Makale

AĞRILARINIZIN SEBEBİ PSİKOLOJİK OLABİLİR Mİ?

AĞRILARINIZIN SEBEBİ
PSİKOLOJİK OLABİLİR Mİ?

Vildan Kaldırım Sandal
Psikolog

Yaşadığı olaylar, kendisi ile ilgili olumsuz duygu ve düşünceleri, kişinin hayatını zannedilenden çok daha fazla etkiliyor. Artık çok sayıda araştırma, duygu ve düşüncelerin insan bedenine verdiği zarar konusunda hemfikir. Ağrı bozuklukları, mide ve bağırsak sorunları, cilt hastalıkları, kalp rahatsızlıkları, tansiyon, şeker gibi birçok rahatsızlıkta olumsuz duygu ve düşüncelerin payı var.
Aslında negatif duygular, bizim hayatta kalmamız için gerekli olan duygulardır. Nasıl ki yaşadığınız bir stres sonucunda derslerinize daha çok çalışıyor, karşıdan karşıya geçerken bir arabanın üzerinize hızlı bir şekilde geldiğini gördüğünüzde korkarak kaçıyorsanız diğer olumsuz duygular da sizi bir şekilde motive eder ve hayatta tutar. Ancak belirli bir düzeyde oldukları zaman! Siz eğer size çarpmak üzere olan arabanın korkusunu uzun süre atamayıp karşıdan karşıya her seferinde korkarak geçiyorsanız bu, bir probleme işaret eder. Gereğinden fazla yaşanan negatif duygular, hem ruhsal hem bedensel sorunlar ortaya çıkarır ve kişinin işlevselliğini ciddi bir biçimde bozar.

Psikolojik Ağrılar
Ağrı, vücudun fiziksel bütünlüğünü bozan şeylere karşı beynin verdiği bir sinyaldir. Psikolojik kökenli ağrı ise fiziksel muayenelerden ve laboratuvar sonuçları gibi değerlendirmelerden sonra organik bir neden bulunamadığı hâlde yaşanan durumdur. Bu kişiler “gerçek gibi” değil, “gerçekten” ağrı hissederler. Hatta bu ağrılar günlük yaşantılarını o kadar bozar ki kişiler doktor doktor gezip, avuç dolusu ilaç kullanıp gereksiz operasyon geçirebilirler. “Durumunuz psikolojik.” dendiği zaman “Bu doktor beni anlamadı.” diyerek başka doktor aramaya devam ederler. Çünkü birçok insan için “psikolojik” demek aslında “Ağrısı yok, numara yapıyor.” anlamına gelebilir.
Psikolojik ağrıda asıl bozuk olan, beynin ağrıyı algılama biçimidir. Buna örnek olarak “fantom uzuv ağrısı”nı verebiliriz. Fantom, hayalet demektir. Hayalet ağrı, kişinin kaybettiği bir uzvunun ağrısını hissetme durumudur. Örneğin kolu kesilen kişi, kaybettiği kolunda şiddetli bir ağrı hisseder. Bu durum, beynin kesilen organı kontrol eden bölümünün aktif kalması sonucu oluşur. Yani beyin, uzvun kesildiğini kabul etmemiştir. Kişi de olmadığını bildiği hâlde uzvu hâlâ yerindeymiş gibi ağrı hisseder.
Psikolojik Ağrılar Kimlerde Daha Fazla Görülür?
Hastalığın duyguları ifade etmekte zorluk çeken kişilerde görülme riski fazladır. Maalesef toplumumuzda insanların yaşadığı psikolojik acıyı ifade etmesi sanki bir suç, kusur, zayıflık gibi algılandığından bazı insanlar psikolojik sorununun bilinmesini istemez. Onun yerine bedensel bir acı daha kabul edilebilir olur. Bu nedenle de duygularını ifade etme zorluğu çeken kişiler, ağrılarını beden dili ile ifade etmeye başlarlar. Mesela eşine sinirlenen kadın tartışmadan sonra kolunun kasıldığını, başının ağrıdığını hissedebilir.
Mükemmeliyetçi, evhamlı, obsesif kişilerde de psikolojik ağrı görülür. Özelikle kaygı bozuklukları ağrı ile bağlantılı olur. Panik bozuklukta kalp, göğüs ağrısı çok görülür. Hastalar kalp ağrısı/sıkışması nedeni ile hastaneye giderler. Aslında kişiler, ağrı ile ilgili aşırı bir reaksiyon göstermektedirler. Evet, ağrıyı hissediyordur ama verdiği tepki, yaşanan ağrı ile orantısızdır. Bu tepki de beynin, durumu felaket gibi algılamasına yol açar. Felaket gibi algılandığında ise nasıl korkunç bir olayda elleriniz titrer, terleme başlar, nefes almakta zorlanırsınız aynı şekilde bu belirtiler görülür. Böylece yaşadığı durum yani ağrı-sıkışma hissi artar.
Bazı mükemmeliyetçi kişiler hayatlarında hiç ağrı olmamalıymış gibi davranır, “Ağrım olursa yaşayamam.” tarzı bir düşünce ile aşırı tahammülsüzlük gösterebilirler. Yaşadığı bu acıyı takıntı hâline getiren kişiler ise tekrarlayıcı ağrı ile uğraşırlar.
Çocuklar, ebeveynlerini ağrı konusunda da model alabilir. Çünkü ağrıyı kullanan kişilerde artık ağrı bir iletişim biçimi hâline gelir. Bu tarz somatik problemi olan bazı kişilerin çocukluk dönemlerine bakıldığında annelerinin de kendileri gibi psikolojik ağrı yaşadığı görülür.
Peki, Ne Yapmalı?
Psikolojik ağrı yaşayan kişiler, eğer ağrılarından kurtulmak istiyorlarsa ilk adım, bu durumun tedavi ile düzeleceğine inanmalarıdır. Hastalara sahte ilaç veya tedavi uygulaması olan plasebo, inanmaya en iyi örnektir. Plasebonun etkisi ile ilgili birçok deney yapılmıştır. Örneğin, psikolojik baş ağrısı çeken 50 kişiye plasebo uygulanmış, yeni ve çok güçlü bir ağrı kesicinin bulunduğu ve denekler üzerinde uygulanacağı söylenmiştir. Bu deney sonucunda hastaların % 40’ının ağrılarının geçtiği gözlenmiştir. Sonuç olarak kişiler, tedaviye başlamadan önce ne kadar pozitif düşünürlerse tedavi sonunda da o kadar iyileşme gösterirler. İyileşme göstermesinin sebebi ise beynin “betaendorfin” denilen ağrı kesici ve mutluluk verici özelliği bulunan enzimin salınımını artırmasıdır.
Psikolojik ağrı hastalarının özellikle düzenli spor yapmaları önemlidir. Aktif spor yapan kişilerde, bahsedilen endorfin enzimi salgılanır.
Psikolojik ağrı yaşayan kişiler, ağrıdan kazanç sağlıyor olabilirler. Ağrısı olduğu için sorumluluktan uzaklaşan, sevgi, ilgi ihtiyacı sadece ağrısı olduğu zamanlar karşılanan kişi, farkında olmadan ihtiyaçlarını karşılayan bir araç olarak ağrıyı kullanır. Bu, bilinçaltı savunma mekanizmasıdır. Aynı şekilde okula “Ağrım var.” diyerek gitmek istemeyen çocuklarda da bu durum görülür. Aslında yaşadığı, okul korkusunun bir ifade biçimidir. Normal zamanda çocuğun karnı ağrıdığında aile aşırı ilgili ise çocuk bunu kullanabilir. “Ağrı çektiğim zaman ailem benimle daha fazla ilgileniyor.”u öğrenir ve stres altında iken ağrı yaşayabilir. Ağrıyan, aslında karnı değil beynidir. Çocuk o gün okula gitmezse, ertesi gün de ailesi öğretmene “Hocam, hasta oldu, bugün mazur görseniz.” derse, öğretmen, çocuk hasta diye derse çok katılım sağlatmazsa çocuk için okula gitmemek, derse katılmamak bir ödül/kazanç hâline gelir. Ve bir süre sonra beyin bunu otomatik olarak yapar.
Eğer ağrı sonrasında kişiler kazanç elde ediyorsa mutlaka kazanç faktörü ortadan kaldırılmalıdır. Kişiye “Bu hastalık senin için bir sığınak gibi, iyileşme çabası içerisinde değilsin, bu senin ağrılarını iyileştirmiyor.” mesajını vermek gerekir. Ağrısı ile ilgilenilmediği zaman kişi bunu görür ve sorumluluklarını yerine getirmek zorunda kalır, zamanla daha iyi hâle gelir. Aynı şekilde çocukların “Ben senin için elimden geleni yaptım fakat bu senin sorumluluğun.” mesajı verilerek okula gönderilmesi gerekir.
Çözüm için psikoterapi teknikleri uygulanabilir. En çok kullanılan bilişsel davranışçı psikoterapidir (BDT). Yaşadıkları çocukluk travmalarını, korkularını, olumsuz duygu ve düşüncelerini ele alarak hastaların kendisini tanımaları sağlanır. Süreç içerisinde hasta ilerleme gösterir. Psikoterapiden farklı olarak EMDR (göz hareketleri ile duyguları yeniden düzenleme uygulaması) oldukça yaygındır. Sağ-sol beynin uyumlu çalışmasını sağlar. Ağrı ile ilgili algıları değiştiren etkili bir tekniktir.
En yaygın kullanılan, antidepresan tedavisidir. Ağrıyı algılayan seratonin maddesidir ve antidepresanların ağrı kesici özellikleri de buradan gelir.

Kronik Ağrıların Yol Açtığı Sorunlar Nelerdir?
Fibromiyalji, romatizmal hastalıklar, kanser ağrıları gibi kronik hastalıklarda en sık görülen bozukluk depresyon, en sık görülen belirti ise anksiyete yani kaygıdır. Uzun süre ağrı ile mücadele eden birey; tartışmacı, öfkeli, yalnız kalmak isteyen mutsuz biri hâline gelebilir. Hastalık ile etkili bir şekilde başa çıkamadığında depresyon kaçınılmazdır. Depresyon ile ağrıya olan algısı artar. Kişi yine başa çıkamaz. Bu, kısır döngü hâlinde devam eder ve tedaviyi zorlaştırır. Hayata karşı olumsuz bir tutum sergileyen, mutsuz, yetersiz olduğunu düşünen, depresif insanlar daha az endorfin salgıladıklarından ağrı eşikleri de düşüktür.
Son olarak, psikolojik ağrı ciddi bir bozukluktur. Psikolojik yardım almadan kolayca geçebilecek bir hastalık değildir. Bu ağrıları yaşayanlar, tedaviye inanarak profesyonel yardım alırlarsa çok daha hızlı bir şekilde iyileşebilirler.