Makale

YAZARI BİLİNMEYEN MANZUM BİR KIRK HADİS TERCÜMESİ

SÖYLEMEZ, İ. “Yazarı Bilinmeyen Manzum Bir Kırk Hadis Tercümesi” Diyanet İlmî Dergi 55 (2019): 1027-1046 Araştırma makalesi / Resarch article

YAZARI BİLİNMEYEN MANZUM BİR KIRK HADİS TERCÜMESİ

A TRANSLATION OF AN ANONYMOUS POETIC FORTY-HADITH

Geliş Tarihi: 12.01.2019 Kabul Tarihi: 28.11.2019

İDRİS SÖYLEMEZ

DR.
NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAK.
Orcid.org/ 0000-0001-9798-4453

idrisssoylemez@gmail.com

ÖZ

Türk-İslâm edebiyatı sahasında dinî muhtevâlı birçok eser kaleme alınmıştır. Muhtevâsı itibariyle diğer edebî eserlerden ayrılan bu ürünlerin başında tevhîd, mi’râciye, siyer, mevlid kırk hadis tercüme ve şerhleri türündeki eserler gelmektedir. Mensur, mensur-manzum karışık veya sadece manzum olarak kaleme alınan bu eserler, inanç ve ibadet esaslarının yanı sıra âdâb-ı muâşeret ve ictimâî hayatı ilgilendiren bilgileri de ihtivâ etmektedir. Türk-İslâm edebiyatında Peygamber’in teblîğî ve tebyînî esasları etrafında oluşturulan manzum türlerin başında “bir hadis, kırk hadis, yüz hadis ve bin hadis” gelmektedir.

Çalışmamızda kırk hadis türü ve diğer dinî türler hakkında bilgiler verilmiştir. Tespit edilen manzum kırk hadis türüyle alakalı metinler tasnif edildikten sonra metinlerin kısaca tahlili yapılmıştır. Şairi ve yazıldığı yüzyılı tespit edilemeyen bu “Ehâdîs-i Erba’în” adlı eserin kırk hadis geleneğindeki yeri tespit edilecek, çeviri metnine de yer verilecektir. 39 hadis bulunan eserde şair evvelâ hadislerin Arapçasının, akabinde de bu hadislerin kıt’a nazım şekli ve aruz vezni ile Türkçeye aktarımını sağlamıştır.

Anahtar Kelimeler: Türk-İslâm Edebiyatı, Hadis, Dinî Türler, Manzum.

ABSTRACT

Much has been written on religion in the Turkish-Islamic literature. Tawhid, mi’rajiyyah, siyar, mawlid, forty-hadith translations and commentaries come on top of such works in terms of their distinctive contents compared to other literary works. These works that are written in prosaic, prosaic-poetic or only in poetic style comprise not only beliefs and worship rules but also some knowledge on etiquette and social life. And doubtlessly the primary kinds of these works that have been written within the context of the Prophet Muhammad’s prescript and deceleration and within prosaic style are: “one hadith, forty hadiths, one hundred hadiths and one thousand hadiths”.

We gave some information on forty-hadith and other types of religious literary works. We lay emphasis on the literal and terminological meanings of hadith. After classifying the texts related to the type of poetic forty hadith, we made a short analysis of these texts. We will evaluate the place of this work called “al-Ahadith al-Arbain” whose writer and century are not identified and then we will deal with its translation. There are 39 hadiths in the work. The poet give place first to the Arabic short hadiths and then translate them into Turkish within stanza-poetic style and aruz prosody.

Keywords: Turkish Islamic Literature, Hadith, Religious Literary Works, Poetic.

Giriş

Hadîs kelimesi sözlükte “söz” ve “haber” anlamlarına gelmektedir. Bununla beraber “hikâye, rivayet, konuşma, iz, işaret ve eser” anlamlarında da kullanılmaktadır. Eskinin zıddı, yani “yeni” anlamını da ihtivâ eden “hadîs” kelimesi,[1] Arapçada “yeni oldu, sonradan oldu veya genç oldu” anlamlarına gelen “haduse” kökünden türemiştir.[2] Zaman içerisinde sözlük anlamlarından ziyade terim anlamıyla kullanılan kavram, Kur’ân’ın müfessiri konumunda bulunan Hz. Peygamber’in sözlerini, fiilî hayatının tamamını ve tasvip ettiği durumları karşılar olarak kullanılmıştır.[3] Bu kavram aynı zamanda hadisleri tespit eden, nakil yoluyla gelen hadislerde vuku bulan problemleri ortaya koyan ilim dalının da adı olmuştur.[4] Hadis, İslâm tarihinin bütün dönemlerinde Kur’ân’dan sonra ikinci kaynak olarak kabul edilmiştir. Hz. Peygamber’in üstlenmiş olduğu teblîğ ve tebyîn vazifelerinin neticesinde söylediği her şeyin Müslümanlar tarafından emir telakki etmelerinin dayanağı olarak Kur’ân-ı Kerîm’deki şu ayetler gösterilebilir: “...Peygamber size neyi emrederse onu tutun. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allahtan korkun. Çünkü Allah’ın azâbı şiddetlidir.” (Haşr 59/7.) Yine diğer bir ayette mesele şöyle izah edilmektedir: “Arkadaşınız (Muhammed) şaşırtmadı da, azıtmadı da ve arzularına göre de söylemiyor. O, Kur’ân ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.” (Necm 53/3-4). Burada ele alınıp işlenen ayetlerin her biri Hz. Peygamber’e uymanın farziyetini ifade etmektedir. Elbette ifade edildiği üzere bu durum aslında akidevî bir durumdur, bu da itaatin farziyetini beraberinde getirmektedir. Burada ifade edildiği üzere vahyin ilk muhatabı olan Hz. Peygamber, söz konusu vahyin ilk düşüneni, ilk anlayanı ve hayatına geçirenlerin de ilki konumundadır. Bu sebeptendir ki Müslümanlar için hem önder hem de rehber konumundadır. Ayetlerin anlaşılması hususunda başvurulan kaynak konumunda olan hadisler, müşkil olarak kabul edilen durumlarda meselenin çözümü için başvurulan en temel eserlerdir. Kur’ân’da yer almakla beraber nasıl uygulanacağı tam olarak izah edilmeyen namaz, oruç, zekât ve hac gibi kimi ibadetlerin nasıl yapılacağını öğreneceğimiz yegâne kaynak Hz. Peygamber’in kavlî sünneti ve fiilî sünnetidir.[5]

Etrafında geniş bir literatürün meydana geldiği hadisler, tarihî seyir içerisinde âlimler tarafından sahifeler, cüzler, mu’cemler, müsnedler, sahihler tarzında birçok alt kategoriye bölümlenerek ele alınmıştır.[6] Bu tarz oluşturulan eserlerden biri de kırk hadislerdir. “Kırk hadis” adı verilen bu eserler, kırk hadisin derlenip bir araya getirilmesiyle meydana getirilmiştir. Söz konusu bu eserlerin yazılma sebeplerinin başında kimi kaynaklarca zayıf olarak kabul edilen, Hz. Peygamber’den mervî, “Ümmetim içinde din emirlerine dair kırk hadis ezberleyeni Allahu Teâlâ kıyâmet günü âlimler ve fakihler zümresi içerisinde haşreder.”[7] hadisidir. Bu hadiste yer alan müjdeden dolayı Hicrî II. asırdan günümüze ulemâdan ve üdebâdan kişiler mensur, mensur-manzum veya manzum olarak yüzlerce eser vücuda getirmişlerdir.

Türk Edebiyatında Manzum Kırk Hadis Geleneği

Kırk hadis türünde yazılan eserler hem dinî hem ahlâkî ve hem ibadet değerleri ihtiva eden eserlerdir. Bunlar edebî hususiyetleri içinde barındıran eserler olmaları hasebiyle, yüzyıllardır hem ulemayı hem de üdebayı yakından ilgilendirmiştir. İlki Arap edebiyatında Abdullah b. Mübarek ile[8] hicrî II. asırda ortaya konan bu tarz eserler, Arap edebiyatı sahasında hep mensur olarak yazıla gelmiştir. Arap edebiyatı sahasında en meşhur kırk hadis, İmam Nevevî tarafından kaleme alınan eserdir. İran edebiyatı sahasında oldukça önemli eserler ortaya koyan Molla Abdurrahman Câmî, kimi hadis kaynaklarından derlemiş olduğu hadisleri, “Çihl Hadis” adıyla manzum halde Farsça’ya tercüme ederek, manzum hadis tercüme geleneğinin başlatıcısı olmuştur. XV. yüzyıldan itibaren bu eserin etkisiyle, Türk edebiyatı sahasında, ondan fazla eser tercüme veya ilham yoluyla meydana getirilmiştir. Türk edebiyatı sahasında Ali Şîr Nevâ’î’nin öncülüğünü yapmış olduğu bu tercüme geleneği, kendisinden sonra Fuzûlî, Rıhletî, Nâbî, Müfîd, Münîf, Seyyid İbrahim, Zühdî ve Selimoğlu gibi şairler tarafından devam ettirilmiştir.[9] Arap edebiyatı sahasında tamamen mensur olarak ortaya konan bu tür, tercümeler yoluyla dâhil olduğu İran ve Türk edebiyatı sahasında ise mensur, mensur-manzum ve manzum olarak yüzlerce eserle temsil edilmiştir.[10]

Türk edebiyatındaki bu türün ilk örneği XIV. yüzyılda kaleme alınan Kerderli Mahmud’un “Nehcü’l-ferâdis” adlı mensur eseridir.[11] XIV. yüzyıldan günümüze azalma gösterse de yüzlerce kırk hadis eserinin kaleme alındığını görmek mümkündür.

Tarih boyunca müellifler, kırk hadis risalelerini derlerken birbirinden farklı sebeplerle hareket etmişlerdir. Bu alanda eser ortaya koyan Merdûmî Sehmî ve Nâbî eserlerini yukarıda zikredilen hadiste yer alan müjdeye nail olmak maksadıyla kaleme almışken,[12] Abdulmecîd b. Nasûh er-Rûmî, Âşık Çelebi, Nev’î ve Hâkânî eserlerini bir başka rivayette yer alan, “Ben ona kıyâmet gününde şefâatçi olurum” müjdesine nâil olmak maksadıyla kaleme almışlardır.[13] Bunun yanı sıra bazı şairler de hadiste yer alan müjdeye nâil olmanın yanı sıra, kırk hadislerin yazılımında etkili olan başka sebepleri de esas almışlardır. Hz. Peygamber’in şefaatine nail olmak, kırk hadis yazanlara benzemek, okuyanların hayır duasını almak, çevresindeki dost veya talebelerin isteğini yerine getirmek, bir konu hakkında bilgi vermek, yönetimin ve yöneticinin önemine vurgu yapmak, yöneticilere veya devlet adamlarına ithaf etmek, ilgi duyulan bir konuda kırk hadis derlemek, hastalıktan kurtulmak ve şifâ bulmak, ulemâ sınıfına dâhil olmak, rahmetle yâd edilmek, sıkıntıları unutmak, faydasız geçen zamanı telâfî etmek, dine ve halka hizmet etmek, daha önce bu türde eser verenlere benzemek, bu geleneği devam ettirmek, hadis ilminde veya edebiyatta bilgili olduğunu göstermek, ulema sınıfı içinde itibarlı görünmek, ders olarak okutulacak bir eser bırakmak, maddi kazanç elde etmek ve büyüklere hoş görünmek gibi birden fazla sebep bulunmaktadır.[14] İslamî dönem edebiyat sahasında aynı müellif birden fazla kırk hadis eseri meydana getirebilmiştir: Arap edebiyatında İbn Asâkir,[15] Türk edebiyatında Hasan b. Nasûh el-Bosnevi,[16] Hanîf İbrahim Efendi,[17] Müstakîmzâde Süleyman gibi.[18] Bununla beraber kimi kırk hadis müellifleriyle ilgili kaynaklarda hiçbir bilgi yer almazken kimi eserlerin yazarı dahi belli değildir. İslâm dininin temel prensiplerinden olan iman adalet, ahlâk, Kur’ân gibi kimi konuları ele alıp işleyen kırk hadis risalelerinde genellikle kısa hadisler tercih edilmiştir. Ezberlenmesi ve dolayısıyla akılda tutulması kolay olsun diye kısa hadisleri tercih eden müellifler, evvela hadislerin Arapçasını vermiş akabinde Okçuzâde’nin Ahsenü’l-Hadis[19] eserinde olduğu üzere uzun bir şerhe ya da Abdülmecid Nasûh’a ait olan Arafâtü’l-Ârifin[20] de olduğu üzere kısa bir şerhe yer vermiştir. Kimi eserler de evvela hadislerin Arapçasını akabinde söz konusu hadisleri mesnevî nazım şekliyle Hazînî,[21] kıt’a nazım şekli Nâbî[22] veya beyit nazım şekliyle[23] Türkçe’nin imkânları dâhilinde tercüme etme yoluna gitmişlerdir.

Manzum kırk hadis tercümesi olarak yazılanlardan biri de bu makalemizde inceleme konusu edindiğimiz eserdir. Söz konusu bu eserin yazarı belli değildir. Özel bir ismi bulunmayan manzum kırk hadis tercümesinin tespit edilen tek nüshası Milli Kütüphane yazma eserleri arasında 06 Mil Yz A 7129/4 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Bu makalede müellifi belli olmayan manzum kırk hadis tercümesi şekil ve muhteva yönleriyle ele alınıp incelemeye tâbî tutulacaktır. Tek nüshasından hareketle oluşturulan transkripsiyonlu metin ilim çevreleriyle paylaşılacaktır.

1. Bulunduğu Yazma

Ele alıp incelediğimiz bu manzum kırk hadis eseri, farklı konular etrafında meydana getirilmiş eserleri bünyesinde barındıran bir mecmuanın içerisinde yer almaktadır. Eserin dışında bu mecmuada 13 eser daha bulunmaktadır. İncelemeye tâbî tuttuğumuz eser, mecmuadaki 4. eserdir. Yazmadaki eserlerin sıralaması şu şekildedir:

06 Mil Yz A 7129/1: Müellifi Belli Değil- Risâle fî’l-Mev’ize (1a-15b) (Türkçe)

06 Mil Yz A 7129/2: Müellifi Belli Değil- Hikâyât (16b-17b) (Türkçe)

06 Mil Yz A 7129/3: Müellifi Belli Değil- Risâle fî’l-Mev’ize (19a-27a) (Arapça)

06 Mil Yz A 7129/4: Müellifi Belli Değil- Erba’îne Hadîsen (28b-33b) (Türkçe)

06 Mil Yz A 7129/5: Müellifi Belli Değil- Hadîsü’l-Erba’în (34b-38b) (Arapça)
06 Mil Yz A 7129/6: Müellifi Belli Değil- Risâle-i Îmân ve İslâm (39b-43b) (Türkçe)

06 Mil Yz A 7129/7: Müellifi Belli Değil-Risâletü’l-Müncîye (43b-53b) (Arapça)

06 Mil Yz A 7129/8: Müellifi Belli Değil- Risâle-i Âdâb-ı Ta’âm (53b-55a) (Türkçe)

06 Mil Yz A 7129/9: Müellifi Belli Değil- Risâle-i Îmân ve ‘İslâm (55b-75a) (Türkçe)
06 Mil Yz A 7129/10: Müellifi Belli Değil- Risâle-i Tecvîd (75b-85a) (Türkçe)

06 Mil Yz A 7129/11: Abdu’r-Rahmân Karabâşî (öl. 904/1498) Tecvîd-i Karabaş (85a-90a) (Arapça)
06 Mil Yz A 7129/12: Ahmet Antâlyalı- Risâle-i Tecvîd (90b-98a)

06 Mil Yz A 7129/13:Müellifi Belli Değil- Risâle-i Salât (100b-104a) (Türkçe)

06 Mil Yz A 7129/14: Kemâl Pâşâ-zâde Şemsüd-dîn Ahmed b. Süleymân- Safvetü’l-Menkûlât -Şerhi Şurûtus-Salât (114-148b) (Arapça)

Yazma, 200x120 mm. dış, 130x50 mm. ebatlarında olup sert mukavva üzerine siyah meşin ciltlidir. Söz konusu eser birkaç hadis dışında kolay okunaklı bir nesih ile yazılmıştır. Mecmuada yer alan diğer eserlerde de aynı hat tercih edilmiştir. Eserde filigranlı, saman rengi bir kâğıt kullanılmıştır. Her sayfada 13 satır yer almaktadır. Hadislerin Arapça metinleri surh hat ile yazılmışken, manzum çevirilerin tamamı siyah hat ile kaleme alınmıştır. Hadislerin ve mısraların sonunda kırmızı renkli süsleme işaretleri yer almaktadır. Hadis tercümelerinin bazıları sayfaya sığmadığından sayfanın kenarına yazılmıştır. İki hadis çevirisinin aynı zamanda Farsçasına da yer verilmiştir. Eserde ser-levha ve cetvel kullanılmamıştır. Sayfaların tamamında takibe kaydı yer almaktadır. Kırk hadis metninin sonunda Arapça yazıyla yazılmış bir telif veya istinsah kaydı ve müstensihin adı yer almaktadır.

2. Adı

Makaleye konu olan manzum kırk hadis, Milli Kütüphane’nin dijital kataloğunda Erba’îne Hadîsen ismiyle kaydedilmiştir. Eser, ele aldığı konu ve konuyu ele alma itibariyle kırk hadis olarak değerlendirilebilir; içerik ve isim bakımından tutarlıdır.

Manzum kırk hadisin başında mensur bir mukaddime bulunmaktadır. Müellif burada Peyġāmber aleyhi (3) Selām buyurmuşdurki kim ki ümmetime benden ķırķ (4) ĥadįŝ ulaşdurup eñarda Allah taāla ol kimseyi ulemā (5) Yoluñda ĥaşr ide ecr-i āħar rivāyetde ben aña şefāat (6) İdem Ĥaķķ teāla ayıpların örte diyü buyurmuşdur (7) Bes biz daħı bu söze uyup ķırķ ĥadįŝ cem idüp (8) manâ-yı şerîflerin nażmile taķdîrü’l-imkān Türk dilince (9) beyān idüp yazduķ” ifadesi ile söz konusu bu metni yazma sebebini açık bir şekilde izah etmiştir. Bu metnin, sair metinlerin yazılımında etkili olan âhirette ulema ile birlikte haşr olma ve Hz. Peygamber’in şefaatine mazhar olma durumuna binaen kaleme alındığı mensur mukaddimesinde açıkça ifade edilmektedir.

Müellif bu iki emrin gereğini yerine getirerek hadis kitaplarından 39 tane hadisi seçerek bunları Türkçe’nin imkânları dâhilinde aruz vezninin “Fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbı ve kıt’a nazım şekliyle tercüme etmiştir. Söz konusu eserin muhtevası tanıma tamamıyla uymaktadır. Bundan dolayı müellifi belli olmayan bu mezkûr eseri “Manzum Kırk Hadis Tercümesi” olarak isimlendirmek isabetli olacaktır.

3. Şairi

Manzum Kırk Hadis Tercümesi ser levhasıyla isimlendirdiğimiz eserin herhangi bir yerinde eserin şairi veya müellifi ile alakalı olarak bir bilgi yer almamaktadır. Güçlü bir edebî alt yapıya sahip olan Osmanlı edebiyat dünyası, tarihinin bütün dönemlerinde güçlü şairler çıkartmış; bu nedenle kimi şairlerin ve eserlerinin, diğerlerinin gölgesinde kaldığı aşikârdır. Özellikle de dinî eser yazıp Allah’ın teveccühüne ve onun sevgilisi Muhammed’in şefaatine ve duasına talip olmak, önemli bir kazanım olarak düşünülmektedir. Zira tarihin kimi dönemlerinde dinî müktesebat çerçevesinde eserler ortaya koyan kimi şairlerin, isimlerini zikretmekten bilhassa kaçındıkları ya da kendilerini “zaîf”, “hakîr” gibi sıfatlarla andıkları bilinen bir gerçektir. Diğer yandan bu Edebiyat tarihinde birbirinden kıymetli eserler ortaya koyan birçok müellif ve şairin bu şekilde hareket ettiği ve adlarını yazmadıkları için sadece yazdıkları eserlerle anıldığı görülmektedir.

4. Yazılış Tarihi

Eserin yazılış tarihi ile alakalı olarak elimizde yer alan tek bilgi, eserin sonunda bulunan hicrî 1154/(1741) tarihinde istinsah edildiğidir; buna göre eserin ya bu tarihte ya da bundan daha evvelki bir tarihte kaleme alındığını söylemek mümkündür.

5. Yazılış Sebebi

Bu kabil eserlerin yazımında birinci etken Hz. Peygamber’den mervî:“Men ĥafiže alâ ümmeti erbaîne ĥadîŝen min emri dînihâ beaŝehu’llâhu fî-zümreti’l-fuķehâi ve’l-ulemâi”[24] hadisinde var olan müjdeye nail olmak ve böylece hayatının bundan sonrasında veya ahirete irtihalinden sonra da insanlarca fakih ve âlim sınıfından sayılma isteğidir. Bu durum eserin mensur mukaddimesinde şu şekilde ele alınmaktadır: “Buyurmuşdur ki kim ki ümmetime benden ķırķ (4) ĥadįŝ ulaşdurup eñarda Allah teāla ol kimseyi ulema.” (5)

Şair, bu risaleyi yazmasının diğer sebebi olarak Hz. Peygamberin şefaatine nail olmayı belirtir. Bu durum mensur mukaddimede şu şekilde geçer: Yoluñda ĥaşr ide ecr-i āħar rivāyetde ben aña şefāat (6) idem Ĥaķķ teāla ayıpların örte diyü buyurmuşdur (7) Bes biz daħı bu söze uyup ķırķ ĥadįŝ cem idüp (8) manâ-yı şerîflerin nażmile taķdîrü’l-imkān Türk dilince (9) beyān idüp yazduķ.

6. Şekil Unsurları

Türk-İslâm edebiyatı sahasında XV. yüzyıldan itibaren telif, tercüme ve şerh olarak kaleme alınan kırk hadislerin meydana gelmesinde Molla Abdurrahman Câmî’nin Farsça olarak kaleme aldığı “Çihl Hadîs” adlı eseri fazlasıyla etkili olmuştur. Bu dönemden itibaren yazılan kırk hadis eserlerinin büyük bir kısmı söz konusu bu eserde yer alan şekil hususiyetlerini kullanır olmuştur. Baş tarafta kısa bir mensur mukaddime ki, bazılarında bu mensur mukaddime[25] ile birlikte manzum bir mukaddime de[26] bulunur. Akabinde Molla Abdurrahman Câmî’nin eserinde var olduğu üzere önce hadislerin Arapça metni ve bu metinlerin kıt’a nazım şekliyle yapılan tercümesine yer verilmektedir. Tercih edilen bu kompozisyon Ali Şîr Nevâînin de etkisiyle zaman içerisinde gelenekselleşmiştir.[27]

İnceleme konusu ettiğimiz bu metinde evvela mensur bir mukaddime, akabinde hadislerin Arapçası yer almakta, akabinde 39 hadisin tercümesini ihtivâ eden 39 kıt’a gelmektedir. Klasik Türk edebiyatında fazlasıyla kullanım aralığı bulan kıt’alar, matla ve makta beyitleri bulunmayan gazel olarak kabul görmektedir. Kıt’alar iki veya daha fazla beyitten oluşmaktadır (İpekten, 2017:53). Bu eserde yer alan kıt’alar aruzla ve xa xa kafiye düzeneğiyle oluşturulmuşlardır. Eser, baştan sona tek bir aruz kalıbıyla yazılmıştır. Seçilen hadislerin tamamı birer cümlelik kısa hadislerden oluşmaktadır.

İncelediğimiz bu eserde, yer alan otuz dokuz hadisten büyük bir kısmının daha evvel yazılmış olan kırk hadis eserlerinde bulunduğu görülmektedir. Söz konusu bu metinlerden bazıları alanın önemli eserlerinden olan Molla Câmî’ye ait olan “Çihl Hadîs” adlı eserden hareketle XV. yüzyıldan günümüze bu edebî tür edebiyatımızda fazlasıyla karşılık bulmuştur.[28] İncelemeye tâbî tuttuğumuz eserdeki şu hadisler daha evvel yazılan kırk hadis risalelerindeki hadislerle ortaklık arz etmektedirler: “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir”, “Dünya bir saattir. Onu itâatle geçir”, “Dünya âhiretin tarlasıdır”, “Cennet sevimsiz şeylerle, cehennem ise arzularla kuşatılmıştır”, “Allah bütün mahzun kalpleri sever”, “Mütevazı olanı Allah yüceltir; kibirli olanı düşürür”, “Allah suretinize veya amellerinize değil, kalplerinize bakar”, “Dünya sevgisi tüm hataların başıdı.”, “Dünya bir leştir. Talibi ise köpeklerdi.”, “Cennetin bedeli dünyadan vazgeçmektir”, “Kişi kendinden başkasını sevmedikçe iman etmiş olmaz”, “Susan kurtulmuştur”, “İşlerin en iyisi orta yollu olanıdır”, “İyiliği güzel yüzlülerden isteyiniz”, “Allah sıla-ı rahim yapana ulaşır(Yardımda bulunur) onu terk edenden de uzaklaşır”, “Gıybetten sakının zira O, zinadan beterdir”, “Günahların kefareti pişmanlıktır.”[29]

7. Muhtevâ Unsurları

İncelemeye tâbî tuttuğumuz manzum kırk hadiste klasik gelenekte oluşturulmuş eserlerde karşımıza çıkan mukaddimelere benzer bir şekilde müellif evvela besmele, hamdele ve salvaleye yer vermiştir. Sebeb-i telif bölümünde eseri yazma sebebini anlatan şair, Hz. Peygamberden mervî hadiste yer alan müjdeye nâil olmak maksadıyla eserini kaleme aldığını açıkça dile getirmektedir. Hadisler ve onların manzum tercümelerine yer veren müellif, farklı konulardan müteşekkil bir eser ortaya koymuştur. Seçtiği hadislerin kimi amelî, kimi ibâdî, kimi içtimaî kimisi de ahlâkî konular ihtiva etmektedir. Manzum kırk hadis eserinde şu konuların ele alındığını görmekteyiz: Müslüman kimdir; namaz, dünya, amel, diline ve fercine sahip olmak; cennet, sabır, hüzün sahibi olmak; iman, tevazu, kalbin iyiliğin merkezi olduğu, dünya sevgisi, cennet, kanaat: kardeşini sevmek, güzel ahlâk, sadaka, sükût, orta yol, kurtuluş, arkadaşlık, birlik olmak; küfür, iyi yüzlü insanlar, doğru haber, sıla-i rahim, hayır hasenat, tok olmak, gıybet, kefaret.

X. yüzyıldan bu yana edebî sahada önemli bir karşılık bulan dinî metinlerin mensur veya manzum olarak kaleme alındıklarını görmek mümkündür. Söz konusu bu ürünlerin tamamının birinci önceliği edebî olmaktan ziyade bilgi vermek, yol göstermek veya herhangi bir konu hakkında nasihatte bulunup kitleleri aydınlatmaktır; bu sebeptendir ki böylesi eserler söze dayalı sanatlar ve mecazlar, yani edebî dil açısından oldukça kurudurlar. Zira bu eserlerin edebî eserlerden farklı sebeplerle kaleme alınmışlardır. Yol gösterici sâikle kaleme alınan eser, dil itibariyle oldukça sade ve anlaşılırdır. Metnin anlaşılır olmasını sağlamak gayesiyle müellif, metnin içerisinde çok az Arapça ve Farsça kelime kullanmıştır. Bununla birlikte sanatlı bir söyleyişten kaçınan müellifin dilli gösterişsiz ve süssüzdür. Mana itibariyle tercümeye derinlik katmak maksadıyla müellif az da olsa kimi yerde deyimlere müracaat etmiştir.

8. Sonuç

Müellifinin adını bilmediğimiz ve yüzyılını tam olarak tespit edemediğimiz manzum kırk hadis tercümesini konu edindiğimiz bu çalışma sonucunda şunları söylemek mümkündür:

Türk-İslâm edebiyatı sahasında kırk hadis türünde yazılmış eserlerin sayısı oldukça fazladır. 1954’te Abdülkadir Karahan tarafından kaleme alınan, İslâm-Türk Edebiyatında Kırk Hadis” ve Selahattin Yıldırım tarafından ortaya konan, “Osmanlı’da Kırk Hadis Çalışmaları” isimli eserler ile 2017’de Cumhuriyet Üniversitesi bünyesinde İdris Söylemez’in hazırladığı, “Türk-İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler” başlıklı tezde ortaya konulan veriler, XV. yüzyıldan günümüze Türk-İslâm edebiyatı sahasında 69 manzum kırk hadisin, 7 manzum-mensur karışık kırk hadisin ve yüzü aşkın mensur kırk hadisin yazıldığını göstermektedir. Bununla beraber kütüphanelerde yapılacak araştırmalarla bu sayının artabileceğini söylemek mümkündür.

Manzum kırk hadis müterciminin kimliği ile alakalı olarak kütüphanelerde ve eser üzerinde yapılan ayrıntılı incelemeye karşın herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Şair söz konusu eserini mensur bir mukaddime ile başlatmaktadır. Akabinde kısa hadislerden seçtiği hadislerin Arapçasını vermiş ve hemen sonra da bu hadisleri kıt’a nazım şekliyle tercüme yoluna gitmiştir. Eser, klasik müelliflerin uygulamalarına uygun bir şekilde besmele, hamdele, salvele, sebeb-i te’lîf, ana kısım ve hâtimeden oluşmaktadır.

Eserde kullanılan kâğıttan kaynaklı kimi sorunların yer aldığını söylemek mümkündür. 9 ve 11. hadislerde vezin problemi bulunmasına rağmen, genel itibariyle yapılan tercüme başarılıdır. Dinî bir eser olmasından ötürü eserin dili oldukça sade ve anlaşılırdır.

9. Metin

Bismillāhi’r-rahmâni’r-rahîm ve bihî nasta’în

Ĥamd ol Allâhadur bu cümle ālemi yaradup besledigi ve daħı (l) śalāt ve selām cümle peyġāmberimüz Muĥammed üzerine ve daħı āl (2) ü aśĥābı üzerine buñdan śoñra malūm ola ki peyġāmber aleyhi (3) s-Selām buyurmuşdur ki kimki ümmetime benden ķırķ (4) ĥadįŝ ulaşdurup añarda Allah teāla ol kimseyi ulemā (5) yoluñda ĥaşr ide ecr-i āħar rivāyetde ben aña şefāat (6) İdem Ĥaķķ teāla ayıpların örte diyü buyurmuşdur (7) Bes biz daħı bu söze uyup ķırķ ĥadįŝ cem idüp (8) manâ-yı şerîflerin nażmile taķdîrü’l-imkān Türk dilince (9) beyān idüp yazduķ umāruz ki Rabb-i teālā bu ĥadįŝ-i (lO) şerįfler ile Müslümānlara nef vire āmîn bį-ĥurmeti seyyidi’l (ll) -enbiyā ve’l-murselîn ‘aleyhimü’ś-śalāt ve’t-teslimāt ecmaîn ( 12)

1. المسلم من سلم المسلمون من لسانه ويده [30]

Müslim oldı(r) ki her kişi

Ne elinden ne dilinden[31] incine

Mūzį olanuñ ĥayāt-ı ĥayyedür

Toġrılup gire yer içine[32]

2. علم الإيمان الصلاة [33]

Oldı îmāna ‘alāmet beş namāz

İgid her vakit raġbetden bellüdi

Ĥubb ü meylį her ķuluñ mevlāsına

Ħižmetinden izzetinden bellüdi

3. الدنيا ساعة فاجعلها طاعة [34]

Olsa ömrüñ günleri ķumlar ķadar

Şîşe-i çarħ içre bir sāat gibi

Tāate śarf eyle ömrüñ cevherįn

Hįç menāde olmaya tāat gibi

4. الدنيا مزرعة الآخرة [35]

Oldı dünyā āħiret mezraası

Ne ekersen oydu bunda biçdügün

Āķilisen sen bu arđ-ı fāniden

Nįk ameller yeter olsun şubĥ deġin

5. لا ينفعكم العمل الا الا بالزروع [36]

Kim ki etmeye ĥarāmdan ictināb

Hiç ķabûl-i Ĥaķ degüldir ŧāati

Bed hediyedir ki dār yā muayeb

olur mı raġbeti

6. من يتكفل لما بين لحيته و رجليه تكفل له بالجنة [37]

Zen gibi maġlūb-i nefs olma eyār

Merdiseñ kes şehvetini ez ĥarâm

Ger tekeffül eyleriseñ sen aña

Cennete oldı kefîl faħr-ı enām

7. حفت الجنة بالمكاره وحفت النار بالشهوات [38]

Cennetiñ yolı mekāriĥle ŧolı

Śabr it aña kim bulasın izzeti

Rāh-ı dûzaĥ oldı ez müştehā[39]

Nefse uyma görmeyesin zilleti

8. أيما رجل اشتهى شهوته فرد شهوته و آثر على نفسه [40]

Nefs adūvdür rûz ü şeb eyle cihād

Cū ü uzlet aña ħoş seyf-i sihām

Bir murād eyleseñ [41]

Her günāhüñ yarlıġar Rabb-i enām

9. انتظار الفرح بالصبر عبادة [42]

Her belā kim gelse Ĥaķdan bil anı

Emr-i Ĥaķk’a rāzı ol bulġıl ŝevāb

Śabr acıdur nefs ider andan futūr[43]

10. المؤمن لا يخل من قلة أو علة أو ذلة [44]

Mümin olan ġammaz olmaz dünyede

Geh fakîr ü geh alîl ü geh zelîl

Gel melūl olma bu aĥvāle göñül

Zaĥmeti raĥmet içün virür ħalîl

11. إن الله يحب كل قلب حزين [45]

Yaraşır mı ħande bu zindānda

Olmaya bilenlere kevnüñ aceb

Gülmesüñ hįç ömrüñ içre ġam yeme

Ķalbi maĥzūn olanlar meysūr Allāh Rabb[46]

12. البذاذة من الإيمان [47]

Zen gibi etme ki kendüñ ey recūl

Āķıbet nāzik tenüñ olur turāb

Żāhirüñ tamîrine bil iştiġāl

Kim delįdür bâŧınuñ olur ħarāb

13. مَنْ تَوَاضَعَ يرَفَعُ ، وَمَنْ تَكَبَّرٍ وَضَعَ [48]

Ĥaķ tevâžu ehlini eyler refî

Ehl-i kibri sevmeyüp eyler źelîl

Yaraşır mı ehl-i nuŧfe olana

Kibr ü faħr itmek cihāna ey ħalîl

14. إن الله لاينظر إلى صوركم وأعمالكم وإنما ينظر إلى قلوبكم [49]

Śuret ü amāle baķmaz hem Ħudā

Kim göñüldür manżarį anuñ müdām

Niyyetüñi ħālis eyle zer gibi

Kalb-i kālıbla teāmül bil ĥarām

15. إن أردت يحبك فازهد في الدنيا [50]

Ger beni sevsin der isen ol ilāh

Bu denî dünyāya etme raġbeti

Yār-i bâķî isteriseñ pür-vefā

Ķıl amel iħlāśile ko ġafleti

16. حب الدنيا رأس كل خطيئة [51]

Dünyā sevmek her ħatānuñ başıdur

Terki hem ŧāatlerüñ alāsıdur

Nāre benzer manîde ŧutsan yaķar

Gel ırāġ ol cümlenüñ alāsıdur

17. الدنيا جيفة طالبها كلاب [52]

Cîfe dedi dünyāya faħr-i resûl

Meyl idenler manįde oldı kilāb

Gel hümā-pervāziken ol meger[53]

Ķalma bu esfelde ey ālî-cinān

18. أن ثمن الجنة ترك الدنيا [54]

Terk-i dünyādür bahāsı cennetüñ

Vir fenāyı it beķāya ihtimām

Māla terk itmek şedîd-i

Cenneti terk daħı eşşed bî-gümān

19. القناعة لا ينفد [55]

Ger dükenmez māl dilerseñ dünyede

Dâimâ ŧut sen ķanāat gencini

Bil ŧama dâim belādur düşmegıl

Kim düşe artura āh ü rencini[56]

20. إن الله يحب المؤمن المحترف [57]

Ĥaķķ söz kim şol mü’mini dâimâ

Renc-i destile geçine der fenā

Bir dükenmez kenz durur harf eyār

İsteyene fetĥ olur bāb-ı ġınā

21. لاخيه ما يحب لنفسه. لا يؤمن أحدكم حتى يحب ه [58]

Nefsi gibi sevmeyen ġayrileri

Kalbi fāsiddür bilüñ dįni žaįf

Aślımuz birdür biz ādem oġlıyuz

Kardeşüñdür ġayriler ey[59]

22. من قضى حاجة لأخيه المسلم كان يخدم الله عمره [60]

Ĥaķk’a ömrüñce ibādet gibidür

Ger bitürseñ ħayırlü bir ĥāceti

Śad hezārān kabeden yegdür daħı

Bir göñül yapmaġa etsen himmeti

23. ما جَبَلَ الله وليا الا على السخاء وحسن الخلق [61]

Gizlidür ĥaķkuñ velîsi gerçikim

İki nesne oldı anlara nişān

Biri cömerdlik birisi ħulķ-i ĥüsn

Kimde olsa bendesi ol her zamān

24. اللسان أفضل الصدقة [62]

Ŧoyla ŧatlı dil ile sen herkesi

Cümle lüŧfįn efđalį şîrîn zebān

Düşmeni dost ġamlı göñli şād ider

Arturur iħvānuñı hem dü-cihān

25. من صمت نجا [63]

Başa her dürlü belā dilden gelür

Ger selāmet isteriseñ it sükūt

Söyler iseñ çün ħayır söyle eyār

Şer söze açma aġız dilüñi ŧut

26. خير الأمور أوسطها [64]

Her işüñ oldı ħayirlüsi vasaŧ

Etme tefrįt ile ifrāt iħtiyār

Ŧatlu olursañ yuŧarlar bu meŝel

Acı olursañ tükürerler bil ey yār[65]

27. خالطوا الناس باعمالهم و زايلوهم بالقلوب [66]

Żāhirüñle iħtilāt et nāsile

Bāŧınüñ hıfž et anlardañ müdām

Şanma sen her gördüğüñ ādemį[67]

Śûret-i inşānda çoġu bil hevām

28. الرجل بلا صديق كالشمال بلا يمين [68]

Ger müsāfır ger mücāvir her kesüñ

Śıdıkile bir hemįşe olmasa

Faħr-i ālem didi temŝîl eyleyüp

Śol ele benzer yemîni olmaya

29. الراء عن دين خليله فلينظر أحدكم من مخالل [69]

Śoĥbetüñ tesîri vardur ķalbe tįz

Yaramazla śaķın etme śoĥbeti

Dįnini bilmek dilerseñ bir kişi

Dostuna baķsuñ kimedir raġbeti

30. السلامة في الوحدة [70]

Dünyede olmaz śafā vaĥdet gibi

Kesretüñ olur ziyāde zaĥmeti

Ger selāmet isterisen dâimâ

İħtiyār eyle cihānda vaĥdeti

31. أهل الكُفُور هم أهل القبور [71]

Ehl-i ķufūr manįde ehl-i kubūr

Daı cehl itmiş oları mürde dil

Kesb-i ilm et isteme āb-ı ĥayāt

Kim olasın sen ebed ħoş zinde-dil

32. أطلبوا الخير عند حسان الوجوه [72]

Bel ki yüz yaralı dildür ey ahį

Dâimâ bed-rū olandan it ĥaźer

Eylügi hūb-rû olandan et recā

Cümle ĥālde sen aña eyle nażar

33. خير الناس بعد المئتين الخفيف الحاذ الذي لا اهل له [73]

İki yüzyıl geçse çün bade’r-resūl

Fitne vü şerre bozıla bu cihān

Ħāyr-i nās oldur ki sükbār ola ol

Kim ola yār ü ayāldandir emān

34. [74] ………………….

Et sefer gāhîce maĥbūs olmaġıl

Saña śıĥĥatle ġanįmet yār ola

Bil aķarśu ŧāhir ü merġūb durur

Vāķid olsa bozulur murdār ola

35. إن الله يصل من وصل رحمه و يقطع من قطعها [75]

Aķrabāyı et ziyāret gāhice

Yā hedįyye eyle irsāl yā selām

Kim ki anlardan kesilse kįbr idüp

Raĥmetini Ĥaķ kesüp ide ĥarām

36. لا خير فيمن لا يألف و لا يُؤلف [76]

Her ki ülfet etmeye bu ħalķ ile

Bed ola hemic ŧabı cānever[77]

Ħilķatinden ķonmamuşdur ħayr anuñ

Keŝr-i tabdür eyle sen andan ĥaźer

37. رأس الداء الإمتلاء و رأس الدواء الإحتماء [78]

Cümle derdüñ aślı ŧoķluķ et ĥaźer

Az yemek cisme virür ħoş itidāl

Gerçi yaġmurdur viren arża ĥayāt

Ne ki çoķ yaġsa virür çok iħtilāl

38. اياكم والغيبة فانها اشد من [79]

Etme meclisde cerez el aybını

Ol zinādan şerr diyü geldi cevāb

Ölmüş etin yemege beñzer deyü

Ĥaķ teāla eytdi Kur’ānda itāb

39. كفارة الذنوب الندامة [80]

Çoķ etdüñ peşîmān ol aña[81]

Oldı keffāret günāhuña nedem

Śuçunı bilüp baña ideñlerüñ

Yüz günāhın ol Ġafūr-ı źül-kerem

Temmet en-nusĥatü’ş-şerîfe bi-lüŧfįhi’r-rahîmi’l-afîfi’l-meliki’l-ġafūri’l-celîl min yed-i abdįđ-đaîf el-müznibi nahif (2) Muhammed Mūsā-zāde el-muhtāc ilâ-raĥmeti (3) Rabbi’l-kerîm fî-sene ħamse ve arbaūn(4) bade’l-mieti ve’l-elfį leʻalle’llāh(5) er-raĥmetü ve’l-maġfıretu ve’r-riđvānu(6) ve’l-cennetü ve ilķāi (7)

Kaynakça

Avcı, İsmail. Hâzinî’nin Manzum Şerh-i Hadîs-i Erba’în Tercümesi. Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi, 2007.

Baş, Eyüp. “İbnu Asâkir ve Târihu Dımeşk’i Üzerine”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 29/1 (1999), 691-706.

Başaran, Selman ve Sönmez M. Ali. Hadis Usûlü ve Tarihi. Bursa: Uludağ Üniversitesi Basımevi. 2001.

İbni Abdilber. Câmiu beyâni’l-ilm ve fadlihi. Çev. Ali Yücel. İstanbul: Karınca-Polen Yayınları, 2015.

İpekten, Haluk. Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2017.

Kandemir, M. Yaşar. “Hadis”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 15: 27-64. Ankara: TDV Yayınları, 1997.

Karahan, Abdulkadir. İslâm Türk Edebiyatında Kırk Hadis (toplama, tercüme ve şerhleri). İstanbul: İbrahim Horoz Yayınları, 1954.

_____________. “Kırk Hadis”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 25: 470-473. Ankara: TDV Yayınları, 2002.

Kardaş, Nevin, vd. Örnekleriyle Türkçe Sözlük. 2. Ankara: Milli Eğitim Basımevi, 2000.

Korkmaz, Seyfullah. Şâir Nâbî’nin Kırk Hadis Tercümesi. İstanbul: Sefine Yayınları, 2001.

Mahmud b. Ali. Nehcül-Ferâdîs. Hazırlayan Hamza Zülfikar-Semih Tezcan. Ankara:Türk Dil Kurumu Yayınları, 2014.

Mutçalı, Serdar. Arapça – Türkçe Sözlük. İstanbul: Dağarcık Yayınları, 1995.

Öksüz, Yılmaz. Okçuzâde Mehmed Şâhînin Ahsenü’l-Hadîs’i (inceleme-metin). Doktora Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, 2016.

Sandıkçı, Mustafa Kemal. İlk Üç Asırda İslâm Coğrafyasında Hadis. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1991.

Sevgi, Ahmet. Molla Câmî’nin Erbaîn’i ve Türkçe Manzum Tercümeleri. Konya: 2000.

Söylemez, İdris. Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler. Doktora Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, 2017.

Suphi es-Sâlih. Hadis İlimleri ve Istılahları. Çev. Yaşar Kandemir. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1988.

Yıldırım, Selahattin. Osmanlıda Kırk Hadis Çalışmaları. İstanbul: Osmanlı Hadis Araştırmaları Yayınları, 2000.

Yılmaz, Muhammet. “Tarsus’a Gelen İlk Türk Hadis Âlimi Abdullah b. el-Mübarek”. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 11/1 (2011), 1-19.



[1] Suphi es-Sâlih, Hadis İlimleri ve Istılahları, trc. Yaşar Kandemir, (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,1988), 2.

[2] Serdar Mutçalı, “Hadis”, Arapça – Türkçe Sözlük, (İstanbul: Dağarcık Yayınları, 1995), 153.

[3] M. Yaşar Kandemir, “Hadis”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV yayınları, 1997), 15: 27-64.

[4] Es-Sâlih. Hadis İlimleri ve Istılahları, 2.

[5] Selman Başaran ve M. Ali Sönmez, Hadis Usûlü ve Tarihi, (Bursa: Uludağ Üniversitesi Basımevi, 2001), 11-15.

[6] Mustafa Kemal Sandıkçı, İlk Üç Asırda İslâm Coğrafyasında Hadis (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1991), 450.

[7] İbni Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm ve fadlihi, trc. Ali Yücel (İstanbul: Karınca-Polen Yayınları, 2015), 44.

[8] Muhammet Yılmaz, Tarsusa Gelen İlk Türk Hadis Âlimi Abdullah b. el-Mübarek”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 11/1 (2011);1-19.

[9] Ahmet Sevgi, Molla Câmî’nin Erbaîn’i ve Türkçe Manzum Tercümeleri (Konya: 2000), 25-27.

[10] Abdulkadir Karahan, İslâm Türk Edebiyatında Kırk Hadis (toplama, tercüme ve şerhleri) (İstanbul: İbrahim Horoz Yayınları, 1954).

[11] Mahmud b. Ali. Nehcül-Ferâdîs, Haz. Hamza Zülfikar-Semih Tezcan (Ankara:Türk Dil Kurumu Yayınları, 2014).

[12] İdris Söylemez, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler (Doktora Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, 2017), 238-41.

[13] Söylemez, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, 138-328.

[14] Ayrıntılı bilgi için Bkz. Karahan, İslâm Türk Edebiyatında Kırk Hadis (toplama, tercüme ve şerhleri). Selahattin Yıldırım, Osmanlıda Kırk Hadis Çalışmaları, (İstanbul: Osmanlı Hadis Araştırmaları Yayınları, 2000). Söylemez, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, 2017.

[15] Baş, Eyüp. “İbnu Asâkir ve Târihu Dımeşk’i Üzerine”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 29/1 (1999), 691-706.694-95.

[16] Yıldırım, Osmanlıda Kırk Hadis Çalışmaları, 68.

[17] Yıldırım, 84.

[18] Yıldırım, 170.

[19] Ayrıntılı bilgi için bkz. Yılmaz Öksüz, Okçuzâde Mehmed Şâhînin Ahsenü’l-Hadîs’i (inceleme-metin), (Doktora Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, 2016).

[20] Söylemez, İdris, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, Doktora Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, 2017.139.

[21] Ayrıntılı bilgi için Bkz. Avcı, İsmail. Hâzinî’nin Manzum Şerh-i Hadîs-i Erba’în Tercümesi, (Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi, 2007).

[22] Ayrıntılı bilgi için Bkz. Seyfullah Korkmaz, Şâir Nâbî’nin Kırk Hadis Tercümesi, (İstanbul: Sefine Yayınları 2001).

[23] Söylemez, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, 307.

[24] “Ümmetimden her kim dinin emirlerine dair kırk hadis ezberlerse Allâh’u Teâlâ onu fakihler ve âlimler zümresi arasında haşreder.” (el-Aclûnî, 340, hadis no: 2465)

[25] Söylemez, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, 241.

[26] Söylemez Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, 233.

[27] Sevgi, Molla Câmî’nin Erbaîn’i ve Türkçe Manzum Tercümeleri, 12.

[28] Söylemez, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, 23-323

[29] Söylemez, Türk İslâm Edebiyatında Manzum Kırk Hadisler, 20-343

[30] “Müslüman, insanların ve diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Burada eksik olarak verilen metnin tam çevirisi şu şekildedir: “(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhacir de Allah’ın yasakladıklarını terk edendir.” Buhârî, “Îman”, 4, 5, Rikak 26; Müslim, “Îman”, 64-65. (Bu ve bundan sonraki hadislerin kaynakları için Şamile adlı programdan istifade edilmiştir.)

[31] İkinci tef’ile vezni bozmaktadır.

[32] 1,3 ve 4. mısralarda vezin problemlidir.

[33] İmanın alameti namazdır. Hadis, kaynaklara göre zayıftır. Şihâb, Müsned, 1:131.

[34] Dünya bir saattir. Onu itaatle geçir.(Bu söz, kelam-ı kibardır. Arapça internette bazıları Hz. Ali’nin sözü olarak göstermişlerdir. Fakat İmam Maverdi, bunun bazı mutasavvıflara ait olduğunu bildirmiştir. (bk. Edebu’d-Dünya ve’d-Din, 1/121) Hadis değildir. Aclûnî¸ Keşfu’l-Hafa¸ Mektebetü’l-Kudsî, 1351, 2: 416.

[35] “Dünya âhiretin tarlasıdır.” Aclûnî¸ Keşfu’l-Hafa¸ (Beyrut: 1351)¸ 1: 412.

[36] “Amel ancak size paylaşmak ile fayda verir.” Hadis kaynaklarında bulunamadı.

[37] “Diline ve fercine kefil olan, cenneti garantiler.” Hadisin bu şekli, kaynaklarda bulunmamaktadır. Ancak eş anlamlısı Buhârî’de مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الْجَنَّةَ lafzıyla aktarılmıştır. Buhârî, “Rikâk”, 23.

[38] “Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle, Cehennem de nefsin hoşlandığı şeylerle kuşatılmıştır.” Tirmizi, “Cennet”, 31

[39] Mısra vezne uymamaktadır.

[40] “Biriniz karşı cinse ilgi duyar ve şehvetine engel olursa (günahları bağışlanır).”Hadis kaynaklarında bulunamadı. Bazı kaynaklarda kelam-ı kibar olduğu ifade edilmektedir. Bkz. İmam Gazzâlî, İhyâ-i Ulûmi’d-dîn, 4: 67.

[41] Son hece okunamadığından mısra vezne uymamaktadır.

[42] “Sevinci sabırla beklemek ibadettir.” Hadis zayıftır. Tirmizî, 4/279.

[43] Kıt’anın dördüncü mısrası yazılmamıştır.

[44] “Müslüman her zaman, ya yoksundur ya hastadır ya da alçak gönüllüdür.” Alî el-Kari, Mirkâtü’l-Mefâtîh, 5/1739.

[45] “Allah bütün mahzun kalpleri sever.” Buhârî ve Müslim’in şartlarına uyan hadis, sahihtir. Hâkim, Müstedrek, Kitâbü’r-rikâk, 4: 351.

[46] Bu mısra vezne uymamaktadır.

[47] “(Kibirden ve pejmürdelikten) korunmak imandandır.” Buhârî ve Müslim’in şartlarına uyan hadis, sahihtir. Hâkim, Müstedrek, Kitâbü’l-İmân, 1:51.

[48] “Allah alçak gönüllüyü yüceltir, büyükleneni ise alçaltır.” (Kuzâî 2005: 197). Suyûtî, Câmi‘u’l-ehâdis, (Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1994), 6:50

[49] “Allah suretinize veya amellerinize değil, kalplerinize bakar.” Hadisin Müslim’deki lafzı « إِنَّ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ » şeklindedir. (Müslim, “Birr”, 10.)

[50] “Sevilmek istersen dünyada zahit ol.” Buhârî ve Müslim’in şartlarına uyan hadis, sahihtir. Rivayetin aslı, «ازْهَدْ فِي الدُّنْيَا يُحِبُّكَ عَزَّ وَجَلَّ وَازْهَدْ فِيمَا فِي أَيْدِي النَّاسِ يُحِبُّكَ النَّاسُ» şeklindedir. İbn Mâce, “Zühd”, 1; Hâkim, Müstedrek, Kitâbü’r-rikâk, 4:348.

[51] “Dünya sevgisi, tüm hataların başıdır.” Hadis sahih değildir. Suyûtî, Câmi’us-sağîr, (Beyrut: Dâru’l-Ma’rife, 1972), 3: 368.

[52] “Dünya bir leştir. Talibi ise köpeklerdir.” Hadis değildir. Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2: 409.

[53] Mısra vezne uymamaktadır.

[54] “Cennetin bedeli dünyadan vazgeçmektir.” Tasavvuf erbabı arasında yaygın olarak kullanılan bu söz, hadis kaynakları arasında yer almamaktadır. Semerkandî, Tenbîhu’l-Gafilîn, Dâru’l-kutubi’l-ilmiyye, (Beyrut: ts.), 40.

[55] “İki kâinatın sahibi dedi: Kanaat tükenmez bir hazinedir.” Rivayet, Teberânî tarafından «عَلَيْكُمْ بِالْقَنَاعَةِ، فَإِنَّ الْقَنَاعَةَ مَالٌ لَا يَنْفَدُ» lafızlarıyla aktarılmıştır. Teberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 7: 84.

[56] İkinci tef’ile vezni bozmaktadır.

[57] “Allah, meslek sahibi mümini sever.” Hadis zayıftır. Şihâb, Müsned, 2: 48.

[58] “Kişi (kendisi için istediğini) kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” Buhârî, “İmân”, 6.

[59] Son tef’ile okunamamıştır.

[60] “Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını gideren ömür boyunca Allah’a hizmet etmiş olur.” Hadisin bu metni kaynaklarda bulunmamaktadır. Ancak Buhârî’de الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ şeklinde bir rivayet bulunmaktadır. Buhârî, “Mezâlim”, 3.

[61] “Allah veli kullarının yapısına, güzel ahlak ve cömertlik vermiştir.” Rivayet kaynaklarda مَا جُبِلَ وَلِيُّ اللَّهِ إِلا عَلَى السَّخَاءِ وَحُسْنِ الْخُلُقِ şeklinde geçmekte olup uydurmadır. Aclûnî, Keşfu’l-hafa, 1, 185.

[62] “En güzel sadaka, dilin sadakasıdır.” Beyhâkî, Şuabul-imân, 10, 132.

[63] “Susan kurtulmuştur.” Hadis zayıftır. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6:37.

[64] “İşlerin en iyisi, orta yollu olanıdır.” Sahih değildir. Beyhâkî, Şuabul-imân, 5, 396.

[65] Hece fazlalığından dolayı mısra vezne uymamaktadır.

[66] “(Dünyevi) işlerinde insanlarla bir arada yaşayın; onlardan kalplerinizle farklı olun.” Hadis değildir. Gazalî tarafından İhyâu ulumi’d-din de ve Kırk Hadis’te aktarılmıştır. Dârimî’de yer alan rivayetin lafzı, خَالِطُوا النَّاسَ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَأَجْسَادِكُمْ، وَزَايِلُوهُمْ بِأَعْمَالِكُمْ وَقُلُوبِكُمْ، فَإِنَّ لِلْمَرْءِ مَا اكْتَسَبَ، وَهُوَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَعَ مَنْ أَحَبَّ şeklindedir. Dârimî, Sünen, hadis no: 320.

[67] Mısra hece eksikliğinden vezne uymamaktadır.

[68] “Arkadaşsız adam, sağı olmayan sol gibidir.” Hadis olmayıp edebi bir söz olarak kullanılmaktadır. Üsâme b. Münzir, Lübâbü’l-âdâb, (Kahire: 1354), 27

[69] “Kişi dostunun dini üzeredir. Sizden biri kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” Hasen hadistir. Ebû Dâvud, “Edeb”, 19.

[70] “Kurtuluş yalnızlıktadır.” Hadis olmayıp الْوِحْدَةُ خَيْرٌ مِنْ جَلِيسِ السُّوءِ ifadesiyle örtüşmektedir. Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2: 402.

[71] “(İlim ve ümrandan uzak) köylerde yaşayanlar, ölü sayılır.” Rivayetin aslı “ يَا ثَوْبَانُ، لَا تَسْكُنِ الْكُفُورَ، فَإِنَّ سَاكِنَ الْكُفُورِ كَسَاكِنِ الْقُبُورِ ” şeklindedir. Beyhâkî, Şuabul-imân, 10: 23.

[72] “İyiliği, güzel yüzlülerde arayın.” Mevzudur. İbn-i Ebî Şeybe, Musennef, 6/208 hadis no: 141-2

[73] “İki asır sonra en hayırlınız malı ve ailesi olmayandır.” Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 1: 437.

[74] Hadis metni yazmada yer almamaktadır.

[75] “Allah sıla-ı rahim yapanı unutmaz, sıla-i rahimden vazgeçeni de unutur.” Rivayetin sahih olanı şeklindedir. Ebû Dâvûd, “Zekât”, 45.

[76] “(Mümin, sıcakkanlı ve sevilen kişidir.) Seven ve sevilen kimselerin dışındakilerde hayır bulunmaz.” Beyhâkî, Şuabul-İmân, 13: 293.

[77] Mısra vezne uymamaktadır.

[78] “Hastalığın başı mideyi doldurmaktır, şifanın başı ise, perhizdir.” Hadis kaynaklarında yer almamaktadır. İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân fî tefsîri’l-Kur’an, Dâru’l-Kutubi’l-ilmiyye, Beyrut: ts. 3: 123.

[79] “Gıybetten sakının. O, zinâdan beterdir.” Sahih değildir. Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 6: 348.

[80] “Günahların kefareti pişmanlıktır.” Rivayetin diğer şekli كفارة الذنب الندامة şeklindedir. Ahmet b. Hanbel, Müsned, 1/289.

[81] Bu mısra vezne uymamaktadır.