Makale

SÜPERMARKETTE

SÜPERMARKETTE

Zeynep Tekcan

Altı yıldır bu süpermarkette kasiyer olarak çalışıyorum. İşimi çok sevdiğimi söyleyemem fakat bu koltukta oturup önüme dizilen ürünleri kasadan geçirmek bana çok şey öğretiyor. Toplumun nabzını kasa başında ölçebiliyorum. Ekonomi ne durumda? Hangi ürün ne kadar tercih ediliyor, alışverişte reklamların etkisi ne? Hepsi hakkında bir fikrim var.

Aldığı ürün kişiyi ele verir. Müşterilerin ruh hâlinden, aile yaşantısına kadar birçok şeyi öğrenebilirsiniz kasa başında. Ne gariptir ki irdelediğiniz hayatın içinde yaşayan kişinin ismini bilmez, çoğu zaman kendisiyle göz teması bile kuramazsınız. Müşterinin ağzından kuru bir teşekkür de duymak zordur çoğu zaman.

Alışveriş sepeti önde, kendisi arkada yaklaşan müşteri, ürünleri bir bir çıkartıp banda dizer. Sizin göreviniz, “Hoşgeldiniz” deyip ürünleri okutmak, bir de indirimli ürünlerden almak isteyip istemediklerini sormak. Müşteri ürünleri paketlerken siz tutar miktarını belirtirsiniz. O, elinde hazır bulunan kredi kartını uzatıp şifresini girer ve paketlerini alır gider. Siz de sıradaki müşteriyle güne devam edersiniz.

Bu rutinin içinde küçük oyunlar icat ettim. Mesela önüme dizilen sebzelerden akşam o evde neler yeneceğini tahmin etmeye çalışıyorum. Kasadan kıyma ve patlıcan geçirdiysem “Akşama karnıyarık var.” diyorum. Şimdi de sepetten salatalık ve yoğurt çıkacak diye düşünüyorum, zira karnıyarığın yanına cacık yakışır. Bir süpermarket hem manavdır hem kasap, aynı zamanda kozmetikçi ve züccaciye. Bu sebeple bana oyunum için çok malzeme çıkıyor. Banda dizilen sıra sıra temizlik maddeleri o kadının ne kadar titiz olduğunu gösterirken bir başka kadının önüme dizdiği kabartma tozları, kakaolar, yaş mayalar yaklaşmakta olan bir altın gününe işaret ediyor.

Markette genellikle aynı yüzleri görürüm. Çünkü insanlar günlük alışveriş için evlerine en yakın marketi tercih ediyorlar. Az önce sevimli ikizleriyle markete giren genç kadın favori müşterim. Haftada en az iki defa markete uğrar. İkizlerin ihtiyaçları hiç bitmez. Kutu kutu bebek bezleri alır. Ama hazır mamaları tercih etmez. Her zaman organik ürünlerin satıldığı reyona yönelir. Dikkatimi çekiyor, çocukları için aldığı sebze ve meyvelerde de seçici. Mevsiminde ve taze olanı tercih eder. Şu ilerideki havuzlu villalarda oturduklarını tahmin ediyorum. Dünyalar güzeli iki çocuk, parasızlık derdi olmayan, rahat bir hayat... Umut fakirin ekmeğidir. Kim bilir belki bir gün bizim de böyle bir hayatımız olur. Ahh, ahh…

Alışverişini tamamladı, benim kasama doğru geliyor. Çocuklar da ne tatlılar, etrafa gülücükler saçıyorlar. İsmini bilmediğim anneleri bugün biraz dalgın. Çocuklarla her zamanki sevecenliğiyle ilgilenmiyor. Küçük kız kasanın çaprazındaki oyuncak reyonuna gitti. Kulaklarıma inanamadım, genç kadın neredeyse bağırarak “Hayır dedim sana, almayacağız, niçin anlamıyorsun?” deyip çocuğu tersledi. Ağlayan küçük kızı sert bir şekilde pusetine oturtup kemerini bağladı. Çocuk dudağını büzüp ağlamaya devam etti. Kıyamam. Ama anne aldırış etmedi, çocuğu duymuyor gibiydi. Ürünleri poşete doldururken çok gergin görünüyordu. Kafasını meşgul eden bir mesele olmalı. Zenginlerin de derdi oluyordur elbet.

İmtihan

Ahmet dün akşam eve geldiğinde çok keyifsiz görünüyordu. Ağzını bıçak açmadı. Son aylarda işleri iyi gitmiyor. Mümkün olduğunca bize yansıtmamaya çalışıyor ama çok stresli. Sağlığı için endişe ediyorum. Bu sabah evden çıkarken “Senin arabanı da satmamız gerekebilir.” dedi. Üzüldüm ama belli etmedim. “Tabii ki canım, sorun yok. Zaten çocuklar küçük, pek dışarı da çıkamıyorum.” dedim. Ama o gidince bir müddet ağladım.

Babaannem “Allah insanı gördüğünden geri koymasın, varlıktan yokluğa düşmek çok zordur kızım.” derdi. Evet, gerçekten zormuş. Ama biliyorum, bu bir imtihan. Verirken iyi de alırken niye bu üzüntü? Her şey bizim için. Rabbim güç kuvvet versin. Sabırla üstesinden geliriz elbet. Can sağlığı olsun en mühimi o.

Harcamalarıma çok dikkat ediyorum bu aralar. Eşime ne kadar destek olabilirsem kârdır. Beni en çok düşündüren içinde bulunduğumuz çevre. Eşimin ekonomik sıkıntıları az çok duyuldu. İnsanların diline düşmekten korkuyorum. Ah şu bir türlü kurtulamadığımız elâlem ne der safsatası! Geçen gün gittiğim alışveriş merkezinde, kasada mahcup oldum, kredi kartım çekmedi, “Yetersiz bakiye” dedi kasiyer. “Ha öyle mi, bankada bir sorun oldu sanırım. Nakit vereyim.” dedim. Daha önce hiç başıma gelmemişti.

Bugün de market alışverişi için evden çıktım. Çantamda hiç nakit paramın olmadığını fark ettiğimde çoktan alışverişe başlamıştım. Elim telefona gitti. Kredi kartı borcunu yatırıp yatırmadığını öğrenmek için eşimi aradım. Bir mahcubiyet daha yaşamak istemiyordum. Ahmet’in telefonu devamlı meşguldü. Zaman kazanmak için alışverişi uzattım. Ne fayda, çocuklar huzursuzlandılar. Belki de bendim huzursuz olan. Kızım oyuncak reyonuna daldı, bir oyuncak paketine yapıştı yine. Elinden zor aldım, ağladı. Sesim çok yüksek mi çıktı acaba? Etraftaki insanlar bize baktı.

Kasaya doğru ilerledim. Karşıdaki kasa boş olmasına karşın, her zaman yaptığım gibi bizim kasiyer kızın önünde sıraya girdim. O çocuklara bakıp gülümserken sepettekileri önüne yığdım. Bir ümit, eşim arar diye bekledim, aramadı. Sıra bize geldiğinde, kredi kartını kıza uzatırken sırtımdan soğuk terler boşandı. İnşallah Ahmet borcu ödemiştir diye içimden dua ettim. Eğer kart çekmezse ne yapacağım diye endişelenirken neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Poşetleri pusetin kollarına asarken kasiyer kızla göz göze geldik. Anladı mı acaba içinde bulunduğum durumu?