Makale

BİR GÖNÜL İNSANI HACIVEYİSZÂDE MUSTAFA KURUCU

BİR GÖNÜL İNSANI HACIVEYİSZÂDE MUSTAFA KURUCU

Güler yüzlü ve hoşsohbet, mert ve dürüst, affedici ve birleştirici bir din görevlisi. Hayatı boyunca incitmeden, güzel söz ve tatlı dille insanları uyaran bir gönül insanı. Hoş bir seda bırakarak dünyadan göçmüş öncü bir âlim, Hacıveyiszâde Mustafa Kurucu.

Mustafa Kurucu, 1889 yılında Konya’da dünyaya gelir. Babası Zâr Efendi Medresesi müderrisi Hacı Veyis Efendi, annesi ise Fatma Hanım’dır.

Mustafa Kurucu, ilköğrenimini ve hafızlığını babasının yanında tamamlar. Daha sonra Zâr Efendi ve Bekir Sami Paşa Medreselerine devam eder. Bu medreselerde başta babası Hacı Veyis Efendi ve devrin önemli müderrislerinden Şeyh Mehmed Bahâeddin Efendi olmak üzere çeşitli hocalardan ders görüp icazet alır. Yirmi üç yaşında icazet aldığı bu medresede Arapça ve dinî ilimler okutmaya başlar.

Derslerine büyük bir itina ile hazırlanan Mustafa Efendi, medrese muallimliği yaptığı bu yıllarda konferanslar da verir. İşte böyle bir konferansında bugün dahi bizlere rehber olacak şu konuşmayı yapar. “Ey bu mekânda hazır olanlar! Hazır olmak, Hızır olmaktır. Hazır olun, Hızır olun! Öğrenim gördüğünüz ilim ocağında kafanızı ve kalbinizi doldurabildiğiniz kadar ilim ve irfanla doldurun. Kafalarınıza ve kalplerinize doldurduğunuz bu ilim ve irfan kandiliyle nice insan imanı ve İslam’ı bulacaktır. İşte yarının kandilleri sizlersiniz. Hazır olun ve Hızır olun ki geçtiğiniz her yerde, din ve dünya, iman ve İslam yeşersin.”

Mustafa Efendi, medrese eğitimini tamamladıktan sonra Meryem Hanım’la evlenir. Bu evlilikten iki oğlu ve dört kız çocuğu olur. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Medine’ye göç etmek ister. Ancak yakın arkadaşlarının tavsiyesiyle Konya’da kalmaya karar verir.

Mustafa Efendi’nin Konya’da kalmasının müspet yansımaları olur. Bu güzellikleri Ali Ulvi Kurucu hatıratında şöyle aktarır: “Hacıveyiszâde Mustafa Efendi, eğer o gün Medine’ye göç etseydi Ravza-i Saadet’te yapacağı ibadetlerle şahsı adına elbette güzel dereceler elde ederdi. Fakat bunların hepsi şahsi nafile ibadetler olurdu. Oysa Konya’da kalınca irşat faaliyetlerini sürdürdü. Din eğitimi alanında imam hatip okullarının açılmasına ve hayata tutunmasına vesile oldu. Bu yaptıklarıyla şahsı adına yapacağı bütün nafile ibadetlerden ziyade nice büyük mertebelere nail oldu.”

Mustafa Efendi 1940’lı yıllarda Pirî Mehmet Paşa Camii’nde, 1950 yılından sonra da Aziziye Camii’nde imam-hatiplik yapmış, ayrıca çeşitli cami ve hapishanelerde vaiz olarak hizmet vermiştir.

Mustafa Efendi’nin görev yaptığı uzun yıllar boyunca camisinde icra ettiği bir âdeti vardır. Hoca Efendi sabah namazını kıldırdıktan sonra mutlaka cemaatine vaaz ve nasihatte bulunurdu. O, bu konuşmasıyla hem cemaatini dinî konularda bilgilendirir hem de cemaatinin işrak vaktine kadar camide durmasını sağlayarak onların işrak namazını kılmalarına vesile olurdu.

Mustafa Efendi, devrin en önde gelen müderrislerinden ve onlarca kitap kaleme alabilecek bir ilmî birikimi varken ömrünü talebe yetiştirmeye adamış öncü bir âlimdir. Bir defasında talebelerinden birisi, “Hocam, ilimde, bilimde, irfanda ve izanda bir deryasınız. Ne olur bir kitap yazsanız.” diye sorunca Mustafa Efendi, talebelerini işaret ederek, “Evladım! Benim yüzlerce, hatta binlerce eserimin olduğunu bilmiyor musunuz? Unutmayınız ki bir kalpten bin kitap çıkar. Fakat bin kitapta bir kalp bulunmayabilir.”

Mustafa Efendi, hangi şartlar altında olursa olsun din adamlarının aleyhine söz söylemeye müsaade etmemiştir. Nitekim bir defasında birkaç kişi Hacıveyiszâde’nin yanına gelerek hocaları şikâyet ederler. Bu duruma üzülen Mustafa Efendi, şikâyete gelenlere şu karşılığı verir: “Aman ha! Hiçbir hoca hakkında kem söz söylemeyin. Onların hepsi kıymetlidir. Onlar bu dinin hadimleridir. Siz ne zannedersiniz, kolay mı yetişiyor bu hocaefendiler. Keşke onlar gibi daha çok evladımız olsa.”

1949 yılına gelindiğinde Mustafa Kurucu’yu heyecanlandıran günler başlamıştır artık. Zira bu yıl İstanbul ve Ankara’da imam hatip kurslarının açıldığı yıldır. 1951 yılında ise yedi ilde imam hatip okulu kurulmuştur. Bu okullardan biri de Konya İmam Hatip Okulu’dur.

Mustafa Efendi imam hatip okullarının birisinin de Konya’da açılması için önayak olur. Esnafı dolaşarak onlara bu hayırlı hizmetin yanında yer almalarını tavsiye eder. Yine böyle bir günde bir esnafın yardım etmeye gönüllü olmadığını görünce ona: “Bugün bize Cenab-ı Hakk bir fırsat verdi. Elimizde artık bir fırsat var. Eğer bizler bu fırsatı değerlendiremez isek yarın ruz-i mahşerde hesabımız çok çetin olur. Biz elimizden geldiği kadar çalışmakla mesulüz.” diye nasihatte bulunur.

Mustafa Efendi, Konya İmam Hatip Okulu’nun açılmasına vesile olduktan sonra bir taraftan Aziziye Camii’nde imam-hatiplik görevini sürdürürken diğer taraftan da bu okulda öğretmenlik yaparak talebe yetiştirmeye devam eder. Bu günlerin birinde Mustafa Efendi, Milli Eğitim Bakanlığına şikâyet edilir. Bu durumdan haberdar olunca yanında bulunanlara: “Rabbime dayanarak söylerim ki beni bu hizmetten ancak ölüm ayırır. Ben bir talebenin yetişmesi uğruna bin münafığın kahrını çekerim.” der ve medrese muallimliği yaptığı yıllarda talebelerine sıkça okuduğu şu beyti okur:

“Yar için ağyara minnet ettiğim ayb eylemem

Bağban bir gül için bin hâre hizmetkâr olur.”

Hacıveyiszâde Mustafa Efendi, kendisinin de ifade ettiği üzere herhangi bir kitap bırakmadı. Ama binlerce kitabı kaleme alacak nesiller, yüz binlerce gönlü irşat edecek sevgi ve muhabbet ehli âlimler bırakarak 5 Şubat 1960 tarihinde fani âlemden baki âleme göç eyledi.

Başta Hz. Mevlana ve Hacıveyiszâde Mustafa Efendi olmak üzere gönül bahçesinin güzide çiçeklerine selam olsun. Yüce Rabbim kabirlerini cennet bahçesi eylesin.