Makale

KÜÇÜK BİR KIZ ÇOCUĞU

KÜÇÜK BİR KIZ ÇOCUĞU

Nurefşan Sağlam
Kocaeli Darıca Kur’an Kursu Öğreticisi

Cami lojmanında oturdukları yıllarda yaşamıştı çocukluğunun altın çağını. Evleriyle aynı bahçeyi paylaşan caminin imamıydı babası. Neredeyse her vakit babasıyla camiye gider, minareye çıkıp babasının okuduğu ezanı dinler, bazen de dinlemekle kalmaz, yaramazlıklarıyla ezan okuyan babasını güldürürdü. Buna rağmen babasından tek bir azar işitmemişti. Aksine onun bu küçük yaramazlıklarına babası, sevgi ve merhametiyle karşılık verirdi. Sonra cemaatle namazlara iştirak eder, namazın bitiminde babası cemaate yüzünü dönüp oturduğunda, hemen o da cemaate yüzünü dönüp otururdu. Tesbihatlara ses verir ve hatta kulak dolumu birçok sure ve aşırları ezberlerdi. Hele ki yatsı namazlarının sonunda bülbül gibi şakıyan, Kur’an talebesi abilerden dinlediği ilahiler onu mest eder ve ruh âlemine ahenk katardı.

Annesiyle gittiği sabah namazlarında, caminin mahfilinde, komşu teyzelerin pardösülerinden itinayla yapılmış yer yatağında yatmak ve üzerine anne şefkatiyle örtülen, annesinin kokusunun sinmiş olduğu pardösüye sarılmak muhteşem bir hazdı. Babasının, huşu notalarıyla süslediği, davudî sesiyle okuduğu Kur’an ayetlerini dinleyerek; tavan ve duvarlardaki hat yazılarını, sanatlı nakışları ve pırıl pırıl parlayan billur avizeleri, pencerelerdeki rengârenk camları seyrederek uyku âlemine doğru yola koyulmanın zevki tarif edilemezdi. Camide koşmak ve midesi bulanana kadar fırıldak gibi dönmek, dışarıda seksek oynamaktan daha zevkliydi.

Cuma namazından sonra, elindeki cam kutuda, içi, güller, menekşeler, sümbüller, lavantalar, leylaklar dolusu cam şişelerdeki kokuları cemaate satmak için caminin bahçesine tezgâhını kuran nur yüzlü, sakallı, tonton dedenin sohbetine de doyum olmazdı. Tabii gül bahçesine giren gül kokar düsturunca dedenin sürdüğü envaiçeşit kokularla etrafa güzel rayihalar saçardı bu küçük kız. Diğer çocuklara göre daha şanslıydı. Bütün cemaat onu çok sever ve camide yaptığı çocukluklara kızmazdı.

Bu hikâyeyi neden anlattığımı merak ediyorsanız hemen cevap vereyim. Duyuyoruz ki, yaşı büyük çocuklar, yaşı küçük çocukların camiye gelmesini istemiyormuş. Hatta gelip yaramazlık yapanları azarlıyormuş ve daha da ileri gidip onları camiden kovuyorlarmış. Ama neden? Kimden görmüşler böyle bir hareketi? Örnek almamız gereken en büyük model Peygamber Efendimiz bile Hasan (r.a.) kucağında iken hutbeyi okur, anlatacaklarını halka anlatır, arada torununu öper “Ben bunu seviyorum.” dermiş.

Yine Efendimiz (s.a.s.), minberde hutbe okurken torunlarının düşe kalka mescide girdiklerini görünce hutbeyi yarıda kesip onları kucaklayıp bağrına basarmış. Namazda boynuna sarılan Hasan ile Hüseyin Efendilerimizin oyununu bozmamak için secdelerini uzun tutarmış. Baş imamımız olan Hz. Muhammed (s.a.s) böyle yapıyorsa cemaati olan bu ümmetin buna harfiyen uyması gerekmez mi? Hem yukarıda anlattığım gerçek hikâyedeki küçük kız, belki de caminin o güzel atmosferinde büyümeseydi rahatlıkla namaz kılmaya alışamaz, tesettürü bu kadar gönülden kabul edemez, sanatsal yönden gelişemez, sosyal çevrede yerini alamaz, millet ruhu güçlenemez, Kur’an talebesi olamaz ve kendisi gibi Kur’an talebeleri ve hafızlar yetiştiremez.

Eğer bugün bunları gerçekleştirebilen bir nesil varsa bu nesil muhakkak caminin o temiz, pak havasını damarlarında hissedecek kadar içine çekmiş demektir. İşte bu yüzden bütün ebeveynler, çocuklarının elinden tutup eğlenmesi için parklara, bahçelere götürüyorsa; camiye götürmesi gerekmektedir. Tabii bu çocukların, camiye gittiklerinde asık yüzlerle değil de, güler yüzlü, tebessümün hâkim olduğu çehrelerle karşılaşmaları; çirkin, azarlayıcı konuşmalarla değil güzel sözlerle gönüllerinin hoş tutulması da lazımdır.

İmamlarımızın da bu konu üzerinde durmaları, cami ve mescitlerin her yaştaki insanın rahatlıkla girip çıkacağı bir yer olduğunu sık sık cemaate hatırlatmaları çok güzel olacaktır. Arada bir sevindirici haberler okuyoruz. İmamlarımız özveriyle çalışarak çocukları ve gençleri camiye çekmek için onlarla güzel diyaloglara giriyor, futbol turnuvaları düzenliyor, hediyeler veriyorlar. Allah, böyle ufku geniş imamlarımızın sayılarını artırsın.

Çocuklukta gelişmeye başlayan dinî duyguların çocuklarımızda inkişaf edebilmesi ve Müslüman kimliğinin bünyelerine iyice yerleştirilebilmesi için onları tek olan Allah’a yapılan ibadetin vücut bulduğu ortama, yani cami ve mescitlerimize götürmemiz hepimizin boynunun borcudur. Bu, ileriye yönelik büyük bir yatırım, huzurlu, barış dolu bir dünyanın tesisi için çok mühim bir harekettir. Bu kârlı işten nasiplenmek ve amel defterlerinin kapanmamasına vesile olacak bir nesil yetiştirmek isteyen tüm ebeveynlerin Allah yardımcısı olsun. Vesselam…