Makale

DOĞRUNUN YARDIMCISI ALLAH’TIR

DOĞRUNUN YARDIMCISI ALLAH’TIR

Dr. Abdülkadir ERKUT

DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداًۙ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.”
(Ahzab, 33/70.)

Kur’an’da iman edenler peygam­bere eziyet verecek söz ve davra­nışlardan sakındırıldıktan sonra takvaya ve doğru söz söylemeye davet edilmişlerdir. Çünkü kötü­lüklerden sakındırmanın faydası, iyiliklerin yerleşmesi ile gerçek­leşir. Bunun yolu da takvadan ve doğru söz söylemekten geçer. Takva, hayırlı söz ve amelleri ce- meder; doğru söz ise ahlaki gü­zellikleri yayar. (İbn Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, XXII, 121-122.) İyiliklerin yerleşmesinin yolunu göste­ren bu ayet şöyledir: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab, 33/70.) Ayet-i kerimeye “Ey iman edenler!” hitabı ile başlan­ması, muhatapların bu söze ku­lak kesilmeleri, ihtimam göster­meleri içindir. Onlar, takva emri ile Allah’ın ve kullarının hakkına riayetsizlikten sakındırılmakta- dırlar. Allah’ın hakkı, O’na iman edip emrine tabi olmaları, isyan etmekten kaçınmalarıdır. Sanki görür gibi kendisine ibadet et­meleri, gizli açık her hâllerinde Allah’tan korkmalarıdır. Kulla­rın hakkına gelince, birbirlerine ihanet etmekten, eziyet verecek şeylerden sakınmaktır. Onların içinde özellikle de Resulüne ezi­yet etmekten sakınmalı, eziyet bir tarafa hoşuna gitmeyecek şeylere bile tevessül etmemeli­dirler.

Doğru söz, takva kavramının anlam alanına dâhil olan bir kavramdır. Böyle olduğu hâlde takvadan sonra, ayrı olarak tek başına zikredilmiştir. Doğru sö­zün takvadan ayrı zikredilmiş olması, onun önem ve değerine işaret içindir.

Doğru söz (el-kavlü’s-sedid), hak sözdür, yalan ve aldatma­dan uzaktır. Kendisi ile Allah’ın rızasına ermek, Hakk’a ulaşmak murat edilir. Doğru sözü, kökü sabit, dalları gökte güzel bir ağa­ca; yalanı ise gövdesi yerden ko­parılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan bir ağaca ben­zetmek mümkündür. (İbrahim, 14/24, 26.) Allah Resulü’ne helal olmayan şeyler isnat etmemek, ashab-ı kiram hakkında doğru­luktan uzak sözler söylememek, doğru sözün gereğidir.

Doğru söz, adaletli sözdür. Hak­sızlıktan, mübalağadan, ziyade ve noksandan, ifrat ve tefritten uzaktır. Mutedil, yumuşak ve insaflıdır; hasımlar arasını ıslah edicidir. Okun, isabet edecek şe­kilde dosdoğru hedefe yönelti­lerek atılması gibi hedefine ula­şır. Kur’an’da “(Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun.” (Enam, 6/152.) buyrulur. Yetimlerin mallarının gerektiği şekilde korunup zama­nı geldiğinde kendilerine teslim edilmesi emredildikten sonra da “Allah’a karşı gelmekten sakın­sınlar ve doğru söz söylesinler.” (Nisa, 4/9.) denmiştir. Doğru söz­den maksat, kendi çocuklarına söyledikleri gibi güzel söz söy­lemeleri, onlara eziyet etmeden şefkatle hitap etmeleridir.

Doğru söz, Hak din İslam ve onu sembolize eden kelime-i tev- hiddir. Çünkü her doğru söz ona dayanır, her sözün doğruluğunu o teyit eder. Kelime-i tevhide ila­veten ezan, kamet, kıraat, zikir, tesbih, hamdüsena gibi İslami semboller de doğru sözün ör­nekleridir. Doğru söz söylemek, hayırlı, faydalı sözleri söyle­meyi kendine ilke edinmektir. Kur’an’ın okunup anlaşılması, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ha­dislerinin; sahabenin, âlimlerin sözlerinin tezekkür edilmesi, ilim öğrenmek ve öğretmek de bu kapsama girer. Çünkü “Güzel sözler ancak ona yükselir.” (Fatır, 35/10.) Doğru söz ile insanlar ara­sında hakikatler yayılır, insanlar onlarla ahlaklanır. Bunun aksine yalan, insanları aldatır; yanlış yollara düşürür. Bu yüzden ma­rufu emretmek, münkerden sa­kındırmak da “doğru söz” kap- samındandır.

Takva ve doğru sözün sonucu bir sonraki ayette şöyle ifade edil­miştir: “Ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağış­lasın. Kim Allah’a ve Resülüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.” (Ahzab, 33/71.) Ayete göre doğru söz söy­lemenin sonucu üç şekilde teza­hür eder: Birincisi, Allah işlerini düzeltir. Onları salih ameller iş­lemeye muvaffak kılar. Amel­lerin doğru bir şekilde yapılışını öğretir; onları ifsat edecek şeylerden korur. Sadece dinî konu­larda değil, dünyevi konularda da yapılacak işleri doğru bir şe­kilde yapmayı, yaptıkları işlerin semerelerini almayı lütfeder. Allah’ın işleri düzeltmesi, ayrıca yaptıkları amelleri kabul etme­si anlamına gelir. Amellerinden dolayı kendilerini mükâfatlan­dırır, sevaplarını kat kat artırır. İkincisi, günahlarını bağışlama­sıdır. Günahlarından dolayı on­ları cezalandırmayacak, sadece günahları değil onların izlerini de silecektir. Geçmiş günahla­rını affetmekle kalmayacak, ge­lecekte işleyebilecekleri günah­lar için de tövbe etmeyi ilham edecektir. Üçüncüsü, büyük bir kurtuluşa nail olmalarıdır. Onlar ateşten korunurlar; kadri ölçü­lemeyecek ebedî bir nimete nail olurlar. Allah katında en büyük değeri kazanırlar. Zira Allah’ın azabından kurtulmaktan daha büyük bir kurtuluş, cennetini ka­zanmaktan daha büyük bir ka­zanç yoktur. (Âl-i İmran, 3/185.)

Doğru sözün böyle hayırlı neti­celer doğurmasının sebebi şu­dur: Sözü doğru olan kişi, gerçe­ğin peşindedir. Gerçeğe sevdalı olanın bu uğurda bedel ödeme­mesi ne mümkün! Bunun sonu­cunda bazı meşakkatlere kat­lanmakla karşı karşıya kalması mukadderdir. Sözü doğru olan kişi, adaletli söz söyleme der- dindedir. Sözünde aşırılıklara yer vermemek için istek ve arzuları­na sınır koyar, nefsinin kışkırt­malarına teslim olmaz. Bu, bazı güçlüklere tahammül etmesini gerektirir. Sözü doğru olan kişi, en doğru sözü; kelime-i tevhi­di kalbine nakşetmiştir. Bu söz kendisine büyük bir sorumluluk yüklemekte; bu sorumluluğu ifa etmek büyük çaba ve gayreti ge­rekli kılmaktadır.

Sözü doğru olan kişi, katlandı­ğı meşakkat, tahammül ettiği güçlük, gösterdiği çaba ve gay­retten dolayı Allah’ın yardımına nail olur; meşakkati rahmete, güçlüğü kolaylığa dönüşür; çaba ve gayreti ödüllendirilir: Salih ameller işlemeye muvaffak kı­lınarak, günahları bağışlanarak, nimetler bahşedilerek. Doğru sözü hayat düsturu edinen şa­hısların ve milletlerin, hem dün­yaları hem ukbaları mamur olur. Ayet-i kerimenin ifade ettiği bu hakikat, halk irfanında da makes bulmuştur; “Doğrunun yardım­cısı Allah’tır!” diye.