandı. Önlerindeki toptan tüfekten tanktan korkmadılar. “Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” diyen Akif’in ideali Asımlar olduklarını gösterdiler

Mehmet Akif’in manevi mirasına sahip çıkmak için neler yapmalı, onu gelecek kuşaklara nasıl tanıtmalıyız?

Akif’i tanımak için çok araştırmak, çok çalışmak gerekir. Akif bizim tarihimizdir, geleceğimizin aynasıdır. Şiirleri okuyup geçilecek türden değildir. O satırlarda gerçekler vardır, onun kişiliği vardır, dimdik duruşu vardır. Halka yardım etmek, onu düştüğü karanlıklardan çıkarmak için çabası vardır. O, sözünün eri bir insandır. Fedakârdır. Hep başkalarını düşünmüş, hiçbir zaman kendisi için bir şey istememiş, haksızlık karşısında susmamış, eğilmemiştir. Hayatı boyunca onurlu, ahlaklı, tertemiz bir ömür sürmüştür.

Akif’i anlamak için Safahat iyi okunmalı, satır aralarında dolaşılmalı, şairin yaşadığı dönem iyi anlaşılmalıdır. Safahat’ın okullarda okutulması en büyük dileğim. O satırlarda yaşanmışlık var, gerçekler var.

Bizim, Akif’in düşüncelerini gelecek nesillere aktarmak, vatan ve millet sevdasının anlaşılmasını sağlamak, milletvekili, veteriner, öğretmen, çok iyi bir yüzücü, güreşçi, bir kaç lisan bilen, çeviriler yapan, Kur’an meali hazırlayan, millî mücadele yıllarında manevi lider olarak her yerde vaazlar verip halkı aydınlatan bu güzel insanı unutmamak, unutturmamak gibi bir görevimiz var.

Son olarak dedeniz Mehmet Akif’le ilgili büyüklerinizden dinlediğiniz bir anıyı bizimle paylaşır mısınız?

Dedemle ilgili aile büyüklerimden dinlediğim, dinlerken büyük mutluluk duyduğum birçok güzel anı var. Dedeciğim, ailesine çok düşkün bir insanmış. Anneannemle çok uzun bir hayat geçirmişler. Hep zorluklarla, çileyle ama beraber. Evde olduğu dönemlerde çocuklarıyla ilgilenip onları çok iyi yetiştirmiş. Hepsi Arapça, İngilizce bilir. En büyük teyzem çeviriler yapardı. Anneciğim sanatla ilgilendi. Yağlı boya çalışır, çok iyi keman çalardı. Ortanca teyzem de konuşmasıyla, bilgisiyle her gördüğümde beni kendine hayran etmiştir. Dayım, el sanatları ile ilgilenir, antikacılardan aldığı eski büyük vazolardan şahane abajurlar yapar, evi süslerdi. Birbirine bağlı, sevgi dolu bir aileydik. Paylaşacağım anı, dedemin Mısır’dayken annemle ve diğer çocuklarıyla mektuplaşarak haberleştiği dönemden… Benim babam da dedem gibi veterinerdi (veteriner albay). Annem, babasına bebek beklediğini ve kendisine isimler göndermesini istemiş. Dedem bir kaç isim göndermiş. İçlerinde Ferda ve Selma isimleri de varmış. Selma bildiğiniz gibi Safahat’ta var. Dedemin kız kardeşinin küçük yaşta ölen çocuklarından birisinin ismi. “Selamete ermiş” demekmiş. Bir de “güzel kadın” manasına geliyormuş. Ferda ise Farsça’da “yarın” anlamına gelir. Ablam dünyaya gelince ona Ferda ismini vermişler. Annem daha sonra Mısır’a babasını ve annesini ziyarete giderken ablamı da götürmüş. Bir müddet orada kalmışlar. Dedem bir mektubunda “Ferda’nın Rukiye’si dışarıda dolaşıyor.” diye yazmış. Rukiye’nin ne olduğunu hatırlamadı ablam, iyice küçükmüş. Büyük bir ihtimal tavuk, horoz veya kuzu olabilir diye düşündük. Yine başka bir mektubunda “Ferda kadının o güzel yüzü bana çok şeyler ilham ediyor. İnşallah ilk vakit bulduğumda daha güzel şeyler yazacağım.” demiş ve ablama yazdığı “Ferdâ Kadın” şiirini göndermiş. Bu, yazdığı tek çocuk şiiridir ve ablacığıma yazılmıştır. Çok güzel, çok tatlı bir şiir.

Ferdâ Kadın

Ferdâ Kadın! Ferdâ Kadın!
Ben görmeden sevdim seni.
Sen galiba gördün beni,
Pek ihtiyar, hoşlanmadın
Ferdâ Kadın! Ferdâ Kadın!
Ey yavrumun ilk yavrusu
Pek tatlı şeysin doğrusu
Lakin neden çirkin adın?
Yok yok, adın cidden güzel
Dünyada her şeyden güzel
Aydan güzel, günden güzel
Ay, gün nedir? Senden güzel
Hatta derim: Benden güzel
Zira “yarın” “dün”den güzel...

Mehmet Akif

Deden

Mehmet Akif Ersoy kimdir?

1873 yılında İstanbul’da Fatih’in Sarıgüzel semtinde dünyaya gelir. Dört yaşındayken Fatih’te Emir Buhari Mahalle Mektebine başlar. 1882’de ilköğretimini tamamlayarak Fatih Merkez Rüştiyesine, 1885’te Mülkiye Mektebi’nin idadi kısmına yazılır. Edebiyat hocalığını Muallim Nâci’nin yaptığı bu okulun üç yıllık ilk dönemini tamamlayıp yüksek kısmının birinci sınıfında okurken babasının vefatı üzerine (1888) Mülkiye Baytar Mektebine girer (1889). Mezuniyetinin ardından Ziraat Nezâreti Umûr-ı Baytâriyye ve Islâh-ı Hayvânât Umum Müfettiş Muavinliğiyle memuriyet hayatına başlar. 27 Ağustos 1908’de Sırâtı Mustakîm mecmuasını yayımlamaya başlar. Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 12 Mart 1921 Cumartesi günü mecliste ulusal marş olarak kabul edilir. Çok sayıda eser kaleme alan yazar 27 Aralık 1936’da vefat eder.