Makale

KÜP RAHMET

“KÜP RAHMET”

2012 yılında ramazan ayı görevi sebebiyle Rusya Federasyonuna bağlı Özerk Mordovya Cumhuriyetinin başkenti Saransk şehrine doğru yolculuğa başlamıştık. Önce Moskova’ya oradan da görev yapacağımız şehre ulaşacaktık. Yeni insanlar ve Müslüman kardeşlerimizle bir araya gelecek olmanın tatlı heyecanı Moskova’da “Belki İkinci Dünya Savaşı zamanından kalmadır.” diyerek tahminler yürütüp bindiğimiz küçük çift motorlu uçaktaki hafif korkumuzla birleşmişti. İki saatlik bir uçuşla menzile varmıştık.

Tataristan ile Moskova arasında ve Tatar-Müslüman nüfusun belli bölgelerde yoğunlaştığı bir şehir Saransk… Şehirde Üsküdar Müftülüğü tarafından Kardeş Şehir Projesi kapsamında buradaki kardeşlerimize bir hediye olarak yaptırılan Üsküdar Camii mevcut. Cami, yerel mimariyle uyumlu bir biçimde inşa edilmiş yüksek ve ferah bir yapı.

Şehre geldiğimizde bizi yerel bir müftülüğün müftü ve yardımcısı karşılamıştı. İkisi de Türkiye’de eğitim görmüş ve Türkçeye hakimdi. Müftü yardımcısı ilahiyat alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini Türkiye Diyanet Vakfı bursu ile gerçekleştirmiş. Ramazan ayı boyunca bize refik olan bu iki arkadaşımızla beraber görev yapacağımız Tatar köyüne ulaştık. Gözün alabildiği kadar yeşil düzlükler… Büyük, çok yüksek ve sık bir şekilde sıra sıra dizili ağaçlar… Yeşilliklerde otlayan atlar… Evler sanki bir masal kitabından çıkmış gibi küçük ve renkli; her ev ayrı bir renkte ama gök mavisi olanların sayısı fazla gibi.

Tatar nüfusu, şehir merkezinde bir miktar olmakla birlikte farklı bölgelerde ve özellikle köylerde bulunuyor. Yılın iki ayı güneşli geçiyor ve o yıl ramazan ayı da o iki aydan birine, ağustos ayına rast gelmişti. Yılın geri kalan aylarında eksi derecelerdeki karlı soğuklar altında hayatlarını idame ettiriyorlar. Köyün şehre yakınlığı sebebiyle halk, çalışmak için çoğunlukla şehre gidiyor. Köyün camileri ise yine evler gibi birbirinden oldukça farklı ve bölgenin genelinde olduğu gibi caminin ağırlığını bozmayacak bir mimaride rengârenk…

Ramazan ayı boyunca çocuk sesleri ile birlikte açılan iftarlar ve semaya yükselen dualarla köyün camisi şenleniyor. Caminin bir köşesinde yaşlı dede ve amcalar oturuyor; ibadetlerinin ve bazen de hayat haklarının engellendiği zor günleri unutulmaz acı ve tatlı pek çok hatırayla yâd ediyorlar. Bir “Ezancı Amca” var. Her ezan vakti büyük bir huşu ve ciddiyet içerisinde âdeta göndere bayrak çeken bir asker edası ve heyecanıyla mikrofonun başına geçiyor. İbadetlerini serbestçe yapıyor olmanın huzuruyla ezanı bitiriyor ve ardından namaza geçiliyor. Cuma namazlarında -Balkanlarda ve bazı başka bölgelerde kılıçla okunması gibi- hutbeyi elde asa ile okuma geleneği var. Teravih namazlarında yine bir vazife şuuruyla mikrofonun başına toplanılıyor, bir halka oluşturuluyor, hep birlikte ilahiler, salavatlar okunuyor ve minareden yükselen sesle bütün köy yankılanıyor. Ramazanın ilk on beş günü “Hoşgeldin Ramazan”; son on beş günü ise “Elveda Ramazan” ilahileri…

Özellikle zorlu dönemlerde Mevlit merasimleri gibi bir araya gelme vesileleri aslında onların kimliklerini muhafaza etmelerinde en önemli vasıtalardan biri olmuş. Yeni nesilleri de bu kültür içinde yetiştirmeye, kimliklendirmeye çalışıyorlar. Tatarların Müslüman kimliklerini yaşatmada bir diğer önemli unsur ise her 21 Mayıs günü gerçekleşen geleneksel şenlikler. Saransk’a 8-10 saatlik mesafede Tataristan Özerk Cumhuriyetinde yer alan Bulgar (Bolghar) şehrinde her yıl ülkenin bütün bölgelerinden gelen Tatarlar buluşuyor. Bu tarih, Tatarların tarihsel kökenleri olarak ifade ettikleri Volga-Bulgar Türklerinin İslamiyeti devlet olarak ilk kez kabul ettikleri tarihtir. Abbasiler dönemi seyyahlarından İbn Fadlan Seyahatname’sinde 922 yılında Almış Han’ın huzuruna gelen Abbasi heyetini şükür secdesi ve tekbirlerle karşıladığını belirtmiştir. Bizim ramazan ayını geçirdiğimiz bölgedeki Tatarlar da her yıl bu şenliğe katılıyor ve Unesco Dünya Hazineleri Listesi’ne girmiş olan Bolghar tarihi bölgesinde, Beyaz Cami-Minare çevresinde -mahiyeti zaman içinde farklılık göstermiş olsa da- bir kongre ve şenlik havasında gerçekleşen buluşmayı/anmayı bize anlatıyorlardı.

Köyde bir Anadolu köyündeymiş gibi insanların sıcaklığını hissediyorsunuz. Uzaklardan gelen hocaları evinde ağırlamak, onlara iftar vermek ve de geçmişlerine bir dua okutmak isteyen köy halkı tatlı bir yarış içerisinde. Evlerdeki iftar ikramları bir görsel şenlik gibi… Tatlısıyla meyvesiyle evde ne varsa misafire ikram için sofraya konuluyor. Ana yemek çoğunlukla mantı türünde sade bir yemek ya da et yemeği. Komşu bir eve iftar daveti için gittiğimizde eve gelen her yeni misafirin ardından kısa bir Kur’an tilaveti ve peşinden “El-Fatiha” diyerek ve de geçmişlere bağışlayarak iftarı bekliyorduk. Bize refakat eden arkadaşımız aynı zamanda tercümanlığımızı da yapıyordu. (Tatarca, Türkçe ile bazı kelime benzerlikleri olsa da oldukça farklı bir dil.)

“Hoş geldiniz” diyen ev sahibi bize nereden geldiğimizi sormuştu. “İstanbul” dediğimizde oturduğu yerden kalkıp onca yaşına rağmen elimizi öpmeye kalktı ve “Siz İstanbul’dan geliyorsunuz; siz sultansınız.” dedi. Onun milletimize olan içten bağlılığı bizi fazlasıyla etkilemişti. İstanbul’dan beraber geldiğimiz arkadaşımla birlikte cemaatimize “Kadir gecesinde teravih namazını Türkiye’deki bir usulde eda edelim.” dedik ve onların da çok memnun olduğu enderun usulü ile kandili idrak ettik.

Son iftarımızda Saransk Şehrinde, ülkenin çeşitli bölgelerinde görev yapan Tatar Din Görevlileri ve Tatar Toplumu ile buluşmuştuk. Orada tanıştığımız orta yaşlı bir hocamız bize Türkiye’den gelen sarık ve cübbesini gösterdi. Özel olarak bunları taşıdığını ve özel günlerde, programlarda bu kıyafetleri kullandığını ifade etti ve bunun nedenini şöyle açıkladı: “Bu sarık ile cübbeyi giymeden önce öpüp alnıma götürürüm çünkü bu sarık ve cübbe İstanbul’dan geldi.” Kendisine Başkanlığımızdan getirdiğimiz Kur’an-ı Kerim’i hediye olarak takdim etmenin büyük mutluluğunu yaşadık.

Ülkemize yönelik yoğun sevgi ve hürmet hissi ve beklentilerinin yüksek oluşu bize o bölgelere eskisinden çok daha fazla ilgi göstermemiz gerektirdiğini düşündürmüştü. Ramazan biterken o dönemde vizelerden kaynaklanan bir sebeple bayrama kalamamanın burukluğu ile onlardan ayrılıyorduk ve evleriyle beraber gönüllerini bize açarak gösterdikleri misafirperverlik için kardeşlerimize “Küp rahmet” yani “Çok teşekkürler” diyorduk…