Makale

RAMAZANLA BEREKETLENEN HAYAT

RAMAZANLA BEREKETLENEN HAYAT

Dr. Mehmet Nur AKDOĞAN
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Rahmet, mağfiret, mükâ­fat gibi ilahi kazanç ve ihsanların yoğun olarak yaşandığı zaman di­limleri vardır. Bunlardan biri de ramazandır. Resulüllah (s.a.s.), ramazanı “bereketli (mübarek) ay” olarak isimlendirmekte­dir. (Nesâî, Sıyâm, 5.) Peki, nedir bereket? Bereket dünya veya ahirete yönelik her türlü ilahi kazanç, bolluk ve lütuftur. (tdv İslam Ansiklopedisi, c. V, 488.)

Ramazanla beraber hayatımı­za yansıyan pek çok ilahi ka­zanç vardır, bunlardan biri de hiç şüphesiz oruçtur. Manevi arınma vesilesi de olan oruç, Yüce Allah’ın değer verdiği ve mükâfatını özel olarak vereceği bir ibadettir. (Buhari, Savm, 9.) Öte yandan cennette “Reyyan” adlı kapıdan sadece oruç tutanların gireceğinin müjdesi (Tirmizi, Savm, 55.) bu ibadetin farklı ikram ve ihsana vesile olacağını da gös­termektedir.

Oruç, insan için manevi kazanç­lar sunmasının yanında sağlık açısından da ilahi bir lütuftur. Çünkü başta sindirim sistemi olmak üzere yıl boyu yorulan azalar kendileri için bir dinlen­me ve yenilenme fırsatı bu­lurlar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) de “Oruç tutun, sıhhat bulursunuz.” (Taberani, el-Muce- mü’l-Evsat, viii, 174.) buyurarak gücü yeten kimseler için oru­cun, sağlık vesilesi olabileceği­ni dile getirmektedir.

Ramazan, oruç dışında mümin kullar için vakit ve rızık yönüyle de ihmal edilmeyecek pek çok hayır ve nimetler barındırmak­tadır. Şimdi bunlara kısaca te­mas edelim.

Vaktin bereketlenmesi

Ramazan, bereketin sahibi olan Yüce Allah’ın övgüsüne mazhar olmuş bir aydır. Çünkü insanlık için hidayet ve şifa kaynağı olan Kur’an, ramazanda indirilmiş ve bu ayın diğer aylara üstünlüğü ayette şöyle vurgulanmıştır: “(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayır­manın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği ramazan ayıdır.” (Bakara, 2/185.) Bu itibarla aslında sıradan bir ay olan ramazan, ayrıcalığını Kur’an’dan almaktadır.

Ramazan, Kur’an’ın indirilmeye başladığı Kadir Gecesi’ne ev sa­hipliği yapmaktadır. Hz. Peygam­ber (s.a.s.) de “Kadir Gecesi’ni ramazanın son on gecesinde arayın.” (Buhari, Leyletü’l-kadr, 3.) bu­yurarak Kadir Gecesi’nin bu ayda saklı olduğuna işaret etmektedir. Kur’an ile değerlenmiş olan bu geceyi hakkıyla idrak eden kişi için bir ömürlük bereket ve kur­tuluş Kur’an-ı Kerim’de müjdelenmiştir. (Kadir, 97/1-5.)

Hz. Peygamber (s.a.s.), ra­mazan gelince hem lafzı hem de manası itibarıyla bereket kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’i Hz. Cebrail (a.s.) ile mukabele yapmış (karşılıklı okumuş) ve bunu ümmetine sünnet olarak miras bırakmıştır. Müminler de bu sünneti ihya ederek hem Kur’an’ı okurlar hem de onunla hayatlarına bereket katma gay­reti içerisinde olurlar.

Yüce Allah’ın rahmet ve bere­ketini hem hanelere hem de gönüllere ulaştıran ramazanın her dakikası manevi kazanç ka­pılarıyla donatılmıştır. Bunlar­dan biri de teravihtir. Ramazan ayında yatsı namazının ardın­dan kılınan bu namaz, ramazan gecelerinin ihyasının en yaygın şeklidir.

Gündüz tutulan orucun ardın­dan akşam usulüne uygun kı­lınan teravihler Hz. Peygam- ber’in (s.a.s.) şu müjdesine mazhar olmaya vesile olacaktır: “Her kim inanarak ve faziletini Allah’tan umarak ramazanda oruç tutar, gecesinde de na­maz kılarsa annesinden yeni doğmuş gibi günahlarından temizlenmiş olur.” (İbn Mace, İkâmetü’s-Salavât, 174.) Bu itibar­la teravih, huşu içerisinde eda edilerek ondan hâsıl olacak se­vaptan azami derecede istifade edilmelidir.

Ramazanla özdeşleşen bir di­ğer ibadet ise itikâftır. İtikâf, kişinin, başta dünyevi meşgale­ler olmak üzere kendisini Rab- binden uzaklaştıran her şeyden yüz çevirerek ibadet amacıyla mescide kapanmasıdır. Nefsin bütün arzularından sıyrılarak kişinin, kendisini muhasebe et­mesidir. Şuurlu bir yöneliş olan itikâf, bir tefekkür vesilesidir, o tefekkür ki bir saati, bazen bir senelik ibadetten daha bere­ketli neticelere kapı aralar. El­bette salgın tehdidinin devam ettiği, cami ve mescitlerde iti- kafa girmenin mümkün olmadı­ğı günlerde, evimizin sessiz bir köşesinde tefekkür edebiliriz.

Kur’an-ı Kerim’de haber verildiği üzere itikâf, adı bereketle anılan Hz. İbrahim’e (a.s.) dayanmak­tadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de atasının yolunu devam ettirmiş ve vefat edinceye kadar, rama­zanın son on gününde itikâfa girmiştir. (Buhari, İtikâf, 1.)

Ramazan, Yüce Allah’ın kuluna verdiği değerin göstergesi olan dua ayıdır. Bu ay, Rabbimize yakarışın, el açıp yalvarmanın zirvede yaşandığı bir zaman di­limidir. Çünkü ramazan, duanın reddedilmeyeceği vakitleri için­de barındıran feyiz ve bereket iklimidir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu konuda “Oruçlunun, iftar za­manında geri çevrilmeyecek bir duası vardır.” (İbn Mace, Sıyâm, 48.) buyurarak özellikle ramazanda duaya teşvik etmektedir. Çünkü bu ay, duaların ilahi dergâha va­sıtasız erişeceği, dua karşısında gök kapılarının açılacağı müjde­sini barındırmaktadır. Nitekim bir hadis-i şerifte “Üç kişinin du­ası geri çevrilmez: Adil yönetici, iftar edinceye kadar oruçlu kim­se ve mazlum. Bu dualar bulut­ların üzerine taşınır ve göklerin kapıları kendilerine açılır.” (Tirmi- zi, Sıfatü’l-cennet, 2.) buyurularak bu hakikat vurgulanmaktadır.

Ramazan, kullar için hayır ve hasenatın bereket yağmuru olarak yağdığı mübarek bir za­man dilimidir. Aynı zamanda ramazan, kayadan tozu toprağı gideren yağmur gibi kalplerde Allah’a duyulan derin muhab­bet ve saygının üzerini kapla­yan küllerin savrulması için bir rahmet rüzgârıdır. Hz. Peygam- ber’in (s.a.s.) “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları ba­ğışlanır.” (Buhari, Savm, 6.) ifade­sinde hayat bulan ve arınma için erişilmez bir zaman dilimi­dir. Müslüman, “cennet kapıla­rının açıldığı, cehennem kapıla­rının kapandığı” (Nesâî, Sıyâm, 5.) ramazan günlerini Yüce Allah’ın razı olacağı şekilde geçirmeli ve onun feyiz ve bereketinden mahrum kalmamaya azami derecede gayret göstermelidir. Ubâde b. Sâmit (r.a.), ramazan ayının yaklaştığı bir günde Efen- dimiz’in (s.a.s.) şöyle buyurdu­ğunu haber verir: “Bereket ayı, ramazan size geldi, Allah o ayda sizi zengin kılar, size rahmetini indirir, hataları yok eder, o ayda dualara icabet eder. Bedbaht kimse, ramazan ayında Yüce Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimsedir.” (Hey- semî, Mecmeu’z-Zevâid, III, 344.)

Rızkın bereketlenmesi

Yüce Allah, kullarına nimetler vermiş ve buna karşılık da on­lardan bunun kadrini bilip şük­retmelerini istemiştir. Şükür dille yapılabileceği gibi verilen rızkı başkalarıyla paylaşarak ve infak ederek de eda edilebilir.

Ramazan, bir taraftan maddi manevi arınma sağlarken di­ğer taraftan mali ibadetlerle de kulluğun gereklerini yerine getirmek için bir fırsattır. Bu yönüyle ramazan; bereket ve infak ayıdır. Bizler için en güzel örnek olan Peygamber Efen­dimiz, insanların en cömertiy- di ancak ramazan ayı gelince daha bir cömert olurdu. (Buhari, Menâkıb, 23.)

İslam, toplumda yardımlaşma ve dayanışma kültürünü yer­leştiren bazı uygulamalar getir­miştir. Bunların başında zekât ve fıtır sadakası gelmektedir.

Malı, manevi kirlerden temiz­lemek anlamına gelen zekât, İslam’ın şartlarındandır. Ge­rekli şartlara bağlı olarak yılın herhangi bir zamanında veri­lebilmekle beraber ülkemiz­de genellikle ramazan ayında ödenmesi tercih edilmektedir.

Fitre olarak da bilinen fıtır sa­dakası ise Ramazan Bayramı öncesinde yerine getirilmesi emredilen mali bir ibadettir. (Hadislerle İslam, II, 445-446.) İbn Abbas (r.a.), Hz. Resulüllahın (s.a.s.) hem oruçluyu (işlediği) faydasız işlerden ve (oruçluy­ken yaptığı) yersiz amellerinden temizlemek, hem de fakirlere yemek sağlamak üzere fıtır sa­dakasını zorunlu kıldığını haber vermektedir. (Ebu Davud, Zekât, 18.)

Fitre, zekât ve diğer sadaka­lar; zengin ile fakir arasındaki uçurumu gideren köprülerdir. Bunlar vesilesiyle toplum içeri­sinde yardımlaşma ve dayanış­ma duygularının pekiştirilmesi, sosyal dengenin sağlanması hedeflenmiştir. Aynı zaman­da ramazan boyunca bedenen arınan Müslümanlar, her türlü sadaka ve infakla bir taraftan malını arındırırken diğer taraf­tan onu bereketlendirmektedir.

İftar, “orucu açmak” demektir ve bir Müslüman için en özel anlardan biridir. Peygamberi­miz “Oruçlu kimsenin kendisiy­le mutlu olacağı iki sevinci var­dır: Birisi, orucunu açtığı andaki iftar sevinci, diğeri de Rabbine kavuştuğu zaman orucuna kar­şılık mükâfatının sevincidir.” (Müslim, Sıyâm, 163.) buyurarak if­tar anındaki mutluluğa dikkat çekmektedir. Mümin, bir taraf­tan bu sevinci yaşarken diğer taraftan bunu diğer kardeşle­riyle paylaşarak artırmaya gay­ret göstermelidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) de insanları, lokmalarını mümin kardeşleriy­le paylaşmaya teşvik ederdi.

Kardeşlik bilinciyle fakirle­rin, muhtaçların ve yetimlerin buluşacağı ve Yüce Allah’ın o mazlumlar hürmetine bereket ihsan edeceği kardeşlik sofra­ları kurmak ramazan denince akla gelen ilk güzelliklerdendir. Yüce Allah’a tam bir sadakat ve teslimiyetle, sadece O’nun rızası gözetilerek kurulacak iftar sof­rasının mükâfatını anlayabilmek için Efendimiz’in (s.a.s.) şu müj­desine kulak verelim: “Her kim bir oruçluya iftar verirse, o kişinin sevabı kadar sevap elde eder. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizi, Savm, 82.) Ancak toplum sağlığı açısından bir kısıtlama olursa toplu iftarları da ertelemek gerekir. İhtiyaç sa­hiplerine yapacağımız yardımlar­la, onların iftar sofralarını kurma­larına destek verebiliriz.

Her ânı Müslüman için bere­ket vesilesi olan ramazanın bir diğer önemli vakti sahurdur. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Sahur yemeği yiyin. Çünkü sahur ye­meğinde bereket vardır.” (Buhari, Savm, 20.) buyurarak müminleri bu yemeğe teşvik etmiştir. Aynı şekilde Efendimiz bu yemeği “bereketli yemek” olarak isim­lendirerek (Ebu Davud, Sıyâm, 16.) bu yemeğin bizzat kendisinin bereket için bir vesile olaca­ğını beyan etmiştir. Sahur sa­dece maddi bereket değil aynı zamanda manevi bereketin de kaynaklarındandır. Çünkü Re­sulüllah, sahur yapanlara Yüce Allah’ın ve meleklerinin salat getireceklerinin müjdesini ver­miştir. (Ahmed b. Hanbel, XVII, 150.)

Sonuç olarak Yüce Allah bizi rahmet, mağfiret ve bereket mevsimi olan ramazana kavuş­turarak bize yeni bir fırsat verdi. Erişebileceğimiz belki de son ramazan olduğu düşüncesiyle hayatımızda tertemiz, bem­beyaz bir sayfa için kaçırılma­yacak bir imkândır bu. Kişi, o güne kadar yapıp ettiklerinin muhasebesini yapmalı, bere­ketin mümin gönüllere sağanak olarak yağdığı bu mübarek ayı, elde edeceği maddi ve manevi kazançlar için fırsata çevirme­lidir. Mümin, Allah Resulü’nün, “Büyük günahlardan uzak du­rulduğu takdirde, ramazan di­ğer ramazana kadar arada iş­lenen günahlara kefaret olur.” (Müslim, Taharet, 16.) müjdesini ak­lından çıkarmamalıdır.