Makale

DOÇ. DR. YUSUF ÖZKIR: “FETÖ’nün ülkemizin huzur ve refahına kasteden en büyük düşman olduğunun iyi anlaşılması gerekiyor.”

DOÇ. DR. YUSUF ÖZKIR:

“FETÖ’nün ülkemizin huzur ve refahına kasteden en büyük düşman olduğunun iyi anlaşılması gerekiyor.”

FETÖ, menfur 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da ülkemize yönelik hain emellerini devam ettirmektedir. Zemine ve şartlara göre değişebilen bu örgüt, bugün hangi yöntemleri kullanmakta ve ne tür faaliyetler içerisinde bulunmaktadır?

FETÖ hibrit terör örgütü olarak tabir edilen yapılardan biri. Geleneksel silahlı terör örgütlerinden farklı boyutları ve yöntemleri bulunuyor. 15 Temmuz öncesine bakıldığında iş dünyası, medya, bürokrasi, ordu, emniyet, sivil toplum, tarikatlar gibi dindar ve seküler pek çok farklı alanlarda örgütlenebilen bir yapıdan bahsediyoruz. Bu yüzden melez bir yapı. Bunun hareket alanı daraltıldı fakat yurt dışındaki faaliyetleriyle devam ediyor. Bazen bir köşe yazısının bazen de Türkiye aleyhine çıkan rapor veya tasarının arkasında FETÖ finansmanı çıkabiliyor.

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önce yaptıkları uygulamalarla darbe dinamiğini nasıl harekete geçirdiklerini ve kendileri açısından şartları nasıl uygun hâle getirmeye çalıştıklarını toplum iyi biliyor. 17-25 Aralık olayları bunlar arasındaydı. Buna tanık oldu toplum. Darbenin püskürtülmesinden sonra da bu kez yine farklı araçları kullanarak milletimizin başarısını gölgelemeye yönelik çeşitli söylemleri uluslararası medyada dolaşıma soktular. FETÖ bugün de benzer yöntemleri kullanıyor. Küresel ölçekte Türkiye karşıtı belli çevrelerin de desteği ile faaliyetlerini sürdürüyor.

Medya üzerinden yapılan manipülasyonların çok fazla olduğunu ve oluşan dezenformasyonun da ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. FETÖ’nün medyayı kullanarak gerçekleştirdiği manipülasyonlardan bahseder misiniz?

Koronavirüsle mücadele sürecinde FETÖ tarafından uygulanan yöntemler iyi ve güncel bir örnek. İçişleri Bakanı 25 Mart’ta yaptığı açıklamada, sosyal medyada aktif şekilde hareket ederek gerçek dışı içerikleri hazırlayarak paylaşan 1.748 hesap tespit edildiğini söyledi. Bakan, bu hesapların yüzde 65’inin terör örgütleriyle bağlantılı olduğunu vurguladı. Aralarında PKK, DHKP-C ve DEAŞ bağlantılı hesapların da olduğu görülse de özellikle FETÖ kökenli hesapların, tıpkı önceki kriz dönemlerinde olduğu gibi bu süreçte de yoğun şekilde aktif olduğu görülüyor. FETÖ tarafından kullanılan yöntemler, maddeler hâlinde sıralandığında şöyle bir liste ortaya çıkıyor:

• Gerçek dışı ses kayıtlarının yayılması: Mesela 19 Mart günü dolaşıma sokulan bir ses kaydında, 20 Mart günü sokağa çıkma yasağı ilan edileceği, bunun kesin bilgi olduğu, bu yüzden de herkesin market alışverişini yapması, bankalardaki paralarını çekmesi gerektiği vurgulanıyordu. Başka hezeyanlar da vardı ses kaydında. Tabii ki ses kaydında söylenenler yalandı. Fakat bunun FETÖ için bir önemi yok. Önemli olan o anlık kargaşa oluşturabilmek. Diğer paylaşımlarda da bankalardaki paraların çekilmesi konusunun gündemde tutulması, ekonomiyi hedef almaya yönelik yoğun bir çalışma olduğunu gösteriyor.

• Sahte belge üretip yayımlamak: Twitter’da “turkhane” isimli bir hesap, sokağa çıkma yasağı ilan edildiği yönünde Sağlık Bakanlığı’na ait olduğunu iddia ettiği bir belge yayımladı. Belge hızlıca sosyal medyada dolaştı. WhatsApp gruplarında yayıldı. Bakanlık yalanladı. Sonrasında bu hesabı yöneten kişi, yurt dışında yaşadığını ve FETÖ elebaşı Gülen’i desteklediğini belirten bir itirafı kendi hesabından paylaştı. Bu, devam eden bir alışkanlık. FETÖ neredeyse günaşırı sahte belge yayımlıyor.

• Virüsü aslında Türkiye’den Çin’e giden birisi bulaştırdı türünden gerçek dışı içeriklerin paylaşıldığı görülüyor. Bu türden gülünç paylaşımlar, yurt dışında firari olan FETÖ’cüler tarafından paylaşılıyor. Bir alıcı kitlesi olduğu da açık.

• Twitter’da “fake” hesaplar üreterek vaka ve ölümler gizleniyor yönünde yoğun paylaşım yapılıyor. Bu süreçte gerek Bilim Kurulu üyeleri gerekse enfeksiyon hastalıkları alanında uzman isimlerin adına benzeyen hesaplar açılıyor. Paylaşımlarda gerçek bilgilere yer verildiği gibi bunların arasına çok kritik olacak şekilde yanlış bilgiler de ekleniyor. Ayrıca aynı hesaplardan yapılan paylaşımlarda vefat ve vaka sayısının açıklanandan fazla olduğu yalanı dolaşıma sokuluyor.

• Batı medyasının yaklaşımı tipik Türkiye karşıtlığının izlerini koruyor. Son yıllardaki alışkanlığa devam ediyorlar. Batı medyası da bu süreçte kendine dayanak oluşturmak için firari FETÖ üyesi akademisyenlerin görüşlerine başvurarak haberlerini kurguluyor.

• “Yurt dışından uçakla geldim. Havalimanında hiçbir kontrol yoktu ve pek çok yabancı da kontrol olmadan alandan çıktı.” içeriğiyle yapılan paylaşımlarda artış var. Bu paylaşımlar, çoğunlukla FETÖ tarafından yönetilen “fake” hesaplardan yapılıyor. Amacıysa Türkiye’nin virüsle başarılı şekilde yürüttüğü mücadeleyi değersizleştirmek ve toplumda kafa karışıklığına neden olmak. Pek çok konuda FETÖ benzer yöntemleri uygulamaya sokuyor. Duruma göre yeni yöntemleri de deniyor.

Kriz dönemlerinde FETÖ tarafından uygulanan dezenformasyonun özellikleri nedir? Nasıl bir algı yönetim stratejisi var?

Kriz dönemlerinde kamuoyuna sunulan içeriklerin hızlı şekilde yayılma özelliğine sahip olması eskiden beri geçerlidir. Bugünün farkı ise iletişimin hızlanmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyal medya mecraları ile anında çok geniş kesimlere içerikler ulaşabiliyor. Twitter, Facebook ve Instagram bu mecraların başında. Bir de WhatsApp grupları var. Buralar daha çok kapalı devre çalışıyor ve zannedilenden daha fazla etkililer. Dezenformasyon peşinde olanlar da bunun farkında. Bu yüzden nerdeyse hiçbir olayı es geçmiyorlar. Ses kayıtlarının bu gruplardaki yayılma hızından hareketle bu alana ağırlık verilmiş durumda. Terörle mücadelede olsun, deprem sonrasında olsun veya 15 Temmuz gibi FETÖ tarafından yapılan darbe girişimi gibi toplumsal olaylarda olsun sansasyon oluşturacak şekilde içerik üretip bu mecralarda dolaşıma sokuyorlar. Asparagas habercilik sosyal medya üzerinden operasyon çekmek isteyenlerin yeni aparatı olmuş durumda.

Bu tür içeriklere bakıldığında genellikle kaynağı belirsizdir. Toplumu ayrıştırıcı bir içeriğe sahiptir. Siyasi partilerin genel farklılaşma noktalarından faydalanarak o boşluklarda var olmaya çalışır. Bir kanıta değil varsayıma dayalıdır. Somut bir dayanak noktası sunmazlar. Amaçları bilgi vermek değil manipülasyon olduğu için bunu planlı bir şekilde yaparlar. Abartı yaygın şekilde kullanılır. Rakamların şişirilmesi en etkili yöntemlerden biridir. Hedef toplumsal fayda, krizlerin sağduyulu yaklaşımlarla halledilmesi filan olmadığı için ya dar ideolojik körlükle ya da örgüt çıkarları gözetilerek paylaşım yapılır. Bir kandırmaca olarak en fazla kurulan cümlelerden biri de bu türden yaklaşımın aslında halkın genel fikri olduğu yalanıdır. Kara propagandanın tipik özelliğidir bu tutum. Oldukça rasyonel bir şekilde hazırlanır bu kurgu ve insanların acıları, heyecanları ve öfkeleri harekete geçirilecek şekilde irrasyonel noktalar hedef alınarak paylaşılır. Çünkü insanlar sosyal medyadan aldıkları “mesajlardan” etkileniyor. FETÖ kamuoyu oluşturma stratejisini bunun üzerine kurmuş durumda. Bu yüzden olabildiğince yalan içerik üretiyor. Kurgu yapıyor ve abartma yöntemine başvuruyor.

15 Temmuz başta olmak üzere Türkiye üzerinde yapılan operasyonlarda FETÖ medyayı ve iletişim kanallarını ne şekilde kullanmıştır?

Etkili bir şekilde kullandı. Bunun birkaç odak noktası bulunuyor. Birincisi geleneksel medyanın aygıtları gazete, televizyon ve dergiyi kullandı. İkincisi internet mecralarını kullandı. Yine online gazeteler ve sosyal medya mecraları… Ayrıca FETÖ diğer gruplara ait medya organlarına sızarak da bunu yaptı. İster muhafazakârlara ait yayın organları olsun isterse sekülerlere ait yayın organları olsun hepsine sızdı FETÖ. Farklı tarikat ve cemaatlere de bir şekilde girerek başkası gibi görünerek örgütüne hizmet etme yöntemini kullandı. Buralarda çalışan isimler, örgütün çıkarları doğrultusunda oradan emir alarak uygulamalarını yaptı. Tıpkı devlette yaptıkları gibi. Paralel hatlar oluşturdular ve farklı medya gruplarını da kendi çıkarları doğrultusunda kullandılar. Dışarıdan bakılınca muhafazakâr gibi görünen bir yapının ultra seküler yaşam tarzına sahip bir gazeteyi yönettiği mahkeme tarafından kayıtlara geçirildi. Bu gazete de FETÖ organı diğer yayımlar gibi kapatıldı. Bunun pek çok örneği var. FETÖ istihbaratta, askeriyede ve emniyetteki örgütlenmesini medyaya kanalize etti. İçerik akışı hiç kesilmedi. Bazen kendi yayınlarına bazen de sızdırma bahanesiyle diğer yayın organlarına bilgi aktarıldı. Tüm bunlarda kritik nokta işin sonucunda ortaya çıkacak olan tablonun FETÖ’ye yarayacak olmasıydı. FETÖ bu şekilde bir network kurarak 15 Temmuz’u büyük bir kibirle yaptı fakat yenildi. Çünkü gayrimeşruydu. FETÖ artıklarının hâlen benzer şeyleri yapma ihtimali yok mu? Tabii ki var. Bu konudaki ciddiyet meşru hukuki kurallar çerçevesinde devam etmeli.

Devletimizin yurt içi ve yurt dışındaki mücadelesiyle ciddi darbeler alan FETÖ, kendi kitlesini kontrol etmek adına ne gibi yollara başvuruyor?

FETÖ üyeleri rasyonelliğin dışına çıkmış durumdalar. Bu bağlamda Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın “haşhaşiler” tanımı çok yerindeydi. Görebildiğim kadarıyla büyük çoğunluğu örgütle duygusal ilişkisini devam ettiriyor. Devlet ve sivil toplum bir şekilde FETÖ mağduru isimleri topluma kazandırabilmek için çaba sarf etmeli, belli bir gayret de var. Ama bunların çok sonuç verdiği görünmüyor. Çünkü örgüt mağduriyet üzerine kurduğu politik söylemlerle kitlesini çok rahat ikna edebiliyor ya da etmese bile benzer şekilde örgüt üyeleri de zaten bu modda devam ediyorlar. Toplumun her kesim ve kademesi tarafından FETÖ’nün ülkemize verdiği zarar görülür ve bu örgüt dışlanırsa üyelerinin motivasyonları da düşmüş olur. Bu örgütün bu ülkenin huzur ve refahına kasteden en büyük düşman olduğunun iyi anlaşılması gerekiyor.

Ülkemiz tarihine kanlı bir şekilde geçen 15 Temmuz darbe girişiminden millet olarak ne gibi dersler çıkarmalı, bundan sonraki süreçte nelere dikkat etmeliyiz?

Darbecilik bir virüstür. Bunun bünyeden çıkıp gittiğini düşünmek meselenin önemini ıskalamak olur. Renk değiştirebilir, ton değiştirebilir ama kaybolmaz. Bu yüzden siyasi iradenin ve toplumun bu türden yaklaşımların yakın takipçisi olması gerekiyor. Demokrat Parti’ye 27 Mayıs 1960’ta darbe yapan askerî cuntanın ilk göstergeleri önceki yıllarda ortaya çıkmıştı. 1958 yılında Samet Kuşçu isimli bir asker bu cuntayı deşifre etmiş fakat yargılamalar sonucunda nasıl olmuşsa sadece darbe hazırlığını haber veren Samet Kuşçu ceza almıştı. Darbecilik iddialarının hafife alınmaması bakımından bu çok iyi bir örnektir. Hâlbuki o cunta içinde yer alan askerler daha sonra 27 Mayıs darbesini yapan ekibin içinde yer almıştır. Dolayısıyla 27 Mayıs’tan sonra darbeciliğin maalesef ülkemizde bir geleneği oluştu. 15 Temmuz’da milletimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde darbecilere unutamayacakları bir ders verdi. 15 Temmuz bu bakımdan bir dönüm noktasıdır. Fakat bu durum darbecilerin de vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Sivil denetimi olabildiğince güçlü tutacak şekilde meseleye yaklaşılmalı. Atasözümüzde yer alan “Korkulu rüya görmek istemiyorsan uyanık kal.” yaklaşımı bu konuda çok geçerlidir. Çünkü darbeciler önce orduyu çökertir. Ordusu çöken bir ülke/toplum ise edilgenliğe mahkumdur. Bu yüzden her daim tetikte olunmalı. Çünkü darbecilik zihniyeti yaşıyor. Hâlâ FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlarda muvazzaf askerler gözaltına alınabiliyor. Darbecilerden arınmış bir ordunun ne kadar güçlendiğini 2016 Ağustos’unda başlayan Fırat kalkanı Harekâtı ve sonrasındaki diğer operasyonlarda gördük. Bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri terörle mücadelede ülke içinde ve dışında büyük başarılara imza attı.

ÖZ GEÇMİŞ

Doç. Dr. Yusuf Özkır, Trabzon’un Araklı ilçesinde doğdu. 2003 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında tamamladı. 2016 yılından bu yana İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde akademik hayatını sürdürmektedir. SETA Vakfı tarafından yayımlanan Kriter dergisinin yayın koordinatörlüğünü sürdüren Özkır’ın Hürriyet Gazetesi 1948-2012, FETÖ Medya ve Darbe ve Militan Gazetecilik adlı kitapları bulunmaktadır.