Makale

MASKE DEĞİŞTİREN DİN İSTİSMARI

MASKE DEĞİŞTİREN
DİN İSTİSMARI

Kaan H. Süleymanoğlu

İnsanın din ve maneviyat ihtiyacı fıtridir. Bu yüzden de onun manevi cephesini inkâra dayalı bütün anlayış ve sistemler, dünyanın hiçbir yerinde uzun soluklu olamamış, toplumlarda karşılık bulamamıştır. Bunu örneklendirmek için çok da gerilere, tarihin karanlık sayfalarına dönmemize gerek yok. Dünya tarihinin sadece son birkaç yüzyıllık kesiti bile sırtını materyalist, pozitivist dalgalara yaslayarak hatta totaliter rejimlerden güç devşirerek insanın fizikötesi âlemle irtibatını kesmeye yeltenenlerin eninde sonunda yaşadığı hüsranı anlatan sayısız örnekle doludur. İnsanoğlunun din ve maneviyat ihtiyacı, Yaradan tarafından fıtratına kodlanan, ahlakına da kaynaklık eden temel bir güdüdür.

Beşeriyet tarihi, hak ile batıl mücadelesinin tarihidir. Hak ne kadar açık, temiz ve şeffafsa batıl o kadar kapalı, kirli ve bulanıktır. Bununla birlikte hem bireyin iç dünyasında hem toplumlarda bu iki anlayışın daima karşıt kutuplar olarak faaliyet gösterdiğini, bazen nefis-ruh, bazen hayır-şer, bazen iyilik-kötülük, bazen iman-inkâr olarak tanımlandığını görürüz. Hak ve batıl bellidir. Ama hak kılığına girmiş batıl, bütün dengeleri hakkın aleyhine, batılın lehine bozar. Çünkü istismar, tabiri caizse maneviyat kalesinin içine sokulmuş bir Truva atıdır. İstismar kelimesi sözlüklerde, iyi niyeti kötüye kullanmak anlamına gelir. Burada her şeyden önce altı çizilmesi gereken mesele, ortada bir iyi niyetin, halis tarafın olduğu gerçeğidir. Bu taraf veya kişi, istismarcının ikincil niyetini bilemediği için onun tarafından önüne konulan tuzağa çekilir. Yani iyi niyeti onu kurtarmaz.

Bunun için diyebiliriz ki din istismarı, bir insanın veya toplumun başına gelebilecek en kötü şeydir. Çünkü o, şifalı bir tasa gecenin sessizliğinde damlatılmış zehir gibidir. Din ve maneviyat, insanların her zaman muhtaç olduğu, şifa bulduğu bir eczaneyken istismarcı tarafından zehre, şerre dönüştürülmüştür. Dinini, istismar çevrelerinden öğrenen kişi, yanlış yöne giden trene binmiş kişi gibidir, içeride doğru istikamete koşması bir anlam ifade etmeyecektir. Dinin dünyevi menfaatler uğruna araçsallaştırılması, güç ve iktidar devşirmenin manivelası olarak kullanılması, yakın tarihte FETÖ terör örgütü örneğinde gördüğümüz üzere, toplumun inancında ve belleğinde tehlikeli yaraların açılmasına sebep olur.

Acı olan şudur. İslam’la ilişkisini bir üst ahlak esası içinde kurmayan kişiler, istismarcı ve işletmeci davranışları zaman zaman din adına olağan görebilmekte, nihai amaç için ara sıra hakkın ve hakikatin sumen altı edilebileceğini zannetmektedirler. Hâlbuki Müslümanlık hangi amaca yürüdüğümüzle birlikte o amaca nasıl yürüdüğümüzle de ilgili bir ölçüdür. Başından sonuna kadar ahlak ve dürüstlüktür. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim ve yol göstericimiz Hz. Peygamber’in pratikleri, hiçbir amacın hak ve hakikatin, doğruluk ve dürüstlüğün üzerinde tutulmaması gerektiğini bizlere öğretmiştir.

İstikameti Kaybetmenin Binbir Yolu

Bazen insanlar din adına kendi statü ve çıkarlarını savunurlar. Onlar için kendi pozisyonları, varlıkları, İslam’ın varlığıyla eş değerdir, en az onun kadar ehemmiyetlidir ve bu uğurda durup düşünmeye, en ufak bir tereddüt göstermeye lüzum görmezler! Bu temel sapmanın gölgesinde öğrenilen her şey, ortaya konulan her davranış, açığa çıkan her söylem çürüktür. Bu yanılgı, gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemeye benzer ki kişi ve grupları bir noktadan sonra amaca ulaşmak için her yolun mubah sayıldığı makyavelist bir noktaya götürür.

İnsanın kendini kandırması zannedildiği kadar zor değildir. Halis niyetlerle girişilen yolculuk, dinin evrensel ilke ve değerleri tarafından kontrol edilmediği takdirde beklenmedik, bambaşka bir sonuca varabilir. İnsanın sadece başlangıç niyetini halis tutmaları yetmez. Yol boyu karşılaşacakları ufak sapmalardan da kaçınmaları gerekir. Çünkü küçücük sapmalar, kelebek etkisiyle bireyin zihnindeki dekoru bozmakla kalmaz, dillendirilerek, gerekçelendirilerek, alıştırılarak meşruiyet kazanabilir. Küçük grupların ve kapalı devre çalışan çevrelerin içinde toplumsallaşabilir. Hatta bir dil kazanan, kendince makul gerekçeleri olan bir hataya dönüşebilir. Nasıl ki istikamet üzere olmanın herkesin meşrebine, bilgisine ve kabiliyetine göre pek çok yolu ve yöntemi varsa yoldan çıkmanın da insan sayısınca biçimi, şekli vardır. Geleneksel kaynaklar, nefis ve şeytanın, kişiye en iddialı olduğu yerden, ağırlık merkezinden saldırdığına dair sayısız örnekle doludur. Bu sebeple din adına söylem ve eylem geliştirenlerin azami dikkat etmeleri, adımlarını Kur’an ve sünnete arz etmeleri, kontrol etmeleri gerekmektedir. Çünkü Allah’ın (c.c.) kıyamete kadar bütün insanlara yol göstersin diye gönderdiği mesaja halel getirmenin vebali büyüktür. O aydınlık mesajı, kişisel saplantıların, kariyer planlarının veya grup çıkarlarının dişlileri arasında ezmek, harcamak, incitmek her şeyden önce insanlığa ihanettir. İslam dini ihanetin her çeşidini kınamış, telin etmiştir. Ama özellikle bütün insanlığı aydınlatan dini tahrif etmek, belli bir sınıf, zümre veya amaç uğruna daraltmak, yorumlayarak amacından saptırmak, eksiltmek, artırmak bireysel alanla sınırlı olmayan ağır sonuçlara sebebiyet vereceğinden belki de ihanetin en büyüklerindendir.

Herkes en iyi kendi zaafını bilir. Gözlerini kapattığında, bütün sesleri dışarıda bıraktığında herkesten ve bazen kendinden de sakladığı o sesi duyar. Gerçek isteğiyle yüzleşir. Cenab-ı Hakk’ın rızasına erişmenin binbir yolu olduğu gibi yoldan çıkmanın da binbir yolu olduğunu bilir. Öz eleştiride en ufak müsamaha göstermez. Bilinçli bir Müslüman bilir ki kimi zaman din adına geliştirilen söylemler ve eylemler, kişilerin ve grupların kendi dünyevi amaçlarının bir savunusu olarak tezahür edebilir. Allah’ın dinine hizmet etmek adı altında kulların çıkarlarına hizmet edilebilir.

İstismarın Yeni Rant Alanı: Dijital Dünya

Son çeyrek yüzyılda dünya, hiç kimseyi dışarıda bırakmamacasına büyük, kapsamlı ve hâlihazırda devam eden bir değişim yaşadı. Bilgisayarın bir oda büyüklüğünde işlemcisiyle başlayan yolculuk şimdilerde taşınabilir, konvansiyonel, yapay zekâya sahip aygıtlarla hayatımızın neredeyse tamamını istila etmiş durumda. Bilim insanları, yeni nesil teknolojiler sayesinde vaziyetin derinleşerek artacağını, dijital çağın bir sonraki aşamasında insan iradesinin “offlıne” olacağını söylüyor. Elbette dört bir yanımızı kaplayan bu dijital imkânların faydalı tarafları da yok değil. Onlar sayesinde haber alma kanallarımızın oligarşik dizilimi bozuldu. Bilgiye erişim imkânlarının tekelci mahiyeti değişti. Neredeyse her söylemin kendine yer bulabileceği demokratik bir vitrin meydana getirildi. Bunları örneklendirecek olursak şunları söyleyebiliriz: Dünyanın bir ucunda meydana gelen vakıa ışık hızıyla öbür ucunda biliniyor. Köydeki bir genç, birkaç tuşla Oxford’un kütüphanesindeki tarihî bir el yazma esere ulaşabiliyor. İnsanlar, kendilerine sunulan bilgileri muhtelif kaynaklar araçlığıyla test edebiliyor. Tabii bu ortam dinî söylemler için de yepyeni bir deneyimi beraberinde getirdi. Tezler, antitezler, reddiyeler, savunular kendilerini hızlıca bu yeni sürece göre değiştirmeye, dönüştürmeye başladı. Dijital özgürlük, diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da inanılmaz bir bilgi kirliliğinin doğmasına sebep oldu. Bilgi birikimi olan yetkin kişilerle bilgisi duyumlardan veya zanlardan ibaret kişiler aynı haklara ve imkânlara sahip olarak bu dijital dünyada yerlerini aldı. Böylesi bir ortam, din istismarcıları için aranıp da bulunamayan bir ortamdı. Pek çoğu kendilerine yeni kurbanlar seçmek için harekete geçtiler. Neticede din ve maneviyat gibi insanın temel ihtiyaçları, hem ticari hem siyasi açından daima sömürülmeye müsaitti! Dinî ürünler, bilgiler, videolar, tarafgirlikler insanların üzerine boca edildi. Dijital dünyanın din istismarını yakından ilgilendiren iki cephesi var. Birincisi, iletişimin özgürleşmesiyle açılan ortamdan yararlanarak kimi olumsuz görüş ve tutumların yayılabilmesi, böylece dinî bilgilerin aktarımı esnasında sorumsuzca manipülasyona, kendi çıkarlarına uygun bir tahrifata gidebilmeleri. İkincisi ise birtakım ticari ürün ve hizmetlerin, kişilerin dindarlıkları sayesinde kolayca pazarlanabilmesi. Birbirinden farklı gibi görünen bu cephelere biraz dikkatle baktığımızda resmin bütününü görmüş oluruz. Aslında birbirini tamamlayan parçalar bize bir hastalıktan ve bir zaaftan haber verir: İstismar ve cehalet.

Sahih Kaynakların Önemi Arttı

Kur’an-ı Kerim, kulluğun ve ibadetlerin yalnızca Allah’a has kılınarak yapılmasını emreder (A’râf, 7/29). Allah’a tahsis edilmemiş, başka kişi, makam ve menfaatler gayesiyle yapılan iyilikler insanı kurtuluş şöyle dursun felaketlerin felaketine sürükler. Dinin maddi ve manevi çıkarlar doğrultusunda araçsallaştırılmasına Cenab-ı Hakk’ın ikazı çok serttir: “Allah’ın indirdiği kitabın bir bölümünü gizleyenler ve onu az bir karşılık için satanlar yok mu, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Allah kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onları arındırmayacak! Onlar için elem verici bir azap vardır.” (Bakara, 2/174) Hz. Peygamber de dinin “samimiyet” olduğunu vurgulamış, çevresindekiler, “Kime karşı ya Resulallah?” diye sorunca, “Allah’a, kitabına, Resul’üne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara.” şeklinde cevap buyurmuştur (Müslim, Îmân, 95).

Dinin para, dünyevi güç ve menfaat elde etmek için istismarı her şeyden önce insanlığa ihanettir. Çünkü Rabbülalemin’in insanoğluna kıyamete kadar rehber olsun diye gönderdiği cihanşümul mesajı, kendi hizbi, grubu, görüşü adına tevil etmek, çıkarı adına yorumlamak ve tahrif etmek, onun anlamını keyfî olarak daraltmak veya esnetmek, her şeyden önce modern dünyanın bunalımları karşısında iyice çıkışsız kalan insanın elindeki yegâne kurtuluş kapısını örtmek anlamına gelir. Bu sebeple dijital özgürlük ortamında kaynakların sahihliği her zamankinden daha da önem kazandı.

Bilinçli bir müminin sık sık niyetini, kaynaklarını, davranışlarını gözden geçirmesi; çocuklarını, arkadaşlarını uyarması; din istismarının her ortamda maske değiştiren şeytani yüzünü bir an olsun aklından çıkarmaması; ne imanını ne de cüzdanını kimliği belirsiz hesapların, ticari ihtirasların ve güç temerküz etmek isteyenlerin hizmetine sunmaması gerekir. Dindarlığını ve maneviyatını Kur’an ve sünnetin dosdoğru yolundan ayrılmadan güvenilir kaynaklardan beslemesi gerekir.