Makale

İMAM HATİP BEKİR ÇETİNTAŞ: “SANAT KİŞİNİN ANLAYIŞINI VE UFKUNU GENİŞLETİR.”

İMAM HATİP BEKİR ÇETİNTAŞ:
“SANAT KİŞİNİN ANLAYIŞINI VE UFKUNU GENİŞLETİR.”

İslam medeniyetinde Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler gibi kutsal metinlere duyulan saygının da bir göstergesi olarak, önemli bir yere sahip olan hat sanatına nasıl başladınız?

Çok küçük yaşlardan itibaren estetiğe olan ilgim ilerleyen zamanlarda klasik Türk müziği, resim ve kaligrafi gibi sanatlarda yoğunlaşmaya başladı. Ama “İşte benim sanatım bu!” diyerek hat sanatını seçmem, lise yıllarındaki bir Bursa gezisinde Ulu Cami’ye girişimle oldu diyebilirim. Ulu Cami’deki farklı dönemlerin en iyi hattatları tarafından yazılmış devasa yazılar beni büyüledi, desem abartmış olmam. O zamandan sonra uzunca bir süre takvimlerde ve kitaplarda gördüğüm yazıları taklit etmeye çalıştım. Bu sanatı öğrenerek hattat olabilmenin bu şekilde olamayacağı açıktı ama bulunduğum şehirde kapısını çalacak bir hoca da bulamamıştım. Uzun bir zaman sonra hem Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezinde kıraat eğitimi almak hem de yüksek lisansımı tamamlamak üzere İstanbul’a geldiğimde eskiden beri eserlerini çok beğendiğim hocam Hattat Osman Özçay’a öğrenci oldum. Şunu belirtmeliyim, eğitim sürecinde fark ettim ki hocamla tanışana kadar bu sanatta ancak bir arpa boyu yol gitmişim.

Her sanatın ruha dokunan farklı bir yönü vardır. Hat sanatının sizin ruhunuza dokunan yönü nedir ve iç dünyanızda ne gibi değişim ve dönüşümlere vesiledir?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki tüm sanatlar uzun bir süreçte elde edilir. Herhangi bir sanata başlayan kişi eser verebilecek seviyeye ancak birkaç yıl sonra erişebileceğini bilir. Bu süreç, öyle çok kolay da değildir. Eğer sanatı elde etme konusunda samimi iseniz sabrı öğrenmekten başka çareniz yoktur. Hat sanatının birçok sanatçı gibi benim hayatıma da en büyük katkısı sabırdır diyebilirim. Bunun yanı sıra güzeli bulmada ve başarıyı elde etmede çok çalışma, zaman ayırma, istikrarlı ve ısrarcı olma gibi özellikleri edinme mecburiyetini öğretti. Aynı şekilde bir sanatçının hangi merhalelerden geçtiğini, ödediği bedelleri görerek sanatın ve sanatçının kıymetini bilmeyi öğretti.

Son yıllarda toplumda ve bilhassa gençler arasında klasik Türk İslam sanatlarına yönelik ilginin arttığını görüyoruz. Bu durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hiç şüphesiz bu mutluluk verici bir durum. Çünkü sizin de dediğiniz gibi bizim sanatımızın Türk İslam tarihi kadar geniş bir mazisi var. Bu muazzam kültürde sabır, adalet, edep, diğerkâmlık gibi değerlerin yanında aşktan hüzne, merhametten şecaate kadar birçok duygunun izlerini görürüz. Bu sanatın talibi bir yandan sanatın inceliklerini öğrenirken bir yandan da bu kültürün ihtiva ettiği değerlere temas eder. Çok az istisnalar dışında kişi artık sanat eğitimini bitirdiğinde farkında olarak ya da olmayarak bu değerlerden birçoğunu da dağarcığına eklemiş olur.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta sanat eğitiminin asla bir usta ya da hocasız olamayacağıdır. Hoca ve talebe arasındaki usta-çırak ilişkisinin seyr u sülûku andıran bir yönü vardır. Hatta eski mutasavvıflardan Ahmed Zerrûk seyr u sülûkun bir tekke veya dergâh dışında, bir ustanın atölyesinde de yapılabileceğini söyler. Hoca ve talebe arasındaki iletişimin sağlıklı devam etmesi hâlinde bir zaman sonra hem iyi bir sanatkâr hem de kâmil insan olma yolunda önemli bir mesafe kat edildiği görülecektir.

Din gönüllülerine ve din hizmetinde bulunmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?

Bizzat kendimiz tavsiyelere muhtacız ama sorunuz üzere birkaç şey arz etmeye çalışayım. Bu vazife her şeyden önce Allah’ın bize bir ikramı. Başta müminler olmak üzere tüm insanlığa hizmet etmek peygamberlerin (aleyhimü’s-selam) vazifelerindendir. Bu ne büyük paye! Onlar insanlığa hem doğruyu ve güzeli anlattılar hem de ilk uygulayan kişi oldular. Bu manada din hizmetkârı olarak bizler de muhatabımızın dinî, toplumsal ve kişisel hayatına bir şeyler katarken anlattığımız şeylerin uygulayıcısı olmalıyız. Zira insanlar anlatılanların sözün sahibi tarafından ne kadar taşınıp taşınmadığını -haklı olarak- gözlemliyor. Hatta sadece hâl toplumda iyi veya kötü birçok şeyin hareket noktası oluyor.

Bir diğer mevzu da hizmetimizi ifa ederken kullandığımız üslup. Tam zamanında söylenmiş bir söz, yanlış bir şekilde sunulursa beklenen etkinin tam tersine sebep olabilir. Bu nedenle “Yanlış üslup doğru sözün celladıdır.” denilmiştir. Şöyle de düşünebiliriz, en sevdiğimiz yemeği bize güzel bir servis tabağında değil de bir şişenin içine tıkılmış vaziyette sunsalar bizim için tüm çekiciliğini kaybeder. İşte bu nedenledir ki Yüce Rabbimiz iki seçkin kulu olan Hz. Musa ve Hz. Harun’u (aleyhime’s-selâm) zalim bir firavuna tebliğ için gönderdiğinde onları “kavl-i leyyin” yani yumuşak söz ile memur kılmıştı.

Genç kardeşlerimize söylemek istediğim son şey şu ki muhakkak ilgi ve kabiliyetlerine göre bir sanat edinsinler… Zira sanat hayata farklı bakış açıları kazandırır insana. Sanatkâr, çevresindeki varlıkların ve yaşanan olayların, bir başkasının göremediği yönlerini görür. Hâsılı kişinin anlayışını ve ufkunu genişletir sanat…

ÖZ GEÇMİŞ

Bekir Çetintaş, 1981 yılında Eskişehir’de doğdu. 1997 yılında hafızlığını tamamladı. 2000 yılında Antalya İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Bir süre babasıyla birlikte ticaretle meşgul olduktan sonra 2004 yılında imam hatip olarak göreve başladı. 2011 yılında Diyanet Haseki Eğitim Merkezi Aşere-Takrib Bölümünü kazanıp İstanbul’a gelerek Osman Özçay Beyefendi ile hat derslerine başladı. 2014 yılında Haseki Eğitim Merkezinden mezun olup Üsküdar Vâlide-i Cedîd Camii’ne atandı ve burada 4 yıl hizmet verdi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun olan Çetintaş, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kur’an Okuma ve Kıraat bölümünde “Kırâat-ı Seb’a Usûl ve Kâideleri” teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. Hâlihazırda Beşiktaş Yahyâ Efendi Camii’nde görevine devam etmektedir.