Makale

İMAM-HATİP NESLİNİN ÖNCÜSÜ: MAHMUT CELALETTİN ÖKTEN

İMAM-HATİP NESLİNİN ÖNCÜSÜ: MAHMUT CELALETTİN ÖKTEN

Bünyamin ALBAYRAK
Ahmet ÜNAL

Her zaman ve her şartta yapılabilecek işler ol­duğunu düşünen iyim­ser bir insan. Kültürü­müzün yeni nesle aktarılmasında başarılı hizmetler gerçekleştiren münevver bir âlim. İmam-hatip okullarının kurucusu Mahmut Celalettin Ökten, nam-ı diğer Celal Hoca.

Mahmut Celalettin Ökten, 1882 yılında Trabzon’da doğar. Ba­bası Salih Zihni Efendi, annesi Güller Hanım’dır. Celal Hoca daha beş yaşındayken babasını kaybeder. Annesi Güller Hanım, hafize bir hanımefendidir. Hafız bir anne, evladının da kendisi gibi hafız olması için her akşam onu yatağına yatırdığında yanı başında oturur, o günkü dersini kulağına okur. Celal Hoca kendi ifadesiyle Mushaf’ı açıp bakma­dan, geceleri yatakta annesini dinleyerek altı ayda hafız olur. Nitekim Celal Hoca, Allah ver­gisi hafızasıyla bir şeyi öğren­diğinde onu hemen kavrar ve asla unutmazdı. Bir keresinde “Unutmak mı? O da ne ola ki?

İnsan öğrendiği bir şeyi nasıl unutabilir?” demiştir.

Celal Hoca, genç yaşta Trabzon Çarşı camii’nde imam-hatipli- ğe başlar. Bir gün görev yaptığı camide bir hafızın gönüllere ve ruhlara nakşedercesine okudu­ğu Kur’an-ı Kerim’i dinler. Ha­fız okudukça o, “Ben neden bu Kur’an’ı konuştuğum dil gibi an­layamıyorum?” diye hayıflanır ve ağzından şu dualar dökülür: “Ya Rabbi! Eğer bana Kur’an-ı Kerim’in dilinden anlamayı na­sip edersen, ölünceye kadar senin dininin tellalı olacağım.”

Celal Hoca’nın duası kabul olur. 1905 yılında İstanbul’a gider. Önce Dârü’l-Muallimîn-i Âli- ye’ye, buradan mezun olduktan sonra da Darülfünun Edebiyat Şubesi’ne kaydolur. Burada o devrin önde gelen âlimleri ara­sında yer alan Babanzade Ah­med Naim, İzmirli İsmail Hakkı ve Mehmed Âkif beylerin yakın ilgi ve sevgilerine mazhar olur.

Celal Hoca, Darülfünunu bitir­dikten sonra 1912 yılında İs­tanbul Erkek Lisesi’nde Arap­ça öğretmeni olarak vazifeye başlar. İlmî birikimi yanında başarılı öğretim metodu saye­sinde kısa sürede “Celal Hoca” olarak şöhret bulur. Celal Hoca, Arapça derslerini ciddiyetle sürdürür. Bir defasında talebe­si, “Hocam Arapça derslerinde taviz vermiyorsunuz. Bunun se­bebi nedir?” diye sorunca, Celal Hoca şu cevabı verir: “Evladım! Arapça, Allah kelamının lisanı­dır. Arapça, adı üstünde A-ra- bça’dır. Bir tek harfi değil bir tek noktası bile feda edilemez. Yanlış bir harf, yanlış bir nokta bütün manayı altüst eder.”

Trabzon’da dinlediği Kur’an-ı Kerim’in büyük tesirinde kalan Celalettin Ökten’in hayatı İs­tanbul’da dinleyeceği bir baş­ka Kur’an tilaveti ile yeniden şekillenir. Zira bu güzel Kur’an tilavetinin sahibi daha sonra evleneceği Emine Hanımefen­dinin kardeşi Cevdet Efendi’dir. Celal Hoca, Cevdet Efendi’nin okuyuşundan etkilenir ve “Bâ- rekallah! Sureyi şerifeyi ne de güzel okudunuz!” diyerek ona iltifat eder. Cevdet Efendi’nin de kabulüyle kendisine başta Arapça olmak üzere matematik ve Fransızca dersleri verir.

Cevdet Efendi, üzerinde emeği olan Celal Hoca’yı bir gün evle­rine davet eder. Celal Hoca eve girince evdeki tertip ve düzen­den etkilenerek “Bu evin bir kızı varsa alınır!” der. Ezelde takdir edilen çeşm-i yâr’ı işte bu ev­dedir. Celal Hoca müstakbel eşini annesinden ister. Eşinin annesi Sıddîka Hanım, “Ben senin ilmine ve fazlına kızımı verdim gitti!” der. Bu mübarek evlilikten üç çocuk dünyaya ge­lir. Bu çocukların her biri toplumumuz adına önemli görevler üstlenmişlerdir. Kızı Hümeyra Hanım, “Her eve bir anne, yedi mahalleye de bir doktor lazım.” diyerek doktor olur. Diğer kızı Züheyra Hanım ise kimya eği­timi alır. Oğlu Ömer Sadettin Ökten ise mühendislik eğitimi almış bir öğretim üyesidir. Bi­lim tarihi, kent kültürü ve kent estetiği, felsefe, kültür ve sanat alanlarına özel ilgisi bulunan günümüzün önemli aydınları arasındadır.

Celal Hoca, öğretmenlik mes­leğinden 1947 yılında emek­li olur. Ancak emeklilik onun için kenara çekildiği bir vakit değildir. Zira 1948 yılına geldi­ğinde imam-hatip nesillerinin yetişeceği yeni bir dönem başlar. Önce İmam-Hatip Kursları açılır ve Celal Hoca bu kursun müdürlüğüne getirilir. Ancak Celalettin Ökten, İmam-Hatip Kurslarını asla yeterli görmez. Onun gayretleriyle imam-hatip okullarının açılması yönünde karar alınır ve Celal Hoca, 17 Ekim 1951 tarihinde İstanbul İmam-Hatip Okulu’nun ilk mü­dürü ve Arapça öğretmeni ola­rak atanır.

Celal Hoca bu okulların açılma­sı için hayır sahiplerini bir araya getirir ve onlara şöyle seslenir: “Efendiler! Ben biliyorum ki sizler çok güzel işler yapıyor­sunuz. Nice camiler yaptınız. Rabbim hepinizden razı olsun. Ancak cemaatsiz cami neye ya­rar. Cemaatin oluşması için de bilgili imamlar lazımdır. Sade­ce dinî ilimleri bilen değil, aynı zamanda tarih, coğrafya, kimya ve fizik gibi ilimleri de bilmeli ki lise ve üniversite talebelerinin karşısında da imamlık yapabil­sin.” Bu konuşmadan sonra ne­cip milletimizin desteğiyle Celal Hoca ve arkadaşları, İstanbul

Vefa’da bulunan terk edilmiş harabe bir binayı iki ay gibi kısa sürede ayağa kaldırırlar ve 1951 yılının Ekim ayında eğitim öğretime hazır hâle getirirler. Bu güzide okulların açılışında katkı sağlayanlar için şu söz ifa­de edilegelmiştir: “İmam-ha- tipler, necip milletimizin talebi, Başvekil Adnan Menderes’in izni, Maarif Vekili Tevfik İleri’nin cesareti ve Celal Hoca’nın gay­retiyle açılmıştır.”

İstanbul İmam-Hatip okulu­nun açıldığı ilk yıllarda temizlik görevlisi yoktur. Bir gün oku­la Nurettin Topçu gelir. Celal Hoca’nın tuvaletleri temizle­diğini görünce “Ne yapıyorsun Hocam! Koskoca müdür nasıl tuvalet temizler? Bu temizliği talebeler yapsa ya!” der. Bunun üzerine Celal Hoca’nın dilinden şu sözler dökülüverir: “Hayır! Onların gürbüz bir fidan gibi ye­tişmeleri bizim mesuliyetimizin icabıdır. Gençler yaptıkları işler ile şahsiyetleri arasında irtibat kurarlar. Yarın ’Tuvalet temizle­yip okudum’ diyerek komplek­se düşerler. Çare yok! İşi yapa­cak eleman edininceye kadar temizliği elbette biz yapacağız.”

Milletimizin ve ümmet-i Mu- hammed’in umudu olmaya devam eden imam-hatip okul­larını bizlere emanet ederek fani âlemden baki âleme göç eyleyen Hocamıza yüce Rabbi- mizden rahmet ve mağfiret di­liyoruz.

Mahmut Celalettin Ökten, 21 Kasım 1961 yılında aramızdan ayrıldı. Yüzlerce talebesi ve binlerce seveninin gözyaşları ve dualarıyla Edirnekapı Sakızağa­cı Şehitliği’ndeki aile kabrista­nına defnedildi.