Makale

Prof. Dr. Hakan AYDIN: “Dijital çağda Müslüman olarak yaşam sürmek üzerine düşüncelerimizi yoğunlaştırmalıyız!”

Prof. Dr. Hakan AYDIN:

“Dijital çağda Müslüman olarak yaşam sürmek üzerine düşüncelerimizi yoğunlaştırmalıyız!”

Dijital dünyanın yükselen bir seyir göstermesi ve gün geçtikçe hayatımızda daha çok yer edinmeye başlaması dijital çağın kapımıza dayandığının bir göstergesi. Yeni bir dünyanın eşiğinde dijital çağ bize ne söylüyor? Bu çağ dünyada hangi değişimleri tetikledi?

Çağımıza damgasını vuran enformasyon teknolojilerindeki devrimsel gelişmelerin gündelik hayata entegrasyonu, küresel çapta ağ tabanlı örgütlenmeye dayalı akışkan bir enformasyonel toplumsallığın gelişimini hazırladı. Bu durum ekonomide üretkenlik, tüketim, dolaşım, rekabet gibi en temel unsurlar; siyasette iletişim, algı ve yönetim süreçleri; hukukta özel hayat, fikrî mülkiyet, enformasyon ve iletişim özgürlüğü gibi kökensel mevzularda ve örnekleri çoğaltılabilecek pek çok alanda ciddi bir dönüşüm meydana getirdi. Kültüre ve sosyal yapının her bir parçasına sirayet eden pek çok etkiyi ortaya çıkardı. Bu noktada özellikle gen teknolojileri, yapay zekâ gibi alanlar üzerinden posthümanizm, transhümanizm benzeri kavramlarda somutlaştığı hâliyle insanın kimliğine ve neliğine yönelik tanımlayıcı politikaların giderek yoğunlaştığı görülmektedir. Böyle bir gerçeklikte yani dijital çağda Müslüman olarak yaşam sürmek üzerine düşüncelerimizi yoğunlaştırmalıyız.

Dijitalleşme ile beraber yeni teknolojiler hayatımıza girmeye başladı. Özellikle makinelerin akıllı hâle gelmesi, yapay zekâ gibi konuları ahlaki ve etik açıdan da düşünmek gerekiyor. Sizce konunun ahlak ve etik yönleri yeterince tartışıldı mı?

Özellikle, insan yetilerini taklit ederek öğrenen, akıl yürüten ve iletişim kurabilen yapay zekâ gündeme gelmeye başladıkça ahlaki ve etik birtakım kuşkuların daha da yaygınlaştığını görüyoruz. Bu konuda ciddi bir literatür de oluştu. Yapay zekânın belirli kararlar alarak insan yaşamına müdahil olacak olması bu kararların ahlaki niteliklerini de düşünmeyi gerektiriyor. Burada yapay zekâ algoritmasında ahlakiliğe nasıl yer verileceği temel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü algoritmanın kim tarafından üretildiği, bu ahlakiliği belirleyecek en temel husus gibi görünüyor. Her bir teknik aracın, içinde doğduğu kültürün değerler sistemi ve ahlaki prensipleriyle şekillendiği düşünüldüğünde yapay zekâya ilişkin evrensel ahlaki niteliklere yönelik sorgulamaların önemi gün yüzüne çıkmaktadır. Ancak mesele sadece yapay zekâ ile sınırlı değil; nesnelerin interneti, büyük veri, blokzincir gibi dijital çağın yeni gündemleri de güvenlik, mahremiyet ve ahlak konularındaki tartışmaların odağında yer almalı. Teknolojilerinin ahlaki boyutlarının, pratik ve amaçsal faydaları yanında ikincil öneme sahip hususlar olarak değerlendirilmesi, üretim ve tasarım süreçlerinde bu boyutların yeterince göz önünde bulundurulmaması ve de tedbirlerin genellikle sorunlar ortaya çıktıktan sonra alınması bu husustaki önemli dezavantajlar.

Dijital dünya, bilgiye ulaşımı bir taraftan kolaylaştırırken diğer taraftan da bilgi kirliliğine sebep oluyor. Bu mecralarda sahih ve doğru bilgiye ulaşmak adına nelere dikkat etmek gerekiyor?

Kısaca değindiğiniz üzere, günümüz ağ toplumunda, yeni iletişim teknolojilerinin sunduğu etkileşim ve paylaşım olanaklarının; ciddi bir enformasyon arzına yol açtığını, enformasyona erişimin önündeki engelleri belirli ölçülerde ortadan kaldırdığını, bilgiye erişim maliyetlerini önemli ölçüde azalttığını ifade etmek mümkün. Ancak yaşanan dönüşümün, bu avantajların yanında belirli sorun alanlarının ortaya çıkmasına yol açtığını da ifade etmek gerek. Özellikle denetimsiz enformasyonun yaygın bir akış hâlinde olması önemli bir güvenilirlik sorunu meydana getirmekte. Enformasyon üretim ve dağıtım süreçlerinin kolaylaşması ve üretilen enformasyonun çoğunlukla herhangi bir otoritenin denetimine tabi olmaması bu durumun en temel sebeplerinden. Yine yoğun ve denetimsiz enformasyon akışının doğru, kullanışlı ve uygun enformasyona erişmeyi zorlaştırması gibi sorunlar bunlardan yalnızca birkaçı.

Bu sorun alanlarına ilişkin örnekleri genişletmek mümkün ancak tüm bu ifadelerden hareketle, internet ortamında karşılaşılan içeriğin herhangi bir denetime sahip olmamasının kullanıcıya önemli sorumluluklar yüklediğini ifade etmemiz gerekir. Bu çerçevede kullanıcının online mecralarda karşılaştığı içeriği değerlendirebileceği bazı kullanıcı odaklı kriterlerin geliştirilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu konudaki çalışmalara olan ihtiyaç, sosyal mecraların yaşamlarımızda kapladığı alanı genişlettiği ölçüde artıyor.

İnternet ortamında karşılaştığımız bir içeriğin kaynağı, otorite bilgisine erişebileceğimiz önemli unsurların başında yer alıyor. Yazarın otoritesi ve uzmanlık durumunu teyit etmemiz bizleri güvenilir enformasyona bir adım daha yaklaştırabilir. Yine içeriğin nasıl kurgulandığı, bir referans sistemine sahip olup olmadığı, içeriğin orijinal bir kaynaktan alınıp alınmadığı gibi hususlar da dikkat edilmesi gereken diğer unsurlardan. Ancak sadece kaynak ve içeriğe odaklanmak yeterli değil. İçeriğe eriştiğimiz yayın mecrası da bizlere bazı ipuçları verebilir. Günümüzde arama motorlarının ilk sırada getirdiği forum sitelerinin sıklıkla bilgi edinme kaynağı olarak kullanıldığı görülüyor. Ancak bu sitelerin hemen herkesin kişisel fikirlerini ifade ettiği, bir yamalı bohçayı andıran yapısı, doğru ve güvenilir bilgiye erişimin önündeki önemli engellerden. O hâlde kullanıcı, enformasyon kaynaklarıyla birlikte bunları edindiği mecrayı da özen ve dikkatle seçmeli.

Bireyler olarak içinde bulunduğumuz dijital dünyayı ve kültürü iyi okuyabildiğimizi düşünüyor musunuz? Bu konuda başarılı ya da başarısız olduğumuz noktalar nelerdir?

Günümüzde internet teknolojileri ya insani kısıtlamaları aşmaya olanak sağlayacak araçlar olarak aşırı iyimser bir şekilde ele alınıyor ya da bizleri, insanlığın sonunu getirecek distopik bir geleceğe hazırlayan kötümser yaklaşımlarla yorumlanıyor. Aşırı iyimser yaklaşımlar, söz konusu araçların belli bir değerler sistemini yansıtan doğasının görmezden gelinmesine yol açarken kötümser algılamalar ise kendi gerçekliğinde anlaşılmasının önüne geçiyor.

Ne yazık ki dijital kültür çok geniş bir kullanıcı kesiminin tüketici rolünde karşımıza çıktığı bir görünüm arz etmekte. Her ne kadar internet kültürünün kullanıcıyı ön plana çıkarttığına, geleneksel medyanın aksine ona kendi içeriğini üretme, sıklıkla sahiplenilen bir ifade olarak “bir özne olma!” imkânı verdiğine dair pek çok açıklamaya rastlansa da bu alandaki etkinin belli bir kültürel çerçevede gerçekleştiği unutulmamalıdır. Bu, çoğunlukla gözden kaçırılan bir durum. Gösteriyi, şovu, ifşayı ön plana çıkartan bu kültür, kullanıcı etkinliğine bir çerçeve oluşturuyor ve bunların yaşam tarzlarına etkisi de aşikâr.

Covid-19 ile birlikte evlerine kapanan insanlar dijital platformları daha yoğun ve aktif bir şekilde kullanmaya başladı. Dijital vasıtalarla ilgisi olmayan pek çok insan bile bu dönemde bahsi geçen sosyal alanı kullanabilme ve istifade edebilme becerisi kazandı. Pandemi dijital dünyaya olan ilgi ve bağımlılığı artırdı mı? Dijital çağın gelişini hızlandırdığını düşünüyor musunuz?

Dijital kültürü şekillendiren araçların en temel niteliklerinden biri gündelik yapıp etmelerimizde zaman ve mekân sınırlılıklarını belirli ölçülerde aşmaya olanak tanımasıdır. Özellikle pandemi süreci, sosyal hayatın çeşitli yönleriyle kısıtlandığı bir süreç olarak bahsi geçen sınırlılıkları aşmaya olanak tanıyan teknik araçlara olan ilgiyi önemli ölçüde arttırdı. Eğitim, eğlence, çalışma gibi en temel insani faaliyetlerin büyük ölçüde dijital imkânlarla gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir döneme şahit olduk. Bu durum, dijital teknolojilerin işlevsel karakterinin bariz bir sonucu olarak karşımıza çıktı. Ancak bu gelişmelerden hareketle dijital teknolojiler aracılığıyla gerçekleştirilen faaliyetlerin, kısıtlama öncesindeki asli faaliyetler yerine geçeceğini söylemek pek de doğru olmayacaktır. Eğitimin artan oranda sanal ortamlara taşınması, evden çalışma mantığının daha da yaygınlaşması beklenen sonuçlar olmakla birlikte dijital mecraların hâlâ ikameci bir karakterde işlev göreceğini söylemek mümkün. Tüm bunların yanında karantina sürecine yönelik araştırmalar; bu kısa süre içerisinde aktif internet ve sosyal medya kullanıcısı oranlarının, internetten film izleme, oyun oynama, TV programları izleme gibi aktivitelerin önemli ölçüde arttığını, yine ilginç ve önemli bir veri olması bakımından çocukların internet kullanım oranlarının yüzde 250 oranında fazlalaştığını ortaya koyuyor.

Din görevlilerimiz pandemi sürecinde gerek Kur’an eğitimini gerekse vaaz ve irşatlarını dijital platformlar üzerinden gerçekleştirdiler. Bu platformlar üzerinden yapılan vaaz ve irşatlarda mesajları doğru ve etkili bir şekilde ulaştırabilmeleri açısından din görevlilerimize neler tavsiye edersiniz?

Günümüz dijital platformların dinî amaçlarla kullanımına ilişkin en temel problem medya mantığının sunulan içeriği doğrudan belirleyecek düzeyde etkili olmasıdır. Sadece daha fazla izleyici ya da takipçiye erişmek amacıyla sunulan içeriğin yer yer gayriciddi yer yer bağlamdan kopuk ve etkileyici anekdotlarla dolu, mesaj verme amacından sapmış bir biçimselliğe hapsedilmiş tonda sunulması, aracın içeriği ya da eskilerin deyimiyle zarfın mazrufu belirlemesi anlamına gelir ki bu, dikkat edilmesi gereken bir husustur. Kullanılan teknik araçlar belli kültürel koşullar içerisinde işlerlik gösterdiğinden bu koşulların göz önünde bulundurulmaması aracın amaç hâline gelmesiyle sonuçlanabilmektedir. Tabii ki bu ifadeler aracın doğasının göz önünde bulundurulmaması anlamına gelmemektedir. Önemli olan sunum biçiminin içeriğe ve beklenen İslami kazanımları oluşturacak amaca galip gelmemesidir.

Öz Geçmiş

Prof. Dr. Hakan Aydın, 1977 yılında Sakarya’da dünyaya geldi. 1994 yılında Adapazarı İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Lisans öğrenimini 2001 yılında Selçuk Üniversitesinde tamamlayan Hakan Aydın, aynı üniversitede 2004 yılında yüksek lisans, 2008 yılında da doktora programını tamamlayarak mezun oldu. Mesleki yaşamına 2003 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesinde başlayan Hakan Aydın, hâlen aynı fakültenin dekanlık görevini yürütmektedir. Medya ve din ilişkisi Prof. Dr. Hakan Aydın’ın son dönemde akademik olarak ilgi duyduğu sorgulamaların başında gelmektedir. Bu amaçla 2017 yılında Medya ve din ilişkisi ve bunun eğitimsel değeriyle ilgili olarak araştırma, eğitim ve insan kaynağı alanında kapasite geliştirme faaliyetleri yürütmeyi amaçlayan Erciyes Üniversitesi Medya ve Din Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin kuruluşuna öncülük etmiştir. Hâlen aynı merkezin Müdürlüğü görevini yürütmekte ve merkez bünyesinde yayımlanan Medya ve Din Araştırmaları Dergisi’nin baş editörlüğü görevini üstlenmektedir. Prof. Dr. Hakan Aydın, yönettiği doktora tezleri ve yayınlamış olduğu makalelerle medya ve din alanındaki akademik bilgi birikiminin gelişimine katkı sunmaya devam etmektedir.