Makale

KENDİME YOLCULUK

KENDİME YOLCULUK

Ayşe Boztepe

20.03.2020

“Küçük bir umut” diye düşünerek odamın köşesinde bekleyen valizi açmakla başladım bugüne. Umreye gitmek için kayıt yaptırmıştık, 6 Nisan’da yola çıkacaktık. Kardeşim, annem ve ben. Aylar öncesinden hazırlıklara başladık. Korona virüsü salgın haberleri çoğaldıkça heyecanımız kaygıya dönüştü. Umre ziyaretleri ertelendi, büyük bir hayal kırıklığı ile nihayete erdirdik hazırlıklarımızı. Bütün planlar, hayaller gibi Mekke Medine yolculuğumuz da başka baharlara kaldı. Hayallerimiz, umutlarımız evlere hapsoldu.

Bana bir yıl önce en sevdiğim ayları sorsalar, hiç tereddüt etmeden eylül ve nisan derdim. Geçtiğimiz eylül ayı bana hayatımın en acı tecrübesini yaşattı; eşimi, hayat arkadaşımı kaybettim. Umudum nisandaydı, o da bu korona günlerinde, sosyal mesafe ile hepimizi birbirimizden uzaklaştırdı.

Sahi nedir bu yaşadıklarımız? Kimine göre ceza, kimine göre ders, bir başkasına göre fırsat. Hepimiz kendi payımıza düşeni yaşıyoruz. Ben mi? Henüz payıma düşeni bilmiyorum. Ne fırsat bu fırsat deyip okuma listemdeki kitapları okudum ne vakit bulamadığım için izleyemediğim filmleri izledim. İşe gittiğim günlerin sayısı azaldı. Şu an tek dileğim hayatlarımızın normale dönmesi. Şikâyet ettiğimiz rutin günlerimize geri dönmek. Bu rutin günlerde hayat küçük büyük sürprizler de getirirse memnuniyetle kabulümdür.

Distopik bir film setinin figüranı gibiyim. Eldivenli maskeli gezmek, dezenfektan kullanmak, zaman zaman kafamıza dayanan cihazlarla ateşimizin ölçülmesi, hiç alışık olmadığımız hâller.. Lisanımız da değişti. Pik yapmak, izolasyon, entübe, pandemi, epidemi gündelik hayatımızın sıradan kelimeleri oluverdi.

Bir de istatistik bilgisi olarak ekranlarda okuduğumuz rakamlar var. Kaç olmuş diye baktığımız vefat sayıları. Aslında rakam değil onlar her biri can. Birilerinin annesi, babası, eşi, belki de evladı. Sosyal mesafeye dikkat ederek düzenlenen cenaze törenleri ve kılınan cenaze namazları. Yine sosyal mesafeli tutulan yaslar. Korona günlerinin vicdanlarda bırakacağı en acı hatıra olarak kalacak akıllarımızda.

Acaba insanlık böyle bir salgın görmüş mü diye merak ediyoruz. Elbette görmüş. Belki daha dehşetli hastalıklar, felaketler, her devirde acımasızca yaşanan savaşlar. Bu devrin insanları olarak bizim kısmetimize de Korona düştü.

Elbette bu günler geçecek, belirsizlikler bitecek. Bu devirde yaşamak istemezdim deyip şikâyet edenler de var. Böyle şikâyet edenler eminim daha önce yaşanan belaları, felaketleri görseler koşa koşa tekrar kendi yaşadıkları zamana kaçarlardı. Her birimiz ancak kendi gücümüzün yettiğiyle imtihan ediliriz. Bu çağın çocukları olarak ortak öykümüz var. Zengin, fakir, Çinli, Fransız, Afrikalı, Amerikalı kaygılarımız eşit, beklentilerimiz aynı. Şu an bütün insanlık aynı noktada birleşmiş gibiyiz. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak deniyor. Evet, gündelik hayatımızda bazı şeyler bir süreliğine değişecek.

Kendi içimize yolculuk yapma fırsatı doğar böyle zamanlarda. Kıymetlidir içimize yaptığımız yolculuklar. Öğretmendir zorluklar, bize kör noktalarımızı gösterir. Korkularımızla yüzleştirir. Ümitlerimiz ve korkularımız arasına, köşeye sıkıştırıp haddimizi bildirir. Kim bilir, belki de yeni yönlerimizi keşfeder, kendimizle tanışırız. Yenilenmiş, dönüşmüş daha iyi bir benle devam ederiz, ömrümüzün geri kalanına.

Küçük bir hikâye geliyor aklıma:

Hamile ceylan doğumu yaklaştığı zaman, ormanın uzak bir yerine, nehir kenarına gider. Tam doğum yapmak üzereyken gök gürler, şimşek çakar ve ormanda büyük bir yangın başlar. Soluna döner, kendisine ok atmak üzere olan avcıyla karşılaşır. Sağına döner aç bir aslanın avlanmak için üzerine yürüdüğünü görür. Ceylan ya ormanda yanacak ya suda boğulacak ya da aslana veya avcıya yem olacaktır. Dört bir yanı tehlikeyle çevrilmiştir. Köşeye sıkışan ceylan gücünün yettiği şeyi yapmaya karar verir. Doğum yapmak için odaklanır. Sonra çakan şimşek, avcının görüşünü kapatır. Ceylanı vurmak için attığı ok, aslana isabet eder. Şakır şakır yağan yağmur, ormanın yangınını söndürür. Ceylan sağ salim doğumunu tamamlar. Bana bu hikâye kendimizi köşeye sıkışmış, çaresiz hissettiğimiz zamanlarda yapmak istediklerimize odaklanarak umutsuzluğa kapılmadan tevekkül ve tedbirle çıkış yolları bulabileceğimizi düşündürmüştü.

Hadi bakalım, ben en iyi ne yapabilirim? At şu tembelliği üzerinden. Valizini yeniden çıkar. Umutlarını, içindeki boşlukları, yalnızlığını, dualarını, hüzünlerini, heybendeki azıklarını doldur. İçine, kendine, Rabbine doğru yola çık.