Makale

SÖYLE

SÖYLE

Abdurrahman Alkan

Bir kış günü, kar tanesi adımlarınla dünyamıza usulca girdin. Kaideleri, konumları belirlenmiş hayatımızın baş köşesine konuverdin. Bunca zamandır yaşantımıza yerleşmiş teamüllere bakmadın bile.

Çalışan babanın kendine layık gördüğü ayrıcalıklar, en ufak bir olumsuzlukta sinirlenmeye meyyal üniversiteye hazırlanan ablanın kaprisleri ve ortaokuldaki futbol takımının kaptanlığını yapan abinin hareketlerine yansıyan ilgi isteği… Hepsinin yerinde yeller esiyor. Evin kalbi olan annenin nazarında bütün mazeretler silindi. Toz olup gitti bütün ayrıcalıklı durumlar, konumlar. Hayatımızın tam ortasına tahtını kurdun. Her şeyin merkezinde sen varsın artık.

Bir pamuk dokunuşunla bunca zamandır yerleşmiş düzeni nasıl tarumar edebiliyor ve kendi düzenini kurabiliyorsun?

***

Zar zor bir araya gelinen akşam yemeğinden sonra herkes bir bahane bularak anneyi mutfakta yalnız bırakır ve odasına kaçar. Telefonun, bilgisayarın, televizyonun çekip aldığı kendi dünyalarına çekilirler. Aynı çatı altında ayrı hayatlar yaşanmaya başlar. Bir zaman sonra senin minicik midenden beynine bir mesaj ulaşır: Ilık bir süt isteği. Hayatın en temel çağrısı. Beşiğinde pamuklara sarılı uykuların bölünür ve senin sesin duyulur.

Evin her odasına dağılmış olanlar, bir alarm çalmış gibi işlerini bırakıverir hemen. Sonu gelmeyen tartışma programları, telefonlar, bilgisayarlar ve mutfağın bitmeyen işleri… Bir anda herkes senin yanına koşuverir. Seyre dalarlar yüzünü. Sonsuz mavi bir gökyüzüne bakar gibi. Her hâlin hayretle izlenir.

Kolay ayrılamadığımız işlerimizi, meşguliyetlerimizi arkamızda bırakıp öylece dururuz senin başında. Bunu nasıl başarıyorsun?

***

Kimi zaman söz tükenir mecliste, sohbet yavanlaşır ve doldurulamayan bir sessizlik kaplar evi. Herkesin aklı, beşiğinde pamuk yığını uykularında yüzen sendedir. Bir uyansa, diye iç geçirilir. Ama kimse söyleyemez. Sessizliği bozan bir “Ingaaa…” sesi herkesi heyecanlandırır. Koşar biri, getirir seni. Gözler aydınlanır. Evin kuru havası dağılır. Bir neşe gelir odaya. Bahar çiçekleri açar. Odanın havası tazelenir.

Sen yokken herkes katı, donuk bir resim iken gelişinle ebruya can veren fırça gibi canlandırıyorsun insanları. Rengârenk oluyor, ahenk buluyor manzara. Sahi, nasıl yapıyorsun bunu?

***

Bu nasıl bir özlem ki eve dönen herkes önce sana koşuyor. Okuldan dönen ağabey, abla ve işten dönen yorgun baba… Kalplere nasıl bir hâkimiyet kurdun ki görülmek istenen önce sensin. Gönüllere nasıl hükmedebiliyorsun böyle?

Gün boyu hayatı zorlaştıran nice nobran, kaba ve düşüncesizle muhatap olan insan kırılıp dökülüyor ister istemez. Ağır yüklerle dönüyor eve; bazen yürekte bir öfke kimi zaman da kalbe çöken bir kin. İpekten gülüşünle hepsini affettirip hafifletiyorsun kalbi. Kaf Dağı’ndan ağır yüklerin altından çekip kurtarıyorsun. Bir bakışınla kinden öfkeden dağları tuz buz edebiliyorsun.

Zihnimizi bulandıran ne kadar olumsuz düşünce varsa, uzaklaşıyor senin yanına gelince. İnsanlarda kendiliğinden bir iyilik yapma hissi uyandırıyorsun. Her şeye, herkese olumlu bakıyor insan. Hoşgörü ve affedicilik kuşatıyor etrafımızı. Bembeyaz bir sayfa oluyor zihnimiz. Yüzüne baktıkça gönül aynamız temizleniyor. Gülüşün, her şeyi temizleyen bir ırmak gibi alıp gidiyor bütün negatif düşünceleri. Duru bir göl oluyor kalbimiz. Duygularımızı arıtıp durultuyorsun. Altın bir güneşten kaçışan kirli kara bulutlar sonrası gibi açılıyor gönül semamız. Bulunduğun yere menfi düşünceler ayak basamıyor. Bir esenlik bahçesi oluyor bulunduğun yer. Etrafında olumsuz düşüncelerin yeşermesine izin vermiyorsun. Çevrende herkes iyi her şey çok güzel…

***

Ev hâli; binbir türlü dert tasa, iş güç, sorumluluklar derken eşler arasında bazen bir soğuk rüzgâr dolaşır. Yalnız olsalar, sen olmasan mesela hep böyle kalacaklar belki de…

İlk kırgınlıklar senin vesilenle atılır. Hava yumuşaya başlar. Tam o anda bir gülücük belirir henüz dişleri çıkmayan ağzından. Bebeğe gülümseyen gözler, gülümsemeyi yüzlerinden düşürmeden birbirine bakar. Bir muhabbet goncası açıverir birden. Buzlar erir. Muhabbet başlar yeniden. Duvardaki resim canlanır. Gülümseyerek bakar yeniden duvaklı genç kadın. Bir tebessüm gelir lacivert takım elbiseler içindeki genç adamın gözlerine. Hayat yeniden başlar sayende.

***

Minik bir gaz sancınla yüzünü buruşturup dudakların büzüldüğünde herkesin kalbi yufka gibi inceliyor. Tadı tuzu kalmıyor kimsenin. Herkes bir anda mutsuz... Soğuk algınlığıyla ateşin çıktığında başka hiçbir şeyin bölemediği baldan tatlı uykularından insanları uyandırıp gece boyu kendine hizmetkâr edebiliyorsun. Nasıl bir gücün var ki uyku dağlarını parçalıyorsun.

***

Dışarı çıkarken herkese “Hava sıcak, bebeğin şapkasını unutmayın, hava soğuk bebeğin hırkasını unutmayın.” dedirtiyorsun.

Evden çıkarken kendini hiç düşünmeyen bu insanlara bir anne koruyuculuğu ve itinasını nasıl veriyorsun?

***

Sevgin evin sınırlarına taşıyor. Çocuk yorgunu dedeleri ve nineleri gecenin bir zamanında kapıya dikebiliyorsun. Mahcubiyetlerini gizlemeye çalıştıkları bir ses tonuyla “Özledik de...” masum gerekçelerini.

Öyle mutlu oluyor ve çocuklaşıyor yani masumlaşıyorlar yanında. Uzun yılların yorgunlukları, kırgınlıkları üzerlerinden bir su damlası gibi akıp gidiyor.

***

Minicik ellerinle parmağımı tuttuğun zaman kendimi sarp yamaçlarıyla büyük dağlar kadar kuvvetli hissettiren gücüne aklım ermiyor. Hayatın inişli çıkışlı yollarında tökezleyen koca insanlara sihirli bir cesaret veriyorsun. Yürüyün, yıkılmayın, gülümseyin sadece dünyanın geçici hüzünlerine, acılarına. Mucizevi bir dokunuşunla aktardığın insanı dirilten bu gücü, nerden alıyorsun?

***

Etrafında sevgiden oluşan haleye girenlerin haleti ruhiyesi değişiyor. Hiçbir kelime bilmeden ikna ediyorsun koca koca adamları dünyayı muhabbetin kurtaracağına. Dünyanın boş olduğuna. Kinin kalbe zarar olduğuna ve affetmenin kişinin kendisi için en büyük iyilik olduğuna.

Hangi sözcükleri kullanıyorsun ki kulağımız değil gönlümüz işitiyor. Doğrudan kalbe dokunuyor söylediklerin? Hangi lisandır ki, anlaşmak için ne sese ihtiyaç duyuluyor ne de kelimelere. Görünmeyen manevi sözcükler işliyor aramızda.

Hangi dilin alfabesidir bu, biz büyüklerin yabancısı olduğu?

***

İnsanın içini durduk yerde yaşama heyecanı ile dolduruyorsun. Yağmurlu yollarda yürümek, kaygısızca gülmek ve geleceğe umutla bakmak için bir sebep oluyorsun. Kalplere sebepsiz mutluluklar ihsan ediyor varlığın. Uzakta iken bile gülen gözlerin ve yüzün mutluluk vesilesi oluyor işte… Sadece varlığınla nasıl mutlu edebiliyorsun?

***

Gönüllere nasıl nüfuz edebiliyorsun? Varlığınla hayatı nasıl güzelleştiriyor, iyilik kaynağı ve yaşama sebebi olabiliyorsun?

Nasıl bir gücün var böyle?

Minik bebeğim söyle!