Makale

Mini Söyleşi

Mini Söyleşi

Ramazan deyince aklımıza çocukluğumuzun ramazanları gelir. İlk oruçlarımız, bir yudum suya hasretle bakışlarımız… Dedemizin yahut ninemizin elinden tutup gittiğimiz mahalle camimiz ve ilk teravih namazımız. Maniler söyleyen ramazan davulcusu, iftarı haber veren top sesleri, göğü süsleyen mahyalar… Ve elbette misafirin eksik olmadığı iftar sofralarımız… Ramazan yine geldi ve hanelerimize misafir oldu. Fakat 2020 yılında dünyayı esir alan salgın, alışkanlıklarımızı değiştirdi, artık iftar sofralarında misafirlerimizi ağırlamıyor, teravih namazlarımızı evlerimizde kılıyoruz. Hem kendi sağlığımız hem de diğer insanların sağlığı için “Evdekal” çağrısına icabet ediyoruz. Peki, Ramazan Bayramı için gün saydığımız bu vakitlerde bu mübarek ayı nasıl değerlendiriyoruz?

Aile Dergisi olarak ramazan ayı için kıymetli okurlarımızla mini bir röportaj yaptık ve onlara ramazan ayını nasıl değerlendirdiklerini sorduk. Onlar da bize hayat eve sığar dediler, ramazanda ve her zaman…

Müslim Bayar: Ramazan ayı bizim kıymetlimizdir. Ben 62 yaşımdayım, oruca başladığımda on yaşlarındaydım. Çok şükür sağlığım elverdiğince de tutmaya devam ediyorum. Emeklilikten sonra eş dostla daha sık görüşür olduk. Hele ramazanlarda… Eşim, ramazanlarda iftar sofraları kurmaktan, akrabaları, çocukları toplamaktan büyük zevk alır. Şimdilerde buna imkân bulamadığı için oldukça mahzunlaştı. Fakat ben onun keyfini yerine getirecek bir çözüm yolu buldum. Hadi dedim, düşün ki kalabalık bir davet vereceğiz, bana bir alışveriş listesi hazırla. Uzunca bir liste hazırladı. Sonra eşime dönüp, ister misin bu liste ile ihtiyaç sahiplerinin evlerinde sofralar kuralım, dedim. Nasıl olacak ki o, diye sordu. Olmaz olur mu, diye anlatmaya başladım. O liste için harcayacağımız miktarla ihtiyaç sahiplerine ramazan paketleri gönderdik. Hanım pek sevindi. Bu akşam iftar sofrasına iki baş oturacağız fakat bileceğiz ki kurduğumuz diğer sofralarda müminler bizimle birlikte oruçlarını açacak. Bundan büyük saadet mi olur?

Gülsüm Karapınar: Babam emekli imamdır. Çocukluğumun ramazanları, onun güzel sesinden okuduğu Kur’an’la, köy camisinde kıldığımız teravih namazlarıyla bezelidir. Ramazan benim için kalabalık sofraların, hep birlikte okunan hatimlerin, camide kılınan teravih namazlarının remzi olmuştur. Bu yıl bu güzelliklerden mahrum kalacağımı düşünüyor, açıkçası kederleniyordum. Sonra düşündüm, evet çocukluğumuzda geçirdiğimiz ramazanlar bir başka güzeldi ama asıl olan her şartta ramazanın bereketiyle yuvalarımızı şenlendirmekti. Üstelik benim iki güzel yavrum var. Onların kalbinde ramazan sevgisini mayalamak, çocukluklarını güzel anılarla süslemek isterim. Şimdi onlara, şartlar nasıl olursa olsun ramazanın maneviyatını, bereketini hissettirmek bizim görevimiz. Eşime bu fikrimi açtım, çok haklısın, dedi. İlk teravihi bütün aile üyeleri hep birlikte kıldık. Çocuklara ramazanın geldiğini, gece sahura kalkacağımızı söyledik. Eşim davul çalmadı belki ama internetten öğrendiği manilerle onları tatlı uykularından uyandırdı. Hep birlikte sahurumuzu yaptık, oruca niyet ettik. Küçük kızım da tekne orucu tutacak bu yıl. Evde hatim okumaya başladık üstelik. Çocuklar sırayla birer sayfa okudurlar, babaları da dinledi, okumalarını da ilerlettiler bu sayede. Kimi akşamlar eşim Karagöz Hacivat oynattırdı çocuklara, kimi akşamlarsa hep birlikte siyer okuyup Peygamber Efendimizin hayatını daha yakından öğrenme fırsatı bulduk. Hasılıkelam ramazan bizim için güzel başladı, inşallah bütün ramazanı böyle değerlendirerek çocuklarımıza mutlu anılar bırakacağız.

Esra İnce: Eşimin işi sebebiyle evlendikten kısa bir süre sonra İzmir’ taşınmıştık. İkimizin de ailesi Aydın’da yaşıyordu. Ramazan sofralarında buluşamasak da bayramla birlikte koşa koşa Aydın’a gider, büyüklerimizin ellerinden öperdik. Bu ramazan yine İzmir’de bir başımızayız. Eşim öğretmen ve okulların kapanmasıyla birlikte o da evde. Bir yandan öğrencileri için çalışmalar yapıyor, uzaktan eğitimde onlara destek olmak için uğraşıyor bir yandan da binamızdaki yaşlılarla ilgilenmeye çalışıyor. Ben hep Aydın’daki ailemizi düşünüp üzüldükçe, belki şimdi onlara bir faydamız olmuyor ama inan ki bize ihtiyacı olan başka insanlar var, diyor. Oturduğumuz binada, bu zor günlerde markete, pazara çıkması hayatı için risk taşıyan yaşlı insanlar var. Eşim düzenli olarak onlarla ilgileniyor, bir ihtiyaçları olduğunda tedarik ediyor. Ramazan birlik olma zamanıdır, diyor. Ona hak veriyorum. Belki bugün yaşlılarımızı korumak adına, evlerine ziyarete, ellerini öpmeye gidemiyoruz ama her vesile ile onların yanında olduğumuzu göstermeliyiz. Biz bu ramazanda imkânımız ölçüsünde sorumluluklarımızı yerine getirmeye karar verdik. Kendi anne babamız uzaktalar ama biz de evlatları uzak şehirlerde kalan başka anne babalara evlat olduk, onların ihtiyaçlarını giderdik. Umarız ki bayramda sıkıntılar biter, sevdiklerimizde yine kavuşuruz.

Hikmet İnal: Baharla birlikte bizim hanımı da alır köye giderim, diye düşünmüştüm. Biraz bahçe işleriyle uğraşır, ancak kasımda, havalar iyiden iyiye soğumaya başladığında dönerim, diyordum. Ramazanı köyde geçirecek, 25 yıl imamlık yaptığım camide teravih kılacak, bayramı eş dostla birlikte köyümüzde karşılayacaktım. Nasip değilmiş demek. Üzülmesine üzüldüm ama geçen gün hanım yanıma gelip, bak sana bir teklifim var, deyince neşem yerine geldi. Yıllardır itikâfa girip ramazanda Peygamber Efendimizin bu sünnetini yerine getirmek isterdim. Fakat bir türlü nasip olmamıştı. Bir yandan iş, bir yandan evin sorumlulukları, e benim de ihmalim vardır tabii... Eşim dedi ki, bu ramazan itikâfa girmek istemez misin, vaktini ibadet ve tefekkürle geçirerek bu arzunu yerine getirebilirsin. O an nasıl mutlu oldum anlatamam. Arzu edersen son on günü itikâfa girersin, ben senin için oturma odasını hazırlarım, dedi. Ben hanımın hakkını nasıl öderim. Ramazan sen güzel aysın dedim, Allah’a şükrederek. İnsan yeter ki bu ayın manevi coşkusunu içinde taşısın, mübarek bereketini cömertçe sunuyor.