Makale

ALLAH’IM HAYRETİMİ ARTIR!

ALLAH’IM HAYRETİMİ ARTIR!

Dr. Lamia LEVENT ABUL
DİB Diyanet İşleri Uzmanı

Yüce Rabbimiz ilahi hitabında bizlere şu soruyla seslenir: “Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama, Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı?” (Araf, 7/185.) Bu soru ile Hak Teâlâ, bir taraftan insanı sınırsız hükümranlığını temaşaya çağırırken diğer taraftan gören gözler, işiten kulaklar ve akleden kalp verdiği hâlde insanın bu hassalarını yerli yerince kullanmadığına işaret eder. Her sabah gözlerimizi açtığımız bu harikulade âlem, benzersiz bir yaratılışla vücuda getirilmiştir. İnsan için kâinat, ibret ve hayretle bakacağı Cenab-ı Allah’ın kudret ve azametini gösteren büyük bir ayet/delil olmasına rağmen insanın idrak etmemesi ne büyük kayıp! Kâinat her an yeni bir oluş ve yaratılışla yeni baştan var olurken göklerde ve yerde üzerinden geçip de bakmadığımız nice ayetler vardır. (Yusuf, 12/105.) Yaratılan her şey O’nun benzersiz ve hayranlık uyandıran sanatının bir delili değil de nedir?

İnsanoğlunun hemen yanı başında olan harikuladeliklere bakarak Rabbinin kudret ve azametini görememesi ve çok uzaklarda araması onun bir zafiyeti olsa gerektir. Büyük mutasavvıf Cüneyd-i Bağdadi bir gün insanların telaş içerisinde toplandıklarını görür ve böyle heyecanla nereye gittiklerini sorar. Onlar, bir âlimin şehirlerine geldiğini ve Allah’ın varlığını ve birliğini bin bir delille izah ettiğini, onu dinlemeye gittiklerini söyleyerek kendisini de davet ederler. Onların bu cevabına karşılık büyük velinin söyledikleri insanın hakikatlere ne kadar yakın olsa da uzak kalışını ortaya koyar: “Gören gözler, işiten kulaklar ve hisseden kalpler için kâinatta sayısız ilahi şehadet delilleri vardır. Bizzat Cenab-ı Hakk’ın kendisi hakkında nice şehadeti var. Ey ahali bütün bunlara rağmen hâlâ şüphesi olan varsa gitsin. Bizim gönlümüzde şüphenin kırıntısı dahi yoktur.” Baktığı her yerde Rabbinin kudret tecellilerini görenler için başka delile ne hacet! Bu sebeple arifler bir karıncada dahi ibret ve hayret edilecek ne çok şey görürler. Niyazi Mısri: “Bir göz ki onun ibret olmaya nazarında/Ol düşmenidir sahibinin baş üzerinde” beyitiyle gözlerin her şeye ibret ve tefekkür nazarıyla bakmak için verildiğini tembihler. Yeter ki nazarımızı perdeleyen ne varsa aralayıp en büyük sanatkârın sanatlarını temaşa eyleyelim. Muazzam güzellikteki eserlerini tefekkür ederek O’nun hakkındaki marifetimizi artıralım. Zira Hak Teâlâ hakkındaki marifeti en çok olanlar O’nun eserlerine hayret nazarıyla bakanlardır. (Kuşeyri, Risale-i Kuşeyri, Dergâh Yay., İstanbul 2003, s. 401.)

İbn Ataullah İskenderi, tefekkürün kalbin kandili olduğunu ve eğer tefekkür giderse kalbin ışığının da söneceğini söyler. Tefekkür, insanı içine gömüldüğü cehalet karanlığından aydınlığa çıkaran nurdur. Kalp kandilini uyandırmak isteyenler için afakta ve enfüste, kendi nefsimizde ve kâinatta tefekkür edilecek sayısız ayetler, alametler var. İnsan önce kendisine bakarsa her biri paha biçilmez değerde olan ne çok nimet görecektir. İmam Gazali insanın zahir ve batınında sahip olduğu özellikleri sayar; yaratılışını, organlarının fonksiyonlarını tafsilatlı bir şekilde anlatır. Mesela göz bebeğinin bir mercimek tanesinden küçük olduğu hâlde göğün ve yerin bütün azamet ve genişliği ile ona sığdığını, bir göz açmakla insanın çok uzun mesafedeki gökyüzünü görebildiğini söyler ve şöyle devam eder: “Sübhanallah! Buna şaşılır ki eğer bir ressamın duvarda yaptığı güzel bir resmi görürsen ustalığına hayret edip onu översin fakat zahirde ve batında bir damla sudan meydana gelen bu kadar resimlerin, nakışların ne kalemini ne de ressamını görebiliyorsun ve ressamın azametinden hayret etmiyorsun. Onun kemal, kudret ve ilminden dehşete düşmüyorsun ve onun kâmil rahmetinden afetlerinin çokluğundan taaccüp etmiyorsun?” O, bütün bu kudret eserlerini gördüğü hâlde dehşete düşmeyenleri, Cenab-ı Allah’ın kâmil lütuf ve şefkatinden hayrette kalmayanları, onun cemal ve celaline âşık olmayanları basiretsiz ve âmâ olarak nitelendirir. (İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, Ataç Yay., İstanbul 2019, s. 674-675.)

İnsanoğlu kendinden başladığı tefekkür ameliyesine Rabbinin kâinattaki benzersiz sanatını temaşa ederek devam etmelidir. Zira Cenab-ı Hak, pek çok ayet-i kerimede ısrarla âlemi ve onun üzerindekileri düşünmeye davet eder bizleri: “Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir! Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!” (Gaşiye, 88/17-20.) O’nun yarattığı her şey küçük ya da büyük, göğün enginliğinde ya da yerin üzerinde olsun hayret uyandıracak kadar incelikler ve hikmetlerle bezelidir. Sonsuz genişlikteki evrende milyonlarca yıldız, gök cismi ve gezegen seyran etmektedir. Dünyamız bunların yanında çok küçük kalır ama dünya üzerinde yaşayan hayvan ve bitki türlerini bile sayıyla ifade etmekten aciziz. Âdeta kazık gibi çakılan ve yeryüzünü sabitleyen dağlar, arzın can damarları misali kıvrılan nehirler, gemilerin süzüldüğü masmavi okyanuslar, denizler… Rahmet esintisi rüzgârlar ve yağmurlar… Hayat kaynağımız hava ve su… Rabbimizin lütuf ve nimetlerinden hangi birini saysak… Saymak ne mümkün ancak acziyetimizi ve hayretimizi ifade ederiz. Hak Teâlâ’nın buyurduğu gibi bir ağacı dahi halk etmeye hiçbir faninin gücü yetmezken gökten indirdiği suyla göz alıcı bahçeler, ormanlar yaratandır O. (Neml, 27/60.) Ya en çok ihtiyaç duyduğumuz suyunu göndermeseydi, bize onu kim getirebilirdi? (Mülk, 67/30.)

Rabbimizin sınırsız gücü ve kudretiyle yarattığı sonsuz güzellikteki eserleri karşısında biz kullara düşen, daimi bir tefekkür hâli içinde ibret ve hayretle temaşa etmektir kâinatı. Hiçbir uyumsuzluğun, hiçbir düzensizliğin, hiçbir uygunsuzluğun olmadığı mükemmel yaratılış karşısında acziyet ve hayretle Rabbimizi tesbih, tehlil ve tekbir edelim: “Sanatı karşısında akılların hayrete düştüğü, kudretiyle en üstün âlimleri bile âciz bırakan Allah Teâlâ’yı tesbih ederim.” Ve sufilerin duasını vird edinelim kendimize: Allah’ım hayretimi artır!