Makale

15 TEMMUZ’UN ÖĞRETTİKLERİ

15 TEMMUZ’UN ÖĞRETTİKLERİ…

Hüseyin ARI
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Tarihte yaşanan büyük olaylar, büyük hakikatleri öğretir. Yaşanan acı tecrübeler, önemli dersler çıkarılmasına vesile olur. İnsanoğlunun hayat serüveninde toplumsal tecrübelerin öğretici gücü inkâr edilemez bir gerçektir. Toplumlar; savaş, işgal, salgın, kıtlık, afet gibi olayları onca ağırlığına rağmen sabır ve metanetle göğüslerken sonraki nesillere aktaracakları önemli tecrübeler bırakırlar. Tarihte yaşanan acı hadiseler üzerinde düşünmek ve bunlardan dersler ve ibretler çıkarmak gelecek nesiller için savsaklanmaması gereken önemli bir ödevdir. Şayet bu görev ihmal edilirse tarihin acı bir şekilde tekerrür etmesi kaçınılmazdır.

Milletimiz tarihin belli dönemlerinde çok önemli badireler atlatmıştır. Yakın tarihimize baktığımızda, 250 binden fazla şehidimizin olduğu Çanakkale Savaşı’nda ve ülkemizin topyekûn işgal edilmeye çalışıldığı Kurtuluş Savaşı’nda varlık yokluk mücadelesi veren milletimiz, çok acılar çekmesine rağmen kalplerindeki iman ve vatan sevgisiyle zorlukların üstesinden gelmiştir.

Ülkemiz 15 Temmuz 2016 gününde de geçmişte yaşananlara benzer büyük bir sınav vermiştir. Yakın tarihimizin en zor, en uzun ve en karanlık gecelerinden biri olan o gecede Yüce Rabbimizin inayeti ve milletimizin direnişiyle darbe ve işgal girişimi püskürtülmüştür.

Büyük bir zaferle sabahına çıktığımız o gecede yaşadıklarımız, bize çok şeyler öğretti. Bunlar, belki bir kitabın muhtevası olacak genişlikte. Ancak bu makalenin hacmi çerçevesinde o gecenin bize öğrettiği en önemli hakikatleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Tarihimizin en büyük ihanetlerinden birine maruz kaldığımız o gecede milletimizi muzaffer kılan güç, Allah aşkıyla ve vatan sevgisiyle dolu yüreklerdir. O yürekler ki hainlerin her türlü mühimmatına ve hayâsızca akınına rağmen korkmamış ve alçakları yurduna uğratmamıştır. İmanlı yüreklerin önünde hiçbir gücün başarıya ulaşamayacağı gerçeği o gece tekrar yazılmıştır. “Gayret müminlerden, zafer Allah’tandır.” hakikatini düstur edinen yüreklerin asla esaret altına alınamayacağı bir kez daha tescil edilmiştir.

2. 15 Temmuz gecesi, dine ihanetin, günü gelince devlete ve millete ihanete dönüşeceğini ve evrileceğini göstermiştir. Dine ihanet; dinî konularda keyfî davranmayla başlayan, dinden menfaat elde etme ve dini araçsallaştırmayla devam eden ve nihayet dinî metinlerin tahrif edilmesiyle itikadî bir sapkınlık hareketine dönüşen çok tehlikeli bir süreçtir. Bu süreç göstermektedir ki dinî konulardaki en küçük tavizler, süreç içerisinde çok büyük yıkımlara neden olabilmektedir. Bu yüzden Müslümanların üzerine düşen önemli bir görev vardır. O da dini muhafaza ederek gelecek nesillere aktarmak ve dini bozmaya çalışanlara karşı mücahede içinde olmaktır.

3. Müslümanlar tarih boyunca, en çok nifak hareketlerinden zarar görmüştür. İçerideki düşmanın dışarıdaki düşmandan daha tehlikeli olduğu, münafık karakterli tiplerin kâfirden daha çok tahribat yaptığı tarihte sabit bir gerçekliktir. Zira pirincin içindeki beyaz taşı ayırt etmek ne kadar zor ise bizdenmiş gibi davranan içerideki düşmanı görmek de o kadar zordur. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de, nifak olgusuna ve münafık tipolojisine oldukça fazla dikkat çekilir. Dikkat çekilir, çünkü Müslümanmış gibi görünerek Müslümanların kuyusunu kazanlar dün olduğu gibi bugün de vardır, yarın da olacaktır. Bunun bir örneğini 15 Temmuz’da acı bir şekilde müşahede ettik. 15 Temmuz tecrübesi, yıllarca suret-i haktan görünerek Müslümanların zekâtına, sadakasına, kurbanına talip olanların aslında İslam’a ve Müslümanlara hizmet etme gayesinde olmadıklarını göstermiştir. Ticari bir konuda dahi, “Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, İman, 164.) buyurarak hileyi ve aldatmayı reddeden Peygamber Efendimizin (s.a.s.) din konusundaki hile ve desiselere karşı nasıl şedit ve tavizsiz olduğu izahtan varestedir.

4. 15 Temmuz darbe girişimi aklını ve vicdanını bir faniye kayıtsızca teslim edenler eliyle gerçekleşti. Bu, üzerinde çokça durulması gereken bir konudur. İslam’a göre, Peygamberimizden başka “masum ve mutlak anlamda itaat edilmesi gereken” bir otorite yoktur. Bir mümin, aklını, iradesini ve kişiliğini körü körüne bir başkasına teslim edemez. Asrısaadette yaşanan bir olay ve bu olay üzerine Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ihtarı, bu konuyu gayet güzel açıklamaktadır: Allah Resulü (s.a.s.) bir askerî birliği, başlarına Ensar’dan bir sahabiyi komutan tayin ederek görevlendirdi ve onlara komutanlarını dinleyip itaat etmelerini emretti. Birlik içerisindeki askerler bir konuda komutanlarını kızdırdılar. Komutan odun toplatıp bir ateş yaktırdı. Daha sonra da “Allah Resulü (s.a.s.) beni dinlemenizi ve bana itaat etmenizi size emretmedi mi?” diye sordu. Onlar “Evet, emretti.” dediler. Bunun üzerine komutan; “O hâlde, haydi şu ateşe girin!” emrini verdi. Beklenmedik bu emir karşısında herkes birbirine bakmaya başladı. İçlerinden bir kısmı emre uymayı düşündü ise de diğerleri “Biz (İslam’a girerek) ateşten Allah Resulü’ne kaçtık.” dediler. Onlar bu hâldeyken komutanın kızgınlığı geçti. Ateş söndürüldü. Döndüklerinde olay Hz. Peygamber’e (s.a.s.) anlatıldı. Peygamberimiz, o emre uymayı düşünenlere hitaben “Eğer o ateşe girseydiniz kıyamete kadar o hâlde kalırdınız. İtaat ancak maruftadır.” buyurdu. Başka bir rivayette ise emre uymayanlar hakkında güzel sözler söyledikten sonra şöyle buyurdu: “Allah’a isyan olan yerde kula itaat yoktur. İtaat ancak meşru olanda gerekir.” (Müslim, İmare, 39-40.) 15 Temmuz gecesi yaşananlar, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu uyarısının ne kadar önemli olduğunu göz önüne sermiştir. 15 Temmuz’u bir daha yaşamamak için bizlere düşen öncelikle din gibi yüce bir hakikati şahıslar üzerine bina etmemektir. Aklımızı, irademizi, vicdanımızı sorgulamaksızın bir başkasına teslim etmemektir.

5. 15 Temmuz gerçeği, sahih dinî bilgi öğretiminin ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Dini istismar eden yapılar, kerameti kendinden menkul hikâyelerle, kimin gördüğü belli olmayan rüyalarla insanımızı kandırmaktadır. Bu tür hurafelere ve asılsız bilgilere inananların, çoğunlukla din konusunda doğru ve sağlıklı bilgi sahibi olmayan kimseler olduğu görülmektedir. Bu kişilerin kandırılması ve İslam dışı hedeflere yönlendirilmesi gayet kolay olmaktadır. Allah’ın kitabından başka rehber, Allah Resulü’nün yönteminden başka yöntem arayanlar doğru hedefe ulaşamazlar. Bu nedenle özellikle gençlerimize din istismarı yapan örgütlerin tuzağına düşmemesi için Kur’an ve sünnete dayalı bir din eğitimi verilmesi hayati öneme sahiptir. Gençlerimize Kur’an ve sünnet ışığında sahih bir din eğitimi verildiğinde ve onların manevi ihtiyaçları giderildiğinde din istismarına giden yollar kapatılmış olacaktır.

6. 15 Temmuz’la birlikte diyalog, hoşgörü gibi kavramların nasıl istismar edildiğini de gördük. Meğer bu kavramlar, mühendisliği ülkemiz dışında yapılan ve Müslümanları sömürülere ve soygunlara karşı duyarsızlaştırma amacını güden “Ilımlı İslam” projesinin bir parçasıymış. Yaşadığımız bu acı tecrübe göstermiştir ki her kişiye ve kuruma zeytin dalı uzatan ve kendisini “muhabbet fedaileri” diye tanıtan bu hain yapı, Avrupa ve Amerika’da Mevlana ve Yunus Emre gibi Anadolu irfanının temsilcileri olan şahsiyetleri de kullanarak birtakım çevrelere şirin görünmek ve Müslümanları “zararsız” hâle getirmek için “ılımlı” nitelemesiyle muharref bir İslam kurgulamaya çalışmıştır. Hâlbuki İslam son hak din olarak hiçbir nitelemeye muhtaç değildir. İslam’ın başına getirilen her bir niteleme, aslında Müslümanları bölmeyi ve ayrıştırmayı hedeflemektedir. “Sünnî İslam”, “Folk İslam”, “Radikal İslam” vb. nitelemeler aslında Müslümanları kategorilere ayırarak tanımlamayı sağlayan oryantalist bakış açılarının ürünüdür. Oysa dinimiz, İslam’ın başına hiçbir sıfat koymaz ve bütün Müslümanları bir vücudun azaları gibi kabul eder.

7. 15 Temmuz gecesi, birçok İslam ülkesinde umutlarını Türkiye’ye bağlamış Müslümanlar, ülkemizin selamete çıkması için dualar etti. Mazlum coğrafyalarda yaşayan müminler, Müslümanların yüzyıllarca hamiliğini yapmış Osmanlı Devleti’nin bir devamı olarak gördükleri Türkiye’nin bu badireyi atlatması için secdelere kapandı. Bu durum, ülkemizin tarihten tevarüs ettiği misyonunun günümüzde de devam ettiğini göstermesi bakımından çok anlamlıdır. Bundan dolayı 15 Temmuz gecesinde bir kez daha gördük ki mazlum Müslümanların sığınağı ve umudu olan ülkemizin yükü ağırdır.

15 Temmuz gecesinde hain saldırı ve işgal girişimini bertaraf etmek için tarihimizdeki aynı ruhla İstiklal Marşı ikinci kez okunmuştur. O gece, minarelerimizden semaya yükselen ve hain darbecilerin yüzlerine karşı okunan salalar ve İstiklal Marşları, milletimizin ruhundaki istiklal mücadelesine tercüman olmuştur. O gece yine göstermiştir ki İslam düşmanları ne kadar ince hesap yaparlarsa yapsın Allah’ın hesabı hepsinin üstündedir. Onlar tuzaklar kurmuş olsalar da tuzakları boşa çıkaranların en hayırlısı Allah’tır.