Makale

RUHUN SANATA DOKUNUŞU HATTATLIK

RUHUN SANATA DOKUNUŞU HATTATLIK

Nagihan AYDIN
İstanbul Beylikdüzü Kur’an Kursu Öğreticisi

Güzel olana meyilli yaratılan insan, her dönem sanatla birlikte yol aldı. Kimi bir resimde, kimi bir musikide kimi de taşları konuşturan nakışlarda kendi ruhunu gördü. Sevincini, hüznünü ve bütün fıtrat özelliklerini seyre daldı. Kendine haslığı ve özel olanı aktarmanın bir yolu da şüphesiz yazı yazma sanatı oldu. Gönül gözüyle kalem nefesini tuttu ve kâğıda her dokunuşunda ruhundan bir nokta vurdu.

Batı’da kaligrafi olarak adlandırılan bu sanat, temelleri çok eskiye dayanan bir yazı türüdür. Kaligrafi, ilk olarak Latin harfleriyle yazıda güzeli bulma çabası olarak ortaya konuldu. Daha sonra çeşitli süsleme alanlarında da kullanılmaya başlandı.

İslami kültürde hüsnühat olarak anılan güzel yazma sanatı, İslamiyet’in gelişiyle Arap alfabesini kullanarak yazma sanatına dönüştü. İslam’ın yazıyı zarif ve estetik olarak yazmaya verdiği önemle gittikçe kendine özgü motifler de katılarak bu yazı alanında çeşitli akımlar oluştu.

Hat sanatıyla uğraşanlara verilen ad olan hattatlık, Arap harfleriyle değişik ve süslü biçimde zarafete dayalı düzenlemelerle yazı yazma sanatını icra etmektir. Emeviler döneminde başlayıp Abbasiler döneminde yaygınlaşan hat sanatı, zamanla Türk sanatkârları tarafından geliştirilerek Arap yazısının güzel sanatlar alanına taşınması sağlandı.

İslamiyet’in doğuşu sırasında Araplar tarafından “kufi” adında bir yazı çeşidi kullanılıyordu. İslamiyet’in gelişiyle hattatlar tarafından daha farklı yazılar da ortaya konuldu. O dönemde Arap hat ustası olarak bilinen Yakut-i Mustasımi, hat sanatında kullanılan altı tane yazı türünün (nesih, sülüs, celi, talik, rıka, divani) kurallarını tespit ederek uygulanabilirliğini belirginleştirdi. Bundan sonraki dönemlerde süsleme sanatıyla pekişen daha pek çok yönü, hat sanatının gelişmesinde etkili oldu.

Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra Anadolu’ya gelmesiyle geliştiği bilinen hat sanatının temellerini XV. yüzyılda Hattat Şeyh Hamdullah attı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah, XVII. yüzyıla kadar hat sanatında etkilerini gösterdi. Hattatlığın bir usta- çırak ilişkisi olması yetişen yeni öğrencilerle nesilden nesile aktarılmasını sağladı. Ustaların kaleminden dökülen sır, çırakların gönlünde demlenince emanet daha güzel mertebelere taşındı. Hattat Şeyh Hamdullah’ın ardından Hattat Hafız Osman, hat sanatını Kur’an-ı Kerim yazımında kullanarak icra ettiği eşsiz sanatıyla bütün İslam ülkelerinde adını duyurdu. Bakanlara hayranlık veren Mushafların, okuyanlara verdiği manevi huzurun adı oldu.

İslam uygarlığında hat sanatının ilerlemesi, süsleme sanatıyla paralellik gösterir. Tezhip ve mimari gibi alanların ilerlemesi, hat sanatının da gelişip ilerlemesini sağladı. Mimaride ortaya konulan, cami, medrese, şifahane, saray, kubbeler ve nihayetinde mezar taşları gibi tüm eserlere güzel yazı yazma ve süsleme ihtiyacı hat sanatının derinleşmesine sebep oldu.

Hattatlar Osmanlı döneminde başka alanlarda da donanımlı olması beklenen, çok yönlü kişilerdi. Din, edebiyat, astronomi, geometri, felsefe gibi bazı ilimlere vakıf olması gereken hattatlar, mizaç olarak iyi huylu ve mütevazı kimseler olmalıydı çünkü temiz bir gönül âlemi, kalemin hakkını vermenin ilk adımı sayılırdı. Sabırlı ve bir o kadar da sıkıntılara dayanabilecek güçlü birinin hattat olarak sanat icra etmesi, hattatlığın aynı zamanda bir sabır işi olduğunu da açıkça gösteriyordu. Hattatların her bir harfi yazarken aktardığı duygular, büyük bir ahenkle bakanların gönüllerine sirayet etti. Her bir harfi hak ettiği yere koymak aslında gönüllerde olmak istenen yeri hedeflemekti.

Hattatlık, çizgilerin şekiller verilerek ortaya çıkan yazı türünden çok bir sanatkârın bütün ruhsal özelliklerini çizgiyle resmetmesi olarak ifade edilebilir. Diğer sanat dallarıyla ilişkisi düşünüldüğünde Türk edebiyatında ünlü divan şairlerinin hat sanatına ilgi duyduğunu bir kısmının aynı zamanda hattat olduğunu, şiirlerinde hat ve hattatlığın önemine yaptıkları vurgulardan anlıyoruz. Fuzuli, Sünbülzade Vehbi ve Hedai gibi şairler şiirlerinde hat sanatının sadece yazıyı güzel şekilde yazmak olmadığını, aksine yazılanların anlam ve derinliğinin önemli olduğunu dile getirmişlerdir.

Hat sanatını icra edenlerin aynı zamanda minyatür sanatında da etkin eserler verdiği görülmüştür. Bazı hattatlar ise parmaklarını, ellerini güçlendirmek ve onları etkin şekilde kullanabilmek adına bazı spor dallarına yöneldiler. Osmanlı’da yaşadığı dönemde iyi bir okçu olarak da bilinen Şeyh Hamdullah, Matrakçı Nasuh, Abdürrahim Karahisari hem hattat hem de okçu vasıflarıyla bilinenlerden bazılarıdır.

Yazıda kullanılan her bir çizgi mutluluğu, sevinci belki de bir sevgiyi ifade etti. İslam medeniyetlerinde en çok Allah ve Peygamber sevgisine vurgu yapacak nitelikte eserler ortaya konuldu. Resim sanatıyla ortaya konulamayan bütün güzellikler, harflerle cisimleşip bir ruh oluşturarak gönüllere işlendi. Şimdilerde tarihi cami ve duvarlarında, mezar taşlarında ve bazı el yazması kitaplarda ilgilenenlerin beğenisini çekmeye devam ediyor. Hâlâ günümüz hattatları tarafından da yaşatılmaya çalışılan bu sanat, her bir çizgisinde gözden kalbe giden aşk ve sabırla örülmüş bir köprü olmayı sürdürüyor.