Makale

KARSLI İKİ BÜYÜK İSLÂM BİLGİNİ

Osmanlılar’dan önce yetişen:

KARSLI İKİ BÜYÜK İSLÂM BİLGİNİ

Dr. Kırzıoğlu M. Fahrettin

Bizans İmparatorluğu elindeki Anadolu’nun “doğu-kapısı” sayılan Kars ili, Büyük-Selçuklu Sultanı ALPARSLAN’ın 16 Ağustos 1064 günü ANI müstahkem geli­rini fetheylemesiyle Selçuklu ülkesine katılmıştı. Ani şehri, Bizanslıların büyük garnizon merkezi ve vâlilik makamı olup, Kara şehrinin 40 Km. doğusunda ve Arpaçayı’nın sağ kıyısında bugün de çok muhteşem örenleriyle ünlü bir yerdir. Ani’nin fethi, hicrî-kameri takvimle 29 Şa’bân 456 Pazartesi’ye rastlıyor. 25 günlük sıkı kuşatma ve kuzeyden mancınık ile ok atışları sonunda Rum Kayserilinden fethe­dilen Yukarı-Aras boyunun bu en büyük Anadolu şehrindeki Katedral, Sultan Arparslan’ın buyruğu ile hemen FETHİYYE adı ile câmie çevrilip, minber ve mihrâbı yapılarak, Sultan ile oğlu Veliahd Melikşalı va Başvezir Tuşlu Nizâmülmülk Ha­san ve öteki Selçuklu başbuğ ve uluları, 20 Ağustos 1064 (5 Ramazân 456) günü Cuma namazını burada kıldılar. 29 Mayıs 1453 Salı günü Bizans’ın son yurdu İstanbul’u fetheden Osmanlı Sultanı Sultan Mehmed II. de, buranın en ulu kilisesi Ayasofya’yı fetih geleneğimize uyarak câmie çevirip, 1 Haziran 1453 Cuma günü burada Cuma namazı kılmıştı. Bir edibimizin Kars üzerine 1966 da yazdığı bir ta­rihî piyeste belirttiği gibi, bugünkü Türkiye, Anadolu Fâtihi Selçuklu Alparslan’ın Ani - Fethiyye Câmii’nde ilk namazı kılışı ile, İstanbul Fâtihi Osmanlı Fâtih Sul­tan Mehmed’in Ayasofya - Fethiyye Câmii’nde ilk Cumayı kılması arasında ge­çen 389 yıl içinde kurulup, yurt ve millet bütünlüğümüz tamamlanmıştır!..

Ani-Kars ili fethiyle başlayan Anadolu’nun açılması, T yıl 10 gün sonra Ma­lazgirt’te Rum Kayser1 inin Alparslan tarafından tutsak alınması ve 200.000 lik Bizans ordusunun yenilmesiyle tâçlanmış oldu. Anı şehri ve çevresini, Selçuklulara bağlı olup öncülük ve kılavuzluk yapan şimdiki Erevan (Revan) ın 30 Km. kadar güney-doğusunda Divin şehrinde oturan Şeddâdoğulları’ndan Ebûlesvâr Şâvûr oğlu Menûçehr Bey’e bağışlayan ve yanına Selçuklu koruyucuları bırakan Alparslan, Kirman’da taht için ayaklanan kardeşi Karaarslan-Kavurd’un üzerine yürümüştü. Böylece, Kars ilinde, 1064 Ağustosunda Selçuklular’a bağlı ilk Anadolu beyliği ola­rak Anı-Şeddâdlıları (1064-1200) Hükümeti kurulmuş; buranın surları onarılarak yeni yeni İslâmî yapılar, Medrese, Menûçehr-Câmii, Mastaba (Kervansaray) ve türbeler, vakıf hamam ve çarşı yapılmıştı. Bu yüzden Erzurum, Erzincan, Malatya, Sivas, İznik ve Konya gibi Selçuklu ve onlara bağlı beyliklerin merkezlerinden da­ha önce ve Âmid (Diyarbekir) ile Bitlis ve Ahlat’tan sonra Kars’ın Anı şehrindeki medreselerde İslâm bilginleri yetişmeye başladı. 1064 Ağustosu 20 sinden son­raki hafta içinde Kars şehri de yerli Eski-Oğuz ilbeğlerinden Bagratlı Abbas’tan (1029-1064) barış yoluyla Selçuklular’a katılmış ve sonra merkezi Erzurum olan Saltuklu Beğliği’ne geçtiğinden, Kars ile Anı arasında bulunan iki Yahnı-Dağları, iki kardeş sayılan Saltuklular ile Şeddadlılar arasında sınır sayılmıştı.

Böylece, ilk Selçuklu fethi ile İslâm-Türk medeniyetinin kurulup gelişmesinde de öncelik kazanan Kars İlimizdeki Anı ve Kars şehirleri içinden yetişerek bütün İslâm dünyası içinde büyük sayılan ve Osmanlı fethinden önceleri yaşayan iki Türk bilginini tanıtmaya çalışacağız.

1. ANI’LI KADI BÜRHANÜDDİN EBU-NASR (1143 - öl. 1218 den sonra) :

İlk Anı Şeddadlı Beği Ebûşücâ’ Menûçehr Beğin (1064-1110) yanına muhâfız olarak yerleşen Selçuklular arasında, “Sipehdâr ve leşgerkeş” (ordu kumandanı) olarak bir Muzaffer Beğ de vardı. Bu Muzaffer’in 1083 te Anı’da doğan oğlu Mes’ud’un beş kızı doğmuş, oğlu olmamıştı. Buna üzülerek adak adadı ve 60 yaşında iken 1143’te Anı’da doğan oğluna Bürhânüddin adı konuldu. Dede ve babasının “Türk” olduğunu öğünerek yazan Bürhânüddin, 46 yılda tamamladığı 7 ciltlik manzum Parsça “Enîsü’l-Kulûb” (= Gönüller-Yoldaşı) adlı Peygamberler Kıssası ve Halifeler ile Gazneliler, Selçuklular tarihçesinde, kendi hayâtını da anlatmaktadır. Bun­da, şâir ve bilginimizin hayâtı için kısaca şöyle deniyor:

Okumaya başladıktan sonra, beş yaşında şiir söylemeye alıştı. Anı Medresesin­de Fars dili ve edebiyatını, Hıristiyan rahiplerinden de Ermeni ye Gürcü dilini, ya­zısını, hattâ Tevrat ile İncil’i bile okuyup öğrendi. Bunlardan başka, tıb ve yıldızlar (astronomi) bilgisine de merak sarıp okudu. İşlek bir zekâsı, geniş bir hâfızası var­dı. Onsekiz yaşında iken (Şeddâdlı Emîri Mahmud oğlu EL Fadlûn, 1155-1161 ça­ğında, Anı’da ayaklanan papaslar ile taraftarları, bu Emîri güneyde ve Arapçayı sağındaki Bakran/Pekran Kalesine kaçırtarak, Apkaz Kıralı III. Georg’i (1154-1184) çağırıp, Haziran 1161 de şehri, Kıpçak/Kuman ordusuna dayanan) Apkazlar’a ver­diler. Anı İslâmları, Tiflis’e sürülürken, “Gürcü Yıvan”a tutsak düşen Bürhânüddin, onların dilini ve dinini iyi bildiğinden, kurtulup, “Rûm” (Anadolu) ülkesine kaçtı. Parasız ve perişan yaşarken, artık “yalan ve başkalarını öğme sayılan şiir yazma”yı bıraktı; bir gece Süleyman Peygamberi düşünde görüp, şeriat ilimlerini öğrenme­sine İşaret aldı. (Azerbaycan Atabeği ile Ahlat Meliki orduları birleşerek 13 Tem­muz 1163’te Apkazlar ordusunu bozunca, ancak 1164 Mayısında geri alınan Şeddadlı ülkesi) Anı’ya dönen Bürhânüddin, burada Tefsir, Hadis ve Fıkıh gibi şeriat İlim­lerini okudu, vâızlığa başladı. 1167’de bir gün Tebriz’de iken, Vâız Mahmûd adlı bir dostunun “Nebilerin hikâyelerini manzum olarak yazması”nın iki bakımdan çok ha­yırlı olacağı öğüdünü tutarak, altı yıldır bıraktığı şiir yazmaya yeniden başlayıp, 24 yaşında iken, Tûslu Firdevsî’nin “Şehnâme”sine bir çeşit reddiye mâhiyetinde ve onun vezniyle 1167 de Tebriz’de “Enîsü’l-Kulûb” adlı kitabına başladı. V. Cüz (Ki­tap) Adem-Ata’dan, II. si Hazret-i Mûsâ ve Fir’avun’dan, III. Kitap Dâvud-oğlu Süleyman-Nebi’den, IV. sü Lokmân Hekim’den, V. si Ashâb-ı-Kehf (Yedi-Uyur Kişi) den başlar. V. Cüz sonunda “Kıssa-i Muhammed Aleyhisselâm’a geçer; VI. Kitap, “Kıssa-i Ömer”le başlar, Hz. Peygamber’in Mi’râc ve Mu’cizelerini sayarak, Ebûcehl hikâyesiyle biter. Sonuncu olan VII. Kitap, “Kıssa-i Gazavât-i Muhammed Aleyhis- selâm”la başlar, Çâr-yâr’ın ve Hz. Hasan’ın hilâfeti ile bütün Emeviler ve Abbasîlerden 34. Halife Nâsır li-Dînillâh’a kadar ki Arap Halîfelerini, Gazneli ve Selçuklu Türk Sultanları çağını anlatır.

(Üç yıl Kıpçak/Apkaz-Gürcü işgalinde kalan Anı, son Şeddadlı Emîri Şâhenşâh-Sultân tarafından imar edildi. Fakat III. Georgi (1154-1184), yeniden Kıpçaklı ordusunu Başbuğ Orbelli Yıvan idaresinde Ekim 1174 te göndererek, Anı’yı zap­tettirip, Emir Şâhenşâh ile kardeşi Fahreddin Şeddâd’ı Tiflis’te ikamete memur ey­ledi. 1164’te Anı’ya baba ocağına dönen ve vâız olan Bürhânüddin’in, burada evlenip, oğlu Ahmed de burada doğunca, Ebû-Nasr künyesini almışken, 1174 Anı’nın düşmesi felâketi üzerine göçerek Ahlat ülkesine sığındı ve Ahlat Meliki II. Sokman ile Azer­baycan Atabekleri ordusunun 1175 Ağustosunda geri alıp yine Şeddadlılar’a verdiği Anı’ya bir daha dönmediği anlaşılıyor). Ahlat’ta Ermenşâh Seyfeddin Bektemir (1183-1193) melik iken, “Kaadı Ebû-Nasr Bürhânüddin Anevi” (= Anılı) diye anı­lan şâir ve bilginimiz H. 584 yılında (1188-1189 kışında) Hacca giderken, Ahlat Elçisi olarak Bağdad Halîfesi’ne gönderildi. Halife ile görüşüp kendisini sevdirerek menşûr, sancak ve at aldı. Bundan sonra, (1207 güzünde Ahlat Mavvafarkın-Eyyubluları eline geçmeden) Kadı Bürhânüddin, ikinci defa elçi olarak yine Bağdad’a gitti. (1207’de Ahlat’ın Sokmanlı/Ermenşâhlar’dan Eyyublulara geçmesi üzerine oğlu Ah­med ile birlikte Konya’ya göçüp, Selçuklu hizmetine giren) müellif, 1210’da Konya Selçuklu tahtına geçen Sultan İzzüddin Keykâvus adına 7 kitaplık “Enisü’l-Kulûb”unu 1211-1212 yılında bitirerek ve her kitabın bağında ve sonunda “Medh-i Sultân İzzüddin” adı ile yeni manzumeler ekliyerek, H. 608 Ramazanından (6 Şubat - 6 Mart 1212) sonra kitabı tamamlayıp, bu Selçuklu Sultanına sundu. İşte bu yazma veya kopyası, Sultan II. Bayazıd’ın vakıf mührü üzerinde basılı olarak bugün Ayasofya Kütüphanesinde 2984 sayıda bulunmaktadır. Kitap ciltli ve sağlamsa da, birtakım yapraklarım güve yemiş ve VI-VII. Kitap aralarında bu yüzden bâzı beyitlerin ba­şı veya sonu belirsiz olmuştur.

Anı’lı Kadı Ebû-Nasr Burhânüddin’i ve bu eserini, rahmetli Prof. Dr. Fuad Köp­rülü, Türk Tarih Kurumu’nun Temmuz 1943 tarihli 27. sayısında (Cilt VII., s. 459­522) 5 fotokopi levhası da. ekilyerek, çok güzel tanıtmış ve VII. Kitaptan “Hilâfet-i Kaadir”den “Nâsır”a kadarki bölümler ile Sultân İzzüddin’e “Nasihat” bahsinin de Farsça metinlerini vermiştir. 28.000 beyti bulan bu koca eserin Anadolu’da Selçuklu fethinden sonra yazılan ilk büyük Türk telifi ve “Anadolu Selçukluları Tarihinin Yerli Kaynaklarından birincisi olduğu da, belirtilmiştir. Prof. Dr. Osman Turan tarafından Ankara’da Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan “I. İzzüddin Keykâvus’un Vakfiyyesi’”nin metni, bu büyük Anı’lı bilgin tarafından H. 615 (1218) yı­lında kaleme alınmış ve bu oğlu Ahmed’in yazısı ile yazılmıştır. Vakfiyede, Malat­ya Kadısı olan 75 yaşındaki bilginimizden bunu tescil eden hâkim olarak söyle bah­sediliyor:

“EI-Kaadiyü’l-İmâmü’l-Alimü’I-Amil Bürhânüddin Şerefü’l-İslâm, Şemsü’l-Kudâti ve’l-Hükkâm Ebûnasr bin Mes’ûd bin Muzafferi’l-Anevî, el-Hâkimü hinizin bi-Kâreti Malatiyye.” Kâtip olarak da oğlu şöyle tanıtılıyor: “Ahmed İbn Ebinasr bin Mes’ûd bin Muzafferi’l-Anevi el-Hâkimü ebûhü’l-Kâtib.”

“Türk İllüstrasiyon”unun 67/1 “Konya” sayısında Prof. Hilmi Ziya Ülgen, bilgi­nimizin doğum yeri nisbetini “Ezdi” diye yanlış okuyup andığı gibi, onun “Enîsi’l-kulûb”dan başka ikinci bir eseri olduğunu haber verdiği “Mirsâdü’l-İbâd” kitabının ne­rede bulunduğunu da belirtmemiştir. Anı’lı Kadı Bürhanüddin’in hal tercümesi ilk ola­rak 1943’te çıkan “Kars” risâlesinde tarafımızdan anıldığı gibi, dileğimiz üzerine, “Selçuklu Fethi’nin 900. Yıldönümü” dolayısiyle Kars ve Anı’da 16 Ağustos Fetih Şenliklerinde “Enîsü’l-Kulûb”un aslı da Kütüphaneler Gn. Md. nün emriyle Kars’­ta açılan Kitap Sergisi’nde “Kars’lı Müelliflerin Eserleri” arasında sergilenmekle, mü­ellifinin rûhu şâd olmuştur.

Rahmetli Fuad Köprülü, bu eserin değeri için, “Belleten”de şunları anlatıyor: “Şimdilik bilgimize göre, yalnız Anadolu’da değil, Azerbaycan (Aras güneyi) ve Arran (Aras - Dağıstan) arası) dâhil olmak üzere umumiyetle Oğuzlar sahasında vücude gelen tarihî mâhiyette ilk eser, Anı’lı Kaadı Burhâneddin Abû Nasr b. Mes’ûd’un Farsça olarak şehnâme vezninde nazmetmiş olduğu Anis Al-Kulûb adlı büyük eserdir. Tek nüshası Ayasofya Kütüphanesi yazmaları arasında 2984 numarada bu­lunan bu kitap, Kâtib Çelebi’ye (Keşfüzzunûn’a) meçhûl kalmış olduğu gibi, Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde de başka bir nüshasına tesadüf edilmemiş ve eski mü­elliflerin hiçbirinde de bu şairin veya eserinin adı geçmemiştir. İptida “Türk Edebi­yatı Tarihinde, Selçuklular devrinin Anadolu’da ilim ve sanat hayatının inklşafından bahsederken adını zikrettiğim bu eser, sonradan, İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Mükrimin Halil Yınanç tarafından da zikrolunmuş ise de, mahiyeti ve tarihi kıyme­ti ilim âlemince hâlâ tamâmiyle meçhûl bulunuyor. Anadolu tarihinin yerli kaynak­ları arasında en eskisi olan bu kitabın tarihi kaynak olmak bakımından mahiyet ve kıymetini tetkike girişmeden evvel, bu nüshanın umumi —yâni dış ve iç— tav­sifini yapalım...”

“Müellifimizin en mühim kaynakları Tabari’nin Tefsiri ile, Al-Kisâi’nin Kitâb-ı Kısâs-Al-Enbiyâ’sıdır ki, bu kitaplar İslâm âleminde eskiden beri pek büyük bir rağ­bet kazanmış ve sonuncusu Türkçeye de tercüme olunmuştur.”

“Türk neslinden olan bu şairin, Anadolu Selçuklu Sultânı İzzeddin Keykâvûs I. e takdim ettiği bu eserde, dini telâkkilere bağlı sünni tarihçilerin an’anelerinden ayrılmıyarak, İslâm tarihini (ortodoks halîfeler çerçevesi içinde) anlatmakla beraber, o kadro içinde bile, hemen yalnız Gazneliler’e ve Selçuklular’a ehemmiyet vermesi, çok dikkati çekecek bir hâdisedir. Tarihi kaynak olmak bakımından, Anis Al-Kulub’un sonundaki bu kısmı ayniyle neşrettiğimiz gibi, biraz aşağıda, yine bu kısımda verilen malûmatın mahiyet ve kıymetini de, tenkidi bir surette belirtmeye çalışaca­ğız.”

“Şimdilik yalnız şunu söylemekle iktifa edelim: Anadolu’nun XII. asırdaki si­yasi ve fikrî vaziyeti gözönüne alınacak olursa, ilk yerli tarihî eserlerin böyle ya­bancı bir dille (Farsça) ve daha ziyade dini bir mâhiyette olmasının sebepleri ko­layca anlaşılır. Bundan başka böyle bir eserin Anı şehrinde doğmuş bir Türk müel­lifi tarafından Tebriz’de yazılmağa başlanmış olması da, çok dikkate lâyıktır. XII. asır sonlamda henüz yeni yeni birer İslâm kültür merkezi mâhiyetini almağa çalı­şan Orta Anadolu şehirlerinden ziyade, İslâm kültürü an’anelerinin ve şehir hayâtı­nın daha eski ve daha kuvvetli bulunduğu Şark sâhalarında bu türlü eserler yazılmış olması gayet tabiîdir.”

* *

75 yaşında iken Selçuklular’ın Malatya Kadısı olduğunu Vakfiye’den anladığı­mız bu büyük şâir ve bilginin, şimdi Eski-Malatya denilen o zamanki (1176’da Dânişmendliler’den Selçuklular’a geçen) vilâyet merkezi şehirde öldüğünü sanıyoruz. Kalmışsa, mezarının da orada aranması gerekir.

2. KARS’LI ÖMER VECİHÜDDİN (? Kars • 1348 Erzincan) :

1239 yazında Selçuklulardan Cengizliler’e geçen Kars’ı, güzün Selçuklu H. Gıyâseddin Keyhüsrev’in Sinâüddin Yakut İdaresinde Pasın’dan yardıma gelen askeri işgal etmişse de, yine bırakıp çekilmiş ve burası da, Anı gibi putatapıcı Cengizliler elinde kalmıştı. Hülâgû ile merkezi Tebriz olan İlhanlı Devleti kurulmuş, Kars da, merkezi Anı olan vilâyete bağlı halde Tebriz’e tabi bulunuyordu. Emir Nevruz’un gayretiyle İlhanlı Gazan Han (1295-1301), “Mahmud” adını alarak Buda dîninden dönüp İslâm dînine girmiş olarak 1295’te Tebriz tahtına geçince, bütün Azerbaycan ve Türkiye’nin İslâm-Türkleri de, geniş nefes almıştı.

İşte bu sıralarda Kars’ta Abdülmuhsin adlı bir Türk’ün doğan oğlu Ömer, Kars medreselerinde okuyarak, çağın âdetine uyup, Vecîhüddin künyesiyle anıldı. Sonra­dan Batı-Türkistan’da “Mâverâünnehr”e (Amuderya sağındaki ülkeye) giderek, “Sadrüşşerîa” unvânıyla anılan büyük Fıkıhçı’dan okuyup icâzet aldıktan sonra, Türkiye’­ye dönüp, Erzincan’da yerleşti. Onun, doğup büyüdüğü Kars’ta yerleşmemesi, İl­hanlı Ebûsaîd Han’ın 1319’da Kars doğusunda saltanat İçin savaşması ve buralarda­ki karışıklık ile ilgili olsa gerektir. 1343 yılında Erzincan’da öldü. Ömer Vecîhüddin’in Erzincan’da doğan ve Merzifon’da yerleştiği mahalleye “Erzincan!” adının verilmesine sebep olan oğlu “Şerefüddin Mehmed Erzincan!” de ünlü müderrislerden sayılmıştır.

Ömer Vecîhüddin’in eserlerinden “Osmanlı Müellifleri”nde şunlar anılmaktadır (hepsi Arapçadır):

1) Hadîs’ten “Meşâriku’l-Envâr”ın şerhi Hadâiku’l-Ezhâr,

2) Fıkıh Usûlünden “Keşf-i Yezdevî”nin şerhi Et-Termiletü Der Şerh-i Yezdevî (İstanbul-Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi’nde H. 749/1348’de yazılan nüshası 492/3 sayıdadır, bir yazması da Edirne’de Selimiye Kütüphanesi 564. sayıdadır).

3) Tebyînü’l-Ma’ârif Risalesi.

***

İlhanlılar’dan sonra Anı ile Kars şehirleri birbiriyle kıyasıya vuruşan Türk sülâleleri eline geçerken, barış ve sükûnet isteyen Medrese ve adam yetiştirme düzeni de bozuldu. Temür, 1386 güzünde Anadolu’nun alınmaz-kalesi olarak Karakoyunlu hâkimi Piruz-Baht, idaresinde kendisine haftalarca karşı koyan Kars’ı “taş üstünde taş koymamak üzere” yıktırdı. Bu koca şehir, bu yüzden 1579 Osmanlı imarına kadar ıssız ve ören kaldığından, buradan bilgin yetişemedi. “Vilâyet” merkezi Anı şehri de.. 1421-1438 arasında Temürlü - Karakoyunlu ve bizzat Karakoyunlu şehzadeleri arasındaki kanlı kavgalarda yıkıma uğradığından, Medrese ve Müderrisi de kalmadı. Ancak, 1579 Osmanlı iman ile gelişen Kars, yeniden bilginler yetiştirdi.