Makale

SELAM KARDEŞ!

SELAM KARDEŞ!

Ayşe Nur ÖZKAN
İstanbul Kadıköy Vaizi

Yeni Zelanda’nın “Christchurch” kentindeki terör saldırısında hayatını kaybeden Davud Nabi’nin son sözüydü “Hello brother!”

Kendisini ve kendisi gibi ibadet için bir arada bulunan onlarca Müslümanı öldürmeye gelen teröriste karşı, tüm içtenliği ile samimi, kuşatıcı, ön yargıdan uzak, sevgi dolu bir ifadeydi onunkisi. İslam’ın nezaketini, insana verdiği değeri ve güveni hissettiren sıcacık bir kelime: Merhaba, selam!

Selam; barış, huzur, güven demektir. “Benden sana zarar gelmez.” demektir. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) tavsiye ettiği, aramızda yaymamızı istediği, imanımızın hâl ve hareketlerimizdeki yansıması, aramızdaki sevgi ve muhabbetin kaynağıdır selam. Allah Teâlâ’nın tüm peygamberler için seçtiği dinin adı “İslam”, bu dine inananları tanımlayan kelime olan “Müslüman” da hep aynı kökten gelir.

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.” (Müslim, İman, 93-94.) der Peygamber Efendimiz. Cennetin kapısını açan ilk anahtarın iman, imanın bir göstergesinin de sevgi olduğunu hatırlatır bize. Birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olmayacağımızı bildirir ve hemen devamında sevgimizin ilişkilerimize yansıyabilmesi için bir davranış modeli sunar bize. “Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslim, İman, 93-94.)

Aranızda selamı yayınız

Günümüzün kendine ve toplumuna yabancılaşan insanına mucizevi bir reçetedir “selamı yayma” hadisi. Selam göz göze, yüz yüze, can cana iletişimin başlangıç noktasıdır çünkü. İki insan birbirinin farkına vardığı anda iletişim başlar.

Karşımızdaki kişiyi fark ettiğimizde iki seçeneğimiz vardır. Ya tebessüm eder, selam veririz ya da başka bir şeyle meşgul olma görüntüsü içinde görmemiş gibi yaparız. Selam vermek; önemsemek, umursamak, karşımızdaki kişiye değerli olduğunu hissettirmektir. “İslam’ın hangi ibadeti hayırlıdır?” diye soran sahabeye, Peygamberimizin, “Yemek yedirmen ve bildiğine bilmediğine selam vermen.” cevabı, iki insanın karşılaştığında, hayırlı olan kişinin “Selama ilk başlayan kişi.” olduğu müjdesi (Buhari, VIII,45.) insana değer veren bir dinin, bu değeri hayatımıza ve davranışlarımıza aksettirme tavsiyeleridir.

Ama dikkat…

Selamlarımız, selam verdiğimiz kişiye, ortama, mekâna, barışı, huzuru getirmeye vesile olduğunda anlamlıdır. Selamı yaymak, sadece selam ifade eden sözcükleri dilimize dökmek değildir. Verdiğimiz selamın davranışlarımızda da bir karşılığı olması gerektiğini unutmamamız gerekir. “Selamı yayınız.” hadisinin duygusal dünyamızdaki karşılığı esenlik, barış ve huzur hâli içerisinde olmak, davranışlarımızdaki karşılığı ise barışı, huzuru, dostluğu etrafımıza yaymaktır. Peygamberimizin (s.a.s.) Müslümanı tanımlarken kullandığı cümle de bize bunu hatırlatır: “Müslüman; elinden ve dilinden bütün insanların salim kaldığı, güvende olduğu, zarar görmediği kişidir.” (Nesai, İman, 8.)

Herkesin birbirine gülümsediği, selam verdiği ama gönül gönüle bağ kurulamayan, huzur ve barışa zemin hazırlamayan ilişkilerle örülü toplumlarda “yabancılaşma duygusu” karşımıza çıkar. İnsani ilişkiler anlamını ve değerini yitirdiği zaman yeni arayışlara ihtiyaç duyulur. Aile terapisti olan Virginia Satir, samimi ilişkilerden yoksun modern insanın yalnızlığına çare olarak kucaklaşmayı tavsiye ederken, Batı’da ücretli “profesyonel kucaklaşma” merkezlerinin açılması, bu merkezlerde görev yapan uzmanların, sevgi ve şefkat yoksunluğundan can çekişen bireylere “beş dakikadan beş saate kadar ücretli kucaklaşma seansı” uyguladıklarını ifade etmeleri ne kadar düşündürücüdür.

Selamlaşmada edep

Selam, müminde bulunması gereken alçakgönüllülüğün, yaşantımızda söz ve davranış ile karşılık bulmasıdır. “Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisa, 4/86.) ayeti bize selama nasıl karşılık vermemiz gerektiğini hatırlatır. Daha güzel bir şekilde selamı almak, “esselamü aleyküm” diyene “ve aleykümüselam ve rahmetullah” demektir. “esselamü aleyküm ve rahmetullah” diyene “ve aleykümüselam ve rahmetullah ve berakatühü” şeklinde cevap vermektir.

Selamlaşma adabına göre, küçük büyüğe, az kişi kalabalığa, yaya olan oturana, arkadan gelenler öndekilere selam verirler. Abdest alan, Kur’an okuyan, namaz kılan, hutbe dinleyen kişiye ise meşguliyetleri sebebiyle selam verilmez. Selam, yalnız karşılaştığımızda veya bir ortama girdiğimizde değil, ayrılırken de söylememiz gereken bir duadır. Evlerimize (kimse olmasa bile) selam vererek girmek, selamlaşarak ayrılmak dinimizin bize tavsiyesidir. Peygamberimizin, Hz. Enes’e “Yavrucuğum, ailenin yanına gittiğinde onlara selam ver, sana ve ev halkına bereket olsun.” (Tirmizi, İstizan, 10.) hadisi, sevgi, saygı, huzur ve berekete muhtaç olan evlerin inşasına ne güzel bir başlangıçtır.

Allahümme entes selam ve minkes selam…

Selam müminin hayatında sadece bir iletişim sözü olarak işlev görmez. Aynı zamanda Allah’ın en güzel isimlerinden biri “es-Selam”dır. Allah, kullarını her türlü musibetten, sıkıntıdan, tehlikeden selamete çıkarandır.

“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol!”(Enbiya, 21/69.) buyurunca ateşi gül bahçesine çeviren bir Allah’a iman ederiz. Bizi daru’s-selama çağırdığını, rızasını arayanı Kur’an ile selam yollarına ileteceğini biliriz. (Maide, 5/16.)

Selam, meleklerin müminlere de hitabıdır. Melekler sabredenlere, tertemiz olarak canlarını aldıkları kişilere “selam” der. Cennete giren müminler selam ile karşılanır, cennette birbiriyle selamlaşır. Cennet halkının da sözüdür selam: “Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler. Sadece “Selam!”, “Selam!” sözünü işitirler.” (Vakıa, 56/25-26.)

Hayatını “Selam” isminin tecellileri ile yaşamayı şiar edinen, karşılaştığı her insana huzuru, barışı, güveni yaymaya çalışan, mahşer yolculuğuna selametle çıkıp darü’s-selamda konaklamayı arzulayan güzel insanlar. Kim bilir belki de bu selam sizedir! Selamün kavlen min rabbirrahim…